Özel ordu, Gerilla karşısında tutunamayan bir devletin “normal” olan silahlı kuvvetlerinin yerine özel olarak eğitilmiş. Deyim yerindeyse insanlıktan çıkartılmış ve öldürmekten, tecavüzden, gasptan başka bir şey bilmeyen robotlara dönüştürülmüş, içinden çıktığı değerlere ve insanlığa yabancılaştırılmış bir güruhu örgütleyerek halkların üzerine sürmek demektir. Bu kirli oluşumun hedefi salt gerilla değil ve olamaz da. Gerillanın içinden çıktığı halk da bir bütün olarak hedeftir. Bu halkla dayanışma içinde olan hemen herkes de hedeftir. Bu gerçeklik tarihte yaşanan olaylarla kanıtlanmış ve günümüzde yaşanmakta olan olaylarla da kanıtlanmaktadır.
700 bini aşkın ordusunu bir milyona tamamlayacak polis, özel tim ve paramiliter güçleriyle TC, “bir avuç eşkıya” vb. diyerek küçümsediği HPG gerillası karşısında her zorlandığında özel ordu kurumlaşmasından söz ediyordu. Bu kurumu oluşturmak ve savaş meydanına sürmek AKP Hükümeti ve Başbakanı Erdoğan’a nasip oldu. Eh, ne diyelim, “hayırlısı olsun” diyeceğim ama pek de hayırlı geldiği söylenemez.
Çiller, Ağar, Güreş döneminde allayıp pullayarak Özel Tim kurdular ve Kürdistan’a saldılar. Dönemin Ülkü Ocakları Bozkurtları, mal bulmuş mağribi gibi bu kuruma doluştular. Faşist milliyetçiliklerini Kürt düşmanlığı temelinde, devlet güvencesi altında Kürdistan’ın köylerine, kentlerinin sokaklarına devlet terörü estirerek tatmin etmeye çalıştılar. Türkiye ve Kürdistan halkları bu kirli, faşist ölüm makineleri elinden çok acılar çekti. Binlerce evladını bu kirli savaş makinası cellatların, bu kelle avcılarının ellerinden gelen ölümle toprağa verdi. Sonuçta bu faşist devlet çeteleri uyuşturucu ticareti, beyaz kadın ticareti, haraç alma, ölüm listeleri yapıp infazlar yapma, adım kaçırıp fidye alma, kara para aklama, uluslararası baronların uyuşturucularını askeri helikopterlerle taşıma vb. akla gelebilecek ne denli kirli iş varsa hepsini yaparak devlet içinde devlet oldular. Bu pislikler hala da tam olarak temizlenebilmiş değil. Özgürlük hareketine karşı bu çetelere sığınan devlet, sonunda çetelerin eline geçti.
AKP devletinin Kürdistan’da sürdürdüğü kirli savaşta neden bu denli çok sayıda uzman çavuş ölüyor; soran var mı? Özel timin devamı niteliğinde ve özel orduya geçiş aşaması babından askerliğini çavuş olarak yapan MHP’li beslemeler ağırlıklı olarak “teskere bırakıp” uzman çavuş kadrosuyla özel savaşın emrine girdiler. Yüksek maaşlarla ve devlet gücüne dayanarak Kürdistan’daki katliamlara bu kez bu paralı katiller sürüsü damgasını vurdu. Kürdistan il ve ilçelerinde yürütülen gençleri uyuşturucu ve fuhuş bataklığına sürükleyerek ajanlaştırma faaliyetlerinde de bu çete elemanları başrolü oynamaktadırlar.
AKP ve başbakanına nasip olan özel ordu ise “uzman er ve erbaşlardan” oluşan, dolgun maaşlı, kıyak emeklilik vaatli yeni uzman katiller sürüsü hangi güruhtan oluşuyor dersiniz? Bu sorunun yanıtını vermeden önce biraz gerilere gitmek gerekir sanırım.
2001’de MGK toplantısında yaratılan “ekonomik krizin” hemen ertesinde AKP’yi hükümete hazırlayanların MHP üzerinde yürüttükleri operasyon hala belleklerde tazedir sanırım. Muhsin Yazıcıoğlu’nun kurduğu BBP, MHP’yi bölme harekatında fazla başarılı olamamıştı. Ama Ülkü Ocakları deneyiminden iyi sonuç çıkarmıştı. BBP’nin kurduğu Alperenler Ocağı yeni Ülkü Ocakları rolünü üstlenmişti. MHP’yi etkisizleştirmek, giderek siyaset sahnesinden silmek için geliştirilen bu harekatın arkasında Fethullah Hoca Efendi’nin olduğu gerçeği hemen herkesin bildiği bir sırdır.
Özel ordunun hangi güruhtan oluşturulduğu sorusunun yanıtı da buradadır. Ülkü Ocakları ve MHP’li Bozkurtların özel tim ve uzman çavuş kadrolarını doldurması örneğini takip eden Alperenler Ocağı ve BBP, güç olabilmek için “yeni!” özel ordu oluşumunu fırsat bilerek faşist beslemelerini buraya doldurdu. Yani yeni özel ordu Fethullah Hoca Efendi’nin emniyet teşkilatını ele geçirdikten sonra, ordu içinde güç olabilmek için seçtiği örgütlenmedir. Alperenler Ocağı aracılığıyla özel orduda güç olmaya çalışmıştır. Halklarımıza pahalıya patlasa da özel tim ve uzman çavuşluktan umduğunu bulamayan devletin yeni alametifarikası Alperenler Ocağı devşirmeli bu özel ordudur.
HPG’nin Devrimci Operasyonlarının başlangıcı sayılan Oramar-Ştazin eylemliliğinde yüzden fazla özel ordu elamanının öldürülmesi, bu oluşumun kofluğunu ortaya koydu. Bu eylemden hemen sonra halkımızın Kimyasal Necdet adını taktığı Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in BBP Başkanıyla görüşmesine kimse fazla anlam verememişti. Ama acar Mehmetçik Medya elemanları da bunu sormayı bir türlü akıl edememiş ya da sormamaları tembihlendiğinden sormamışlardı. Bir ilk gerçekleşmişti. Anlı-Şanlı (!) Türk Ordusunun Genelkurmay Başkanı, yüzde sıfır bilmem kaç oranında oy alan bir partinin genel başkanıyla nezaketen görüşmüştü. Özel ordu denilen güruhun Alperenler Ocağı devşirmelerinden oluştuğunu ve Oramar-Ştazin eylemliliğinde yüzden fazla kayıp verdiklerini bilmeyenler için bu görüşmenin sırrını çözmek neredeyse imkânsıza yakındır. Belki de bilerek ve isteyerek dikkatlerden kaçırılan, Kandil işgaline ilişkin söylemler öne çıkarılarak özü kapatılan o görüşmenin asıl nedeni özel ordunun ağırlıklı olarak Alperenler ocağı mensup ve yakınlarından oluşmasıydı. Bu nedenle, o görüşme yalnızca bir taziye ziyareti olarak da değerlendirilemez. Genelkurmay Başkanı adeta tekmilini vermiş, ama aynı zamanda neden bu kadar çok kayıp verildiğinin de hesabı yapılmıştır. Kimin kimden hesap sorduğu ve bunun nasıl telafi edileceği de üzerinde durulması gereken ayrı bir konudur.
Kimyasal Necdet’in genelkurmay başkanı yapılması için çevrilen dolaplar, yürütülen güç diplomasisi ve tüm kuvvet komutanları istifa ederlerken istifa etmeyerek “silah arkadaşlığını” da hiçe sayan Necdet’in jet hızıyla önce KKK’na, ertesi gün de genelkurmay başkanlığına atması, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde açıktan geliştirilen bir entrikanın ilki olmaktadır. Faşist odaklarla ilişkisi, entrikada oynadığı rol ve AKP ile hangi temelde anlaşarak silah arkadaşlarını sattığı mutlaka açığa çıkartılmak durumundadır.
Kürtler ve Kürdistani halklar, Halepçe’ye kimyasal saldırıyı yürüttüğü kanıtlanan Iraklı komutan Ali Necip’e takılan Ali Kimyevi lakabından esinlenerek, savaş meydanında yenildiğinden PKK Gerillalarına karşı kimyasal silah kullandığı için Kimyasal Necdet ismini taktıkları bu hak-hukuk tanımaz adamın insanlık suçu işleyen bir katil, bir cani olduğu bilinmektedir. Alperenler Ocağı’yla yaptığı kirli ittifakla ise Kürdistan’da bu insanlık suçunu çok daha geniş kapsamlı işlemeye devam edeceklerini tahmin etmek zor olmasa gerek.
HPG’nin Şemzînan ve Çelê’de geliştirdiği ve halen devam eden devrimci harekatta bozguna uğrayan bu ordunun ve komutanının köyleri bombalayarak insansızlaştırmaya çalışmalarının da anlaşılır nedenleri vardır. Suriye Ordusunun Halep’i bombalamasını insanlık suçu sayan bir hükümetin ve onun başının, Şemzînan ve Çelê köylerini bombalatması yetmiyormuş gibi bölgeyi insansızlaştırarak halka ve gerillaya karşı geniş kapsamlı kimyasal silah kullanma hazırlıkları yapmaları beklenmelidir. Gerillanın da bunu hesaplayarak karşı tedbirler geliştirdiğini varsaymak savaşın doğası gereğidir. Bu durumda bundan sonra neler olabileceği tahlil edilmeye değerdir.
Bu Rejim Değişmelidir
Bence asıl soru şudur: Bizler, yani tüm Anadolu-Mezopotamya halkları olarak böylesi kirli, kirli olduğu kadar vahşi senaryoların hayata geçirilmesine izin verecek miyiz? Yanıtımız “hayır!” ise, zaman yitirmeden bu kirli senaryoyu teşhir ve tecrit etmek kadar, kendi özgürlük yürüyüşümüzü ve birliğimizi güçlendirmekten, yaşamın her anında ve alanında mücadeleyi yükseltmekten başka yol yoktur.
Bu yolu da Türkiye’deki mevcut faşist rejimin değişmesi, değiştirilmesi perspektifiyle yürümek bir o kadar kaçınılmazdır. Sorun faşizmin karası-beyazı ya da yeşili arasında bir tercih yapmak değil, her türlüsüne karşı mücadeleyi yükselterek yenilgiye uğratmaktır. Ortadoğu’daki değişimin ve dönüşümün, demokratikleşmenin ve halkların kardeşleşmesinin önündeki en önemli engel mevcut TC rejimidir. Bu rejim değişmeden hükümetlerin değişmesinin bir kıymeti harbiyesi yoktur. Halklarımızın farklılıkları temelinde eşit, özgür ve gönüllü birlikte yaşamasının yolu bu rejimin değiştirilmesinden geçmektedir. Bu rejimin değiştirilmesi, Ortadoğu halkları kadar, bir bütün olarak insanlığa karşı da yerine getirilmesi gereken acil bir devrimci görevdir.
Özel Ordu’nun halleri