
Amed’de 14 Temmuz mitingine saldırılması Türkiye’nin gerçeğini ortaya koymuştur. Bunun dışında gösterilmeye çalışılan tüm Türkiye fotoğrafları sahtedir, yalandır. Zaten Türkiye gerçeğinin ne olduğunu anlamak için her zaman Kürdistan’a bakmak gerekir. Kürdistan’da işgalci bir faşist güç vardır. Kürdistan’da işgalci faşist güç olanlar Türkiye’de demokratik olamaz. Sadece Kürtlere karşı yürütülen özel savaş gereği Türkiye’de bu faşist karakterin üstü Türkiye halkına karşı yürütülen psikolojik savaşla örtülmektedir.
14 Temmuz günü Kürdistan’da Kürt halkı üzerinde bir polis terörü estirildi. 1982 yılında Diyarbakır zindanındaki zihniyet ne idiyse 14 Temmuz 2012 yılındaki devlet zihniyeti de aynıydı. 1980’li yıllarda 5 Nolu’da kalanlara sorulsa verilecek cevap budur. Dolayısıyla Diyarbakır 5 Nolu zindanında yaşananları eleştiren, ama 2012 14 Temmuz’unda aynısını yaşatanların ne kadar yalancı ve demagojik olduğu anlaşılmıştır. Zaten AKP Hükümeti tüm faşist hükümetler gibi demagoji yapmada ustalaşmıştır.
14 Temmuz’da yapılan saldırı tüm Kürtlere yapılmıştır. Çünkü Türk devletinin Kürt’e bakışı Amed meydanlarına yansımıştır. Dünün 5 Nolu zindanında mahkumlara azgınca saldıran gardiyanlarla bugün Amed sokaklarında Kürtlere saldıran polis, devletin Kürt’e bakışının uygulayıcılarıdır. Amed halkının yüzde yetmişe yakını BDP’ye oy vermiştir. Türk devleti en azından Amed halkının yüzde yetmişine saldırmıştır. Acaba dünyanın başka bir yerinde bir halkın temsilcilerine böyle saldırılmış mıdır? Tabii ki böyle bir örnek yoktur. Bu nedenle Türkiye’de sözü edilen demokrasiye her zaman özel savaş demokrasisi dedik. Yani baskıların ve zulmün, en başta da Kürtler üzerinde yürüten baskı ve kültürel soykırımın üstünü örtmek için böyle bir özel savaş demokrasisi sistemi kurulmuştur.
Özel savaşın psikolojik savaş elemanları her gün Türkiye’de hak aramak için demokratik yollar var diyerek, Türkiye gerçeğini farklı göstermeye çalışmışlardır. Türkiye’de demokrasi içinde Kürtler haklarını elde edebilir propagandasını yapıyorlardı. Bunu diyerek PKK’ye silah bırakma dayatmasını yapıyorlardı. 14 Temmuz’da açıkça görüldü ki Türk devleti silah zoruyla Kürtlerin hak talebini bastırmaktadır. Zaten yüz binlerce asker ve yine yüz binden fazla polisle Kürdistan işgal edildiği için bu zulüm yapılmaktadır. Bu işgalci güçler olmazsa Türk devleti bir gün bile Kürdistan’da varlığını sürdüremezdi. Zaten nasıl işgalci faşist bir güç olduğu 14 Temmuz’da kanıtlanmıştır.
Türk devletinde Kürtler söz konusu olduğunda demokrasi içinde hak arama imkanının bulunmadığı bir daha görülmüştür. Zaten Kürtlerin her demokratik eylemine polisle saldırmaktadır. Öyle ki Kürt halkının ulusal bayramı olan Newroz bile 2012’de yasaklanmıştı. Kürtlerin iradesini ortaya koyan her etkinlik hedef alınıyor. Zaten binlerce siyasetçinin tutuklanmasının nedeni de toplumu örgütsüz bırakmak ve böylece hak aramalarını engellemektir. Dolayısıyla binlerce siyasetçiyi tutuklama anlayışıyla Amed mitingine saldıran anlayış aynıdır.
Kim ne derse desin bugün Kürt halkının her türlü araçla direnmesi meşrudur. Dünyada her türlü araç ve yöntemle mücadelenin en fazla meşru olduğu yer Kürdistan’dır. Çünkü bir halkın varlığı yok edilmek isteniyor. Türk devleti Kürtleri egemenlik altında tutan kültürel soykırımla yok etme politikasından vazgeçmemiştir.
Kuşkusuz her türlü direniş derken sivillere yönelik eylemleri bunun dışında tutuyoruz. Zaten Kürtlerin özgürlük mücadelesinde sivilleri hedefleme diye bir anlayış yoktur.
Kürt halkı üzerinde baskı ve zulüm politikası sürmektedir. Kürt genci, yaşlısı, kadınıyla birlikte bu Özgürlük Mücadelesini sürdürmektedir. Kırk yıldır sürdürdüğü varlığını koruma, özgürlük ve demokrasiyi kazanma mücadelesini gerekirse bir kırk yıl daha sürdürecektir. Köleliği ve yok edilmeyi kabul etmeyecektir. Kürtlerin direnişinin kırılacağını sananlar özgürlüğüne düşkün bu halk gerçekliğinin nasıl yaratıldığını bilmeyenler ve anlamayanlardır.
AKP klasik inkar, imha ve Kürtleri yok etme politikasını yeni koşullarda sürdürüyor. Kürtlerin bilinçlenmesi ve dünya koşulları nedeniyle söylemi değişmiştir. Çok teşhir olduğu alanlarda kimi yumuşamalar yapmak zorunda kalmıştır. Ancak tüm bunları kültürel soykırımı sürdürmek için yapıyor. Psikolojik savaşına argüman kazandırmak için yapıyor. Yoksa AKP Hükümetinde amaç farklılığı yoktur. AKP’nin bu saldırılarından AKP’nin içindeki ve dışındaki Kürt işbirlikçileri sorumludur. Onlar AKP faşizmine ve Kürtleri yok etme politikasına maske olmaktadırlar. Böylece AKP’nin bu saldırılarını cesaretlendiriyorlar, hatta meşrulaştırıyorlar. Bu nedenle Kürt halkı AKP içindeki ve dışındaki işbirlikçilere karşı da tavrını ortaya koymalıdır.
Türkiye’de bir demokrasi cephesi hareketi yaratılarak AKP faşizmine karşı direnişe geçmek gerekmektedir. AKP faşizmini direnişten başka hiçbir şey geriletmeyecektir. Ancak direniş geliştirildiğinde bugün güçlü görünen AKP bir süre sonra diğer Kürt düşmanı faşist iktidarlar gibi eski siyasetçiler müzesine atılacaktır.