Türk özel savaş rejiminin Kürdistan’da yürütmekte olduğu kirli politikaları sadece askeri alanda gerçekleştirdiği saldırılarla sınırlı kalan bir yaklaşımla ele almamak gerekmektedir. Eğer bu şekilde bir yaklaşımla ele alırsak, Kürdistan’da yürütülen özel-kirli savaşı çok dar sınırlar içerisine hapsetme gibi, darlaştıran bir yaklaşımın sahibi olunmaktan da kurtulunamayacaktır. Böyle bir gerçekliğe rağmen ne yazık ki, bu konuda ciddi yetersizlikler yaşanmaya devam etmektedir. Basın-yayın organlarına yansıyan haberlerde ve yapılan programlarda dile getirilen görüşlerde bunu görmekte mümkündür. Daha çok TC devletinin askeri saldırıları öne çıkarılmakta ve bu da farkında olmadan özel psikolojik savaşın arzuladığı/istediği gibi sonuçların ortaya çıkmasına imkan sunmaktadır. Toplum üzerinde yaratılmaya çalışılan korku psikolojisini böyle bir gerçeklik içerisinde ele almak mümkündür.
Ancak bu yazı kapsamında ele almak istenilen konu bu değil. Sadece hatırlatma kabilinden değinilme gereği duyulmuştur. Burada asıl üzerinde durulmak istenilen husus ise, Türk özel savaş rejiminin Zaza Kürtleri ve HURDA-PAR üzerinde uygulamaya koyduğu politikalardır.
Son günlerde basın-yayın organlarına da yansıdı. R.T. Erdoğan’ın talimatı ile Zaza Halk Partisi (Partiya Şarê Zazayan) adıyla kurulan bir parti kamuoyunu gündemine getirildi. Öyle anlaşılıyor ki, bir süre sonra daha farklı boyutlarıyla kamuoyunun gündemine girecek ve tartışılmaya devam edecek.
Burada öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Zaza Kürtlerinin kendileri olarak örgütlenmeleri karşısında bir görüş ortaya koymak ve bunu savunmak mümkün değildir. Hatta bu yönlü çabaları teşvik etmek ve destelemenin devrimci bir görev olduğunu da burada söylemek gerekmektedir. Zaza Kürtlerinin Kürdistan halk gerçekliği içerisinde ifade ettiği anlam, demokratik ulus bilinci, savunulan Demokratik Özerklik ile özgürlük ve Demokrasi hareketinin Zaza Kürtlerine yönelik var olan yaklaşımı da bunu gerekli kılmaktadır.
Burada çok açık olarak tekrar edilecekte olsa, şunu belirtebiliriz. Zaza Kürtleri gerek dil ve kültür gerekse de aşiretsel topluluk olma boyutlarıyla Kürdistan toplumu içerisinde temel kök hücreleri arasında yer almaktadır. Bugün Kürt dili içerisinde yer alan lehçeler içerisinde, hatta Kürtlerle akraba olan birçok topluluğun kullandığı dil içerisinde Zaza Kürtlerinin kullandığı kelimelerin olması, kültürel şekilleniş içerisinde ortak yönlerin varlığı da bunu doğrulamaktadır. Kürt özgürlük ve demokrasi hareketinin, başından beri Zaza Kürtlerine yönelik olan yaklaşımı belirleyen de bu gerçeklik olmuştur. Ancak bu gerçekliğe rağmen Zaza Kürtleri ile istenilen ve olması gereken buluşmanın sağlanabildiğini söylemek te mümkün değildir.
Kuşkusuz bunun nedenleri de vardır. Bunların başında da Türk özel savaş rejiminin özellikle de temel ayaklarından olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Zaza Kürtlerine karşı geliştirdiği ve uygulamaya koyduğu özel politikalar gelmektedir. Bu politikaya dayanarak sürekli olarak Zaza Kürtlerinin genel Kürdistan toplumuyla buluşmasını engellemeye ve aralarında suni duvarlar örmeye çalışmışlardır. Bunun içinde özel görevlendirmeler yapmışlar ve bugün AKP içerisinde görüldüğü gibi Cevdet Yılmaz vb. kişililer şahsında somutlaştığı haliyle Zaza Kürtleri içerisinde de buna eğilimli kişileri örgütleyerek, eğiterek kullanmışlardır. Bunda kısmen de olsa başarılı olmuşlardır. Dikkat edilirse, Zaza Kürtleri ile diğer Kürt toplukları arasında sürekli olarak yaratılan/oluşturulan suni ayrılıklar öne çıkarılmaktadır. Ve bu ayrılıklar da AKP, MHP vb. gibi sömürgeci sistem partileri tarafından Kürdistan halkının demokratik ulus bilincinin gelişmesi ile özgürlük ve demokrasi mücadelesi karşısın da kullanılmaktadır. Şimdide bunu kurdukları parti ile daha örgütlü bir hale getirmek istemektedirler.
Türk özel savaş rejimi daha önce de Bakurê Kürdistan’da Türkiye Kürdistan’ı Demokratik Partisi(T-KDP) adıyla bir parti kurdurtmuştu. Bununla da asıl olarak Kürt kimliğini kullanarak Kürdistan halkını kendi içerisinde çatıştırmayı ve böylece Kürtleri kendileri karşısında bir tehlike olmaktan çıkarmayı hedeflemişti. Ancak bunda başarılı olamamıştı. “Zaza Halk Partisini” kurarak ta, T-KDP’inin yanına bir yenisini daha ekleyerek, Kürtler içerisinde Truva Atları’nın sayısı çoğaltılmak istenilmektedir.
Türk özel savaş rejiminin HÜDA-PAR’a olan yaklaşımı da T-KDP ve “Zaza Halk Partisine” (Partiya Şarê Zazayan) olan yaklaşımdan farklı değildir. Hatta bunlardan daha köklü bir ilişki içerisinde bulunmaktadır. R.T. Erdoğan’ın ikide bir kameraların karşısına geçerek HÜDA-PAR’a “teşekkür etmesi” yine Kürdistan’da Halkın iradesine karşı yapılan bir darbe olan belediyelere atanan kayyumlarla birlikte belediye başkan yardımcılıklarına ve belediye daire başkanlıklarına, müdürlüklerine yine HÜDA-PAR üyelerini atayarak, onların örgütlenmesinin önünü açmaya çalışmakta olmaları, yine belediyelerin imkanlarına dayanarak mali kaynaklar yaratılması ve “Kuran Kursları” adıyla sayısı her gün biraz daha artan yeni kontra yuvalarının açılmakta olması da bunu göstermektedir. Mevcut durumda TC devletinin Kürt özgürlük ve demokrasi hareketine karşı yürüttüğü özel-kirli savaş içerisinde daha fazla öne çıkarmaya çıkardığı bu taktik yönelimi olmaktadır.
Türk özel savaş rejiminin öne çıkardığı bu taktik yönelim aslında, onun bugüne kadar yürüttüğü sömürgeci soykırım saldırılarındaki başarısızlığının ve yenilgisinin de kabulü ya da itirafı olma gibi bir anlam taşımaktadır. Onun içindir ki, Kürt özgürlük ve demokrasi hareketine ve giderek Kürt toplumun yeni kimliği olan demokratik ulus bilinçlenmesine, yaşamına ve örgütlenmesine karşı, “Kürt” adını kullanarak sapkın, kontra oluşumlar/partiler kurarak kendine yeni saldırı alanları açmaya çalışmaktadır. Bunun içinde Kürde karşı yine adları dışında Kürtlükle hiçbir lakası olmayan ajan, kontra güçleri kullanmak ve harekete geçirmek istemektedir.
Daha önce de bu yola başvurmuştur. Koruculardan, çete grupları oluşturmuşlardır. Daha sonra buna önceden örgütledikleri Hizbi-Kontra çetelerini, ajanlardan ve itiraflardan oluşan “Ölüm Mangalarını” eklemişlerdir. Fakat bunda başarılı olamadıkları gibi, iflas ve tasfiye ile karşı karşıya gelmişlerdir.
Türk özel savaş rejimi, şimdi de kullanmak istediği bu kontra güçlerle de aynı yoldan bir kez daha geçmeye çalışmaktadır. Ancak bu seferde aynı akıbeti yaşamaktan başka bir şansı bulunmamaktadır. Hatta daha ağır sonuçlarla karşı olasılığı daha fazladır. Çünkü ellerine aldıkları/ tuttukları bombanın yine ellerinde patlaması çok daha kuvvetli bir olasılık olarak görünmektedir.