
Kürdistan’da baharla birlikte başlayan gerilla harekatı temmuz ayında doruğa çıktı, ağustos sıcağında da bütün hızıyla sürüyor. Hareketliliğin en yoğun yaşandığı bölge ise elbette ki Şemzînan kırsalı. Şemzînan kırsalında başlayan gerilla operasyonu kırsalı aştı, ovaya doğru kayıyor. Hakkari ili ve ilçelerinin bağlantısını sağlayan anayollar da gerilla kontrolüne girmiş durumda. Üçgen diye tabir edilen Hecibeg vadisi boyunca başlayan devrimci harekat, gitgide genişledi ve Oramar, Gerdiya, Şemdinli, Yüksekova ve Hakkari’ye doğru genişleyerek devam ediyor.
Gerilla ilerliyor…
Gerillaların gerçekleştirdiği hamle sonucu Zerzan bölgesi ve Goman gerilla denetimine geçti. Kırsal alanın yanı sıra Gerdiya-Şemdinli, Gever-Şemdinli, Hakkari-Gever-Esendere hattı gerilla denetimine girmiş durumda. Merkezi yollar, birçok köy ve mezra da gerilla denetiminde. Zerzan köyler olarak bilinen Gelişim(Tanyolu), Meleyan(Ulaklı), Garê(Tekeli), Masiro(Balıklı), Şewirtê(Üstün ağaç), Kepenek, Qadana(Çalışkan), Xıznê, Gemana, Feqiyan, Bêbab(Olgunlar), Qelaşk(Günyazı), Şexan köyleri; Şemdinli’nin öte yakasında ise Nerkola, Robinus, Navreza, Evliya, Nehrê, Begirdê, Moşê, Bêşems, Demlatê, Betera, Sênala… Şemdinli’den Rubarok’a(Derecik) kadar onlarca köy ve mezraya Türk ordusu giremiyor. Tam bir buçuk aydır onlarca köy ve kasaba gerilla denetiminde bulunuyor. Türk ordusunun bölgedeki hareketliliğine ve varlığına son veren gerilla birliklerinin hareketliliği içlere doğru kayıyor.
Şemdinli harekatı sonucunda, Şemzinan tamamen kuşatılmış durumda. Derecik-Şemdinli yolu 23 Temmuz’dan beri gerilla kontrolünde. Gerilla birlikleri, Goman hattında 35 km’lik alanda denetim sağlayarak şehir merkezine 1 km kadar yaklaşırken; Zerzan hattında yani Şemdinli’nin öte yakasında ise Türk ordusu Şemzinan Tugayı’nın hemen yanı başında bulunan Qelaşk(Günyazı) Köyü’ne bile gidemiyor. Burada da Tanyolu Köyü’nden Şemdinli merkeze kadar 17 km’lik alan gerilla denetiminde bulunuyor. Türk devletinin elinde kala kala Şemdinli Tugayı ve Tekeli Taburu kalmış durumda. Türk devleti de bu durumu, bölgeyi askeri bölge ilan ederek kabul etmiş oldu.
Bölgede görüştüğümüz köylüler de askerlerin Garê(Tekeli) Köyü’nü geçmediğini, Garê’nin etrafında zaman zaman pusuya yatıklarını söylüyor. Buradaki köyler ve köylüler tam bir buçuk aydır asker görmemişler.
Konserve şimdiden efsane oldu…
Konserve tepesinin gerillalarca ele geçirilmesi şimdiden bir efsane olmuş durumda. Zerzan köylerinde Konserve Tepesi’nin gerillalarca nasıl ele geçirildiğini işitiyoruz. Kimilerine göre onlarca, bir başkasına göre yüzlerce gerilla aynı anda tepeye girmiş. Onlara göre her şey bir anda olup bitmiş ve askerler soluğu Garê Karakolu’nda almışlar. Kimileri onlarca gerillanın kimileri ise yüzlerce gerillanın hala bu tepede bulunduğunu söylüyor. Efsane ve rivayetler bir tarafa bir gerçek var ki o da tam bir aydır Konserve Tepesi, Geniş Tepe ve Kanal Tepesi (ki bu her üç tepe de Türk ordusunun sınır karakollarının konuşlandırılmış olduğu tepelerdi) şimdi gerillaların elinde bulunuyor. Türk ordusu tam bir aydır daha önce elinde bulunan bu tepeleri savaş uçakları, obüs topları ve havan gülleleri ile vuruyor.
Köylüler aldırış etmiyor
Şemzinan harekatının üzerinden tam 42 gün geçti ve yaşananları daha yakından görmek için bölgeye gittik. Cephede bulunan gerillaların yanı sıra Zerzan köylüleri ile konuştuk. Bölge halkına yaylalar yasaklanmış. Bağ ve bahçeleri bombardımanda kül olmuş. Gördüğümüz tablo, köylülerin anlatımları, Türk ordusunun bölgeye yönelik bombardımanda sivillerin gördüğü zararın boyutlarını gözler önüne seriyor. On yıllardır el emeği ve büyük bir sabırla baktıkları, yetiştirdikleri bağ ve bahçeler kül olmuş; koyunlarını yaylaya çıkaramadıkları için evlerde beslemek zorunda kalıyorlar. Köylülerin kışın hayvanlarını beslemek için kuruttukları otlar da bombardımanların sonucunda yanmış. Köylüler askerlerin tehditlerine aldırış etmiyor, yine bölgeye geliyorlar. Ancak bu sefer de bombardıman, havan ve obüslerle karşılıyor onları Türk ordusu.
Hani Erdoğan demişti ya...
Medya Savunma Alanları’ndan Hecibeg vadisine, oradan da daha önce askerlerin denetiminde olan ancak şimdi tamamen gerilla denetimine geçen Zerzan bölgesi olarak bilinen ve “şeytan üçgeni” olarak ad yapmış olan(Irak-İran-Türkiye sınırlarının kesiştiği yer) bölgeye gidiyoruz. Oradan da yakın zamana kadar Türk ordu güçlerinin konuşlandığı Konserve, Geniş Tepe ve Kanal Tepesi’ne. Şimdi bütün bu bölgeler boylu boyunca gerilla denetiminde bulunuyor.
Yaşananları daha yakından görmek için savaşın yaşandığı bölgeye gittik. Bu yolculuğu tetikleyen etkenlerden birisi de Türk Başbakan Erdoğan’ın ifadeleri oldu. Hani Erdoğan demişti ya “Türk ordusunun giremediği vadi, çıkamadığı tepe yok”. İşte bu yolculuğumuzda, durum gerçekten böyle mi yoksa bölge gerillanın mı denetiminde? Bunu da bizzat görmek istedim.
Betondan ibaret sınırlar ve Hecibeg vadisi
Saatleri bulan yorucu ve heyecanlı bir yolculuğun ardından nihayet Hecibeg vadisine ulaşıyoruz. Yorucu zira yaylalardan geçiyoruz ve ağustos sıcağı son demlerini yaşasa da bölge bir hayli sıcak. Heyecanlı, çünkü Türk ordusunun topçu bataryaları bölgeyi sürekli bombalıyor. Bombardıman altında Hecibeg vadisine ulaşıyoruz. Sınırların anlamsızlığını, hele hele mevzu bahis olan Kürdistan’ı bölen sınırlar olunca bu anlamsızlığın ne kadar derin olduğunu hep söyledim durdum. Ama bu gerçeği Hecibeg vadisine ulaştığımızda gördüğüm manzara karşısında hissettiğim kadar hiç hissetmedim. Hecibeg vadisi; Lozan’ın çizdiği sınırlara göre Türkiye-Irak, Türkiye-İran, ve İran-Irak sınırlarını belirliyor. Yaygın tabirle sınırın sıfır noktası. Gerilla bu bölgeyi “üçgen” olarak adlandırıyor. Daha yaygın olarak ise “şeytan üçgeni” olarak biliniyor bölge. Bölge, aynı zamanda sınır ticaretinin de güzergahı oluyor. Günde yüzlerce kaçakçı geçiyor Hecibeg suyundan. Çok rahat oldukları dikkatimizden kaçmıyor. Bunun nedenini soruyoruz. Aldığımız cevap “çünkü şimdi bölge gerillaların denetiminde, ne Türk ordusu ne de iran pastarları karışamıyorlar bize” yanıtını alıyoruz.
Şimdi sadece Hecibeg’in kuzeyi, güneyi var
Yeniden Hecibeg suyuna ve sınırların anlamsızlığına dönelim. Sınırlar anlamsız çünkü ülkelerin sınırlarını belirleyen bu vadi Kürdistan’ın doğasını, coğrafyasını bölememiş… Bir ağaç düşünün, bir söğüt ağacı… Kökleri Güney Kürdistan topraklarında yani Hecibeg suyunun güneyinde, dalları ise suyu aşarak taa Kuzey Kürdistan’a uzanmış bir söğüt ağacı. Dereler düşünün; güneyden ve kuzeyden gelerek Hecibeg suyunda buluşan dereler. Vadinin her iki yakası yaylalık. Uçsuz bucaksız yaylalarda yalnızca helizler boy vermiş. Toprağın rengi, dağların uzantıları aynı. Hecibeg suyunun iki yakasında birbirine bakan ikiz kuleler misali Gostê(Karadağlar) ve Karker(Mercanlar) dağları uzanıyor. Kim demiş burası sınır diye? Burada fazla olan bir şeyler var. Buranın doğasına aykırı olan bir şeyler. Hecibeg suyunun her iki yakasına beş yüzer metre arayla dikilmiş olan betondan taşlardan bahsediyorum. İşte şimdi gerilla bu yapay sınırlara son darbeyi vurmuş. Burası Kürdistan toprakları… Kuzeyi güneyi yok. Sadece Hecibeg suyunun güneyi ve kuzeyi var şimdi. Hecibeg suyu betondan taşları tanımadan, kuzeyden ve güneyden dereleri kendisine katarak özgürce akıyor.
Konserve’ye yolculuk…
Hecibeg suyunu geçiyoruz. Heyecanımız biraz daha artıyor. Çünkü sıcak bölgeye, günlerdir medyada birinci sırayı işgal eden bölgelere çok yaklaştık. Bir buçuk saatlik bir tepeliği çıktıktan sonra Konserve Tepesi’ndeyiz. Bir buçuk saatlik yolculuk dediğime bakmayın! Gündüz gözüyle düşe kalka, adım başı kayarak çıkıyoruz bir zamanların Gediktepe’sine. Namı diğer Konserve’ye…
İşte o an 2010 yılı aklıma geliyor. 19 Haziran akşamı gerillalar bir çok koldan bu tepeye yönelik bir eylem gerçekleştirmiş, Türk ordu güçlerine ait birçok mevzi yok edilmişti. Türk ordusunun verdiği ağır kayıpların ardından Türk Başbakan Erdoğan ve dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, bu tepeye giderek mevzilerde çömelmiş vaziyette objektiflere poz vermişlerdi. İşte bu kareleri ortaya çıkaran eylem anına gidiyor aklım. Çünkü 2010 yılında gerçekleşen gerilla eyleminden sonra bu bölgeye gitmiş, gerillalarla konuşmuştuk. O ayrıntılar ve gerillaların ifadelerini anımsıyorum yeniden. Bizim gündüz gözüyle yürümekte zorlandığımız, patikanın olmadığı ve üstelik etrafında Alman tellerinin yanı sıra mayınlanmış arazide nasıl oldu da gerillalar, termallere, ses alıcılarına ve ışıklandırmaya rağmen gece karanlığında bu tepeye eylem gerçekleştirdi? Aklımızın almadığı bu sorunun yanıtı, gerillanın bizden farkı oluyor her halde…
Nihayet Konserve’deyiz
Gündüz gözüyle göz gezdiriyorum etrafa. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum zira. Bizimle birlikte hareket eden gerilla birliğinin komutanı fark ediyor bunu. “Merak etmeyin. Biraz dinlenelim. Sonra birlikte tepeyi dolaşırız. Bölge tamamen denetimimizdedir. Zaten bunu siz de göreceksiniz.” Evet, gerçekten de gerilla komutanı Vedat’ın dediği gibi herşey. Biraz dinlendikten sonra tepeyi birlikte dolaşınca bunu daha iyi anlıyoruz. Vedat anlatıyor, ben not alıyorum. Bir taraftan da etrafa göz gezdirmeye devam ediyorum.
Konserve Tepesi neden önemli?
Konserve Tepesi diğer ismiyle Gediktepe, Zerzan bölgesini en üstten gören yüksek bir tepelik. Kuşbaşı misali her üç yanda üç ülkenin topraklarını görüyor. Dağın doğu tarafındaki son tepelik. Konserve’nin yirmi dakika aşağısında ise üçgen diye tabir edilen sınır bölgesi var. Buradan bir saat yürüdüğünüzde Dalamper dağlarından Doğu Kürdistan’a; yarım saat güneye yürüdüğünüzde ise Hecibeg vadisine yani güney Kürdistan’a geçiliyor. Konserve’nin kendisi ise Kuzey Kürdistan topraklarının sınıra bakan son yükseltisi oluyor. Bu tepenin silsilesi batıya doğru uzanarak Geniş Tepe’ye oradan da Gostê’ye uzanıyor. Yani Zerzan’dan, Doğu Kürdistan sınırından başlayarak taa Şemzinan’ın öte tarafına kadar, Goman’a, oradan da Derecik’e kadar uzanan topraklar gerilla denetiminde bulunuyor.
Kuşatma var kuşatma!
Şemzinan kuşatması söylemi boşuna değil. Şemdinli’nin doğusu, güneyi ve batısı gerillanın mutlak denetiminde bulunuyor. Kuzey tarafında ise Esendere yolunda gerilla kontrolü söz konusu. Özcesi Şemdinli’de devlet ve Türk ordusu karakollardan ibaret. Gerilla çemberi gitgide daralıyor, son günlerde gerillalar Şemdinli merkezde de boy göstermeye başladı.
Yeniden Konserve’ye dönelim. Konserve Tepesi bir zamanlar Garê(Tekeli) Taburu’na bağlı bir sınır karakoluydu. Tepe’ye en yakın yerleşim yeri Gelişim(Tanyolu) Köyü. Tanyolu Köyü’nün Konserve Tepesi’ne uzaklığı yaklaşık 1 km. Şemdinli merkeze ise 16 km uzaklıkta bulunuyor. Tanyolu Köyü’nden sonra Şemdinli’ye doğru Ulaklı, Tekeli, Balıklı, Üstünağaç, Kepenek, Çalışkan, Xiznê, Gemana, Yeşilyüz, Olgunlar, Günyazı ve Şexan köyleri geliyor. Günyazı ile Şexan köyleri Şemdinli Tugayı’na bitişik yani merkeze bağlı köyler. Bu stratejik pozisyonundan kaynaklı önemli bu tepe. Şimdi bütün bu köylerin denetimi gerillaların elinde bulunuyor.
Köylere bakıyorum. Hareketliliğin fazla olmayışı dikkatimi çekiyor. Şimdi yaylalarda olması gereken köylüler köylerinde duruyor. Kışın hayvanlara verilmek üzere yazın biriktirilen ot yığınları yok yaylalarda. Sürüsünü otlatması gereken çobanlar ortalıkta görünmüyor. Köylüler köylerinin etrafına dahi ender çıkıyorlar. Savaş bölgesinin köyleri bunlar. Derin bir sessizlik var, cıvıl cıvıl olması gereken Şemdinli köylerinde.
Şemdinli gerilladan sorulur
İlk uğrak yerimiz olan Konserve Tepesi’nde gerillalarla konuşuyoruz. Oradan Geniş Tepe’ye geçebileceğimizi, gündüz hareket edeceğimizi çünkü askerlerin karakoldan dahi çıkamadıklarını yaşayarak görüyor, öğreniyoruz. Bu gerçeği konuştuğumuz Zerzan köylüleri de doğruluyor. Askerlerin karakollardan çıkamadığını, gerillaların yol kontrolünü ele geçirmesinden sonra askerlerin karadan erzak getirmek dahil karayollarını kullanamadığını söylüyorlar. Bölge halkından, askerlerin karakollardan ancak sivil giyinerek çıkabildiğini, zaman zaman karakolların etrafında pusuya yattıklarını öğreniyoruz.
Yarım saatlik araç mesafesi
Şimdi biraz Konserve Tepesi’ni tanıyalım. Yol iki yerden tepenin tam üstüne kadar çıkıyor. Şemdinli’den gelen asfalt yol, Tanyolu Köyü’nde bitiyor. Buradan toprak yol iki hattan Konserve Tepesi’ne ulaşıyor. Yani Garê Karakolu’ndan veya Şemdinli Tugayı’ndan çıkan bir araç, normal bir hızla yarım saatte Konserve’ye ulaşabiliyor.
Konserve Tepesi, askerlerce ‘sekiz rakamı’ biçiminde inşa edilmiş. Tepenin iki ucunda iki küçük tepecik var. Bu iki tepeciğin tam ortasına helikopter pisti inşa edilmiş. Helikopter pistinden çıkan iki yol da her iki tepeciği dolanarak yeniden piste ulaşıyor. Tepenin yolları dozerlerle mevzi biçiminde yapılmış. Yolun kenarı taş ve toprakla yükseltilmiş. Dört bir yanda demir kafeslerin içerisine toprak doldurularak yapılan mevzilerle karşılaşıyoruz.
Erdoğan’ın mevzisinden eser kalmamış…
Helikopter pistinin güneyi boylu boyunca bu mevzilerle kapatılmış. Tepenin güney yakası, Hecibeg vadisine bakan yamaç askerlerce kara mayınlarıyla mayınlanmış. Kuzey yamacında ise askerlere ait çadırların izleri duruyor hala. Tepede gerillaların gerçekleştirdiği eylemin izlerini görüyoruz. Bazı mevziler tamamen imha edilmiş, geriye derme çatma taşlar kalmış. Yolun bazı bölümleri gerilla ağır silah birliklerinin top atışları sonucu tahrip olmuş. Tayyip Erdoğan ile İlker başbuğ’un gittiği mevziye gidiyoruz. Bu mevziden geriye bir kaç taş ve askerlerin mevzi yapımında kullandığı birkaç çuval duruyor. Tepenin etrafına çekilen Alman teli ise gerillalarca sökülüp bir kenara atılmış. Evet, bir dönemlerin Gediktepe sınır karakolu şimdi gerillaların denetiminde. Helikopter pistinin tam üstünde bulunan mevzilerde HPG bayrağı dalgalanıyor. Türk ordusunun Konserve Tepesi’nden adeta kaçarcasına ayrıldıklarını geride bıraktıkları askeri eşyalardan ve hazır yiyeceklerden anlıyoruz. Askerler; geride miğferden tutun konservelere, enerji içeceklerinden süngerlere kadar birçok malzemeyi olduğu gibi bırakıp gitmişler. Daha kullanılmamış dikenli bir Alman teli topunu da bir taşın altına bırakıp gitmişler.
28 yıl sonra Şemdinli
Konserve yolculuğumuzdan sonra bölgede bulunan gerilla birliklerini mevzilerinde ziyaret ediyoruz. Bizi sıcak ve gülümseyerek karşılıyorlar. “Geç kaldınız. Birçok şeyi kaçırdınız” diye takılıyorlar. Ama üzülmeyin daha her şey bitmedi” diyerek teselli ediyorlar bizi. Uzun süre gerilla bölgelerinde kaldım, birçok gerilladan demeçler aldım. Duygularını, düşüncelerini kısacası gerillaya dair merak edilen ne varsa bunları yazmaya, görüntülemeye çalıştım. İtiraf etmeliyim ki, Şemdinli devrimci harekatına katılan gerillaların yaşadıkları duyguları, kararlılıklarını, üstün motivasyonlarını anlatmak, kelimelere dökmek çok zor. Kuzey Kürdistan’da gerilla olmanın motivasyonunun, disiplin anlayışının, kararlılık düzeyinin ve yoldaşlık ilişkilerinin ne kadar güçlü olduğunu anlıyoruz. Bu harekatla ne amaçladıklarını ve harekatın sonuçlarını konuşuyoruz, harekatta başından beri yer alan gerillalarla. Hepsi ağız birliği yapmışçasına aynı şeyi tekrarlıyorlar. “Bu yılı Önderliğimize özgürlük, Kürdistan’a siyasi statü kazandırma yılı ilan ettik. Sloganımız ya özgürlük ya özgürlüktür. Özgürlük çok yakın” diyorlar. 15 Ağustos atılımının Şemdinli ve Eruh’ta geliştiğini, 28 yıl aradan sonra gelişen devrimci harekatın bunun devamı olduğunu vurguluyorlar. “15 Ağustos dirilişi sağladı, şimdi sıra özgürlüğü sağlamada” diyorlar. Komutanları Mahsum Korkmaz bu diyarlarda ilk mermiyi sıktığında daha doğmamış olan Kürt gençleri, kızları ve oğulları şimdilerde komutanlarının başlattığı savaşı devralarak bayrağı daha da yükseklere taşımanın gayreti içinde.
Dönüş yok, sürekli ileri
Kamuoyunda en çok merak edilen ve tartışılan soruyu yöneltiyoruz gerillalara “Türk devletinin Kürdistan şehirlerindeki işgalini sonlandırana kadar kimse durmamızı beklemesin” diye yanıtlıyorlar. Kürdistanlı gençlerin Önderliklerini, Kürdistan’ı özgürleştirme konusunda ne kadar kararlı olduklarını görüyoruz. Bunu bir hayal olarak değil en yakın zamanda gerçekleştirecekleri bir amaç olarak görüyorlar. Bu amaçlarında ısrarlı ve kararlılar. Net bir şekilde amaçlarını ifade ediyorlar. Gerilla için geriye dönüşün olmadığı bir süreç başlattıklarını, bir aylık gerilla performansının ve başarısının bunu kanıtladığına dikkat çekiyorlar. Daha da önemlisi yaşanan gelişmeleri yeterli görmüyorlar.
YARIN: Türk ordusu hangi silahları kullanıyor?
CİHAN ÖZGÜR / ZAGROS