DTK ve HDK’nin Kürdistan bileşenleri 4-5 Eylül tarihlerinde Amed’de “demokratik siyasetin sorunları, İmralı tecridi, yerel seçimler ve yeni dönem mücadele hattı” konulu bir toplantı gerçekleştirdi. Sonuç bildirgesinden toplantıda “Merkeziyetçi anlayışa karşı, toplumu köy, mahalle, kasaba ve kentlerde yeniden örgütleme ve halkı demokratik siyasete doğrudan katma hamlesini başlatmak en acil görevdir” yaklaşımının güçlü bir vurgu olarak çıktığını öğreniyoruz. Ardından HDP’nin yerel yönetimler ve toplumsal muhalefeti örgütleme hazırlıkları kapsamında “Demokratik Halk Buluşmaları” adıyla toplantılar yapacağı kamuoyuyla paylaşıldı.
Hakkında alınmış soykırım kararı gereği sistematik bir şekilde toplum kırım politikalarına maruz kalan Kürt halkının, varlığını nasıl koruyacağı ve özgürlüğünü nasıl inşa edeceği hala en temel sorun olma özelliğini korumaktadır. Kürt Halk Önderi bu nedenle “Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” başlığıyla en kapsamlı savunmasını kaleme aldı.
Mevcut durumda Kürtler soykırım kıskacı altındadır ve Kürtleri savunmak gerekir. Kuşkusuz var oluş sorunu yaşayan her Kürt’ün kendisini savunması gerekir, ancak en çok da Kürtler adına hareket eden öncülerin bunu yapması gerekir. Nihayetinde her Kürt’ün kendisini savunur ve kendisi olarak yaşar hale gelmesini ve bu halde kalmasını sağlayacak olan da yine Kürt halkının öncüleridir. Geçen süreç bunun kolay olmadığını, olmayacağını yeterince açığa çıkardı. Zira soykırım politikalarını boşa çıkarmak ve özgürleşebilmek için Kürtler ekstradan çalışmak durumunda kalıyorlar. Hem Kürtlerin alabildiğine parçalanmış olması hem de soykırımcıların son derece sistematik oluşu, böyle davranmayı zorunlu kılıyor. Kürdistan devrimciliğini “Mezar taşıma ‘Borçludur’ diye yazın” diyen Hayri Durmuş duruşu belirlerken, Kürdistan’daki demokratik siyasetçi duruşunu da Vedat Aydınlar, Asiye Yükseller, Mehmet Tunçlar belirliyor. Kürdistan yurtseverliğini ise soykırım politikalarına karşı teslim olmayan, özgürlüğe tutku ile bağlı olan Kürt halkının onurlu duruşu gösteriyor. Yüz yıllık soykırım politikalarına karşın, büyük kahramanlıklarla dolu görkemli bir özgürlük mücadelesi verilebiliyorsa, bu, Özgürlük Hareketi ile Kürdistan’da başarıya ulaşmanın tarzına, duruşuna ulaşılabildiği içindir. Nitekim bu geleneğin dışındaki hiçbir ruh hali, tarz ve duruşun başarıya ulaşamadığı, hatta pek çoğunun işbirlikçiliğe yatarak var oluş gerekçelerine ters düştüğü yeterince açığa çıkmıştır.
Bu çerçevede “Demokratik Halk Buluşmaları” başlığına dikkatle baktığımızda, bu gelenekten gelen insanlar açısından hemen bir sorunun olduğunu hissederiz. Kavuşmak anlamına gelen ‘buluşma’dan bahsedildiğine göre, demek ki ayrı düşülmüş. ‘Buluşmak’ da ayrı düşmüşlerin tekrardan kavuşması anlamına geliyor. Peki, ayrı düşenler kim? Bir tarafta halk, diğer tarafta da tek işi, içinden çıkılan bu halkın sorunlarını çözmek olan öncüler. Peki, bu nasıl olur, böylesi bir durumun gerçekleşmesi mümkün mü?
Açık ki, ortada bir tuhaflık var ve bir mantık hatası yok. Gerçekten de halk ile öncüleri arasına epeyce mesafe girmiş durumda. Demokratik siyaset alanı bunu fark etmiş olmalı ya da halk demokratik siyaset alanına bunu fark ettirmiş olmalı ki, bu mesafeyi kapatmak, halka özeleştiri vermek ve var oluş gerekçelerine uygun davranabilmek için halka öncülük edenler, bu halk buluşmalarını planlamış. Kuşkusuz ki zararın neresinden dönülse kardır. Zira bir süredir toplumun örgütsüz bırakıldığını bilmeyen yok. Belli ölçüde alan kapatma ve kendi işi olarak görmeme gibi sistemsel sorunlar da etki etse, sonuç olarak halk örgütsüz bırakıldı ve halka uzak düşüldü. Hakkında soykırım kararı alınmış olan ve anda bunu iliklerine kadar hisseden, soykırım uygulamalarına maruz kalan Kürt halkı soykırımcıların saldırısına karşı yeterince savunulamadı. Halk yeterince örgütlendirilmediğinden soykırımcılığa karşı kalkan olunamadı. Böyle sadece ve sadece topluma dayanan, öz güçle varlığını koruyarak özgürlüğü inşa eden geleneğe de ters düşüldü. Özden uzaklaşıldı, koltukçuluk, mevkicilik, bireycilik, iktidarcılık gibi farklı özlerin görüngüleri bu alana sızdı. Öyle ki kimileri ‘Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak’ gerçekliğini unutmuşçasına, kendisini her şeyin merkezine koydu, her şey kendilerinin etrafında dönsün istedi.
Her şeyini topluma veren, toplum için var olan duruştan uzaklaşıldıkça öncülük görevlerine sahip çıkılamaz oldu ve toplamda örgütsüz kılınmış, soykırım saldırılarına açık bir toplumsal gerçeklik oluştu. Bu da en çok da demokratik siyaset alanını güçsüzleştirdi. Zira her insan için olduğu gibi demokratik siyaseti yürütenler için de temel güç kaynağı örgütlü toplumdur. Kendisine gidilmeyen, örgütlendirilmeyerek sahiplenilmeyen halkın, öncüleri saldırıya maruz kaldığında öncülere sahip çıkmadığı görüldü. Kayyum adıyla gerçekleşen gaspçılığa, demokratik siyasetin onca yürütücüsünün tutuklanmasına karşı pek bir tepkinin verilmemesinin hep böyle okumalı. Açık ki bu halk buluşmaları, en çok da bu toplantıları örgütleyenleri güçlendirecektir. Bu halk herkesin ihtiyaç duyduğu sıcak bağrını zorda olan yavrularına açmaya hazır, yeter ki, yavrular kibirli olmasın, yüzünü başka yere çevirmesin. Herkesin bu zorlu dönemde o sıcak bağra ihtiyacı var…