“Duymak istemeyen kadar
 kötü sağır yoktur.” İtalyan atasözü


Eski reflekslerinde direnen Türkiye Cumhuriyeti devleti, AKP öncülüğünde önceden sinyallerini verdiği, şimdilerde ise pratikleştirdiği yeni savaş konseptini, Kürt Özgürlük Hareketi tarafından bilindiği ve bu bağlamda sürekli uyarıldığı halde, devreye koymuş bulunmakta.
Böylece Kürtler bir kez daha tarihsel gelişimin ve değişimin olumsuz bir biçimi olan yalancı ve talancı mantıkla karşı karşıya bırakılmakta. Bu klasik mantıkta yeni olan ise özel polis teşkilatı ile sahneye çıkıyor olması.
Türkiye siyasetini dizayn edenler süreci halkların lehine çevirmek yerine, hala PKK’nin tasfiyesi emellerini gütmekte ve bir halkın en temel taleplerini görmezden gelmektedir. Kürt sorununun çözümü konusunda sorumluluk almaktan kaçınılmakta, bu kapsamda yapılanlar da “ileri demokrasi” olarak tanımlamaktadır.
Ancak, vahim olan Türkiye kamuoyunun büyük bir bölümünün, bu atılan naraların “ileri demokrasi” oluduğuna inanmasıdır. Kürtlerde bile Kemal Burkay ve gibilerinin ister istemez, niyetlerinden bağımsız, onların “ileri demokrasi” oyunlarına alet olması gibi.
Zihniyet değişimi bir türlü gerçekleşmediği için, Türkiye halklarının karşı karşıya kaldığı karmaşık ortam çözümün gelişebilmesi için gerekli zeminin oluşumunu engellemektedir. Engellemektedir, çünkü algılama sorunludur, doğru algılanmakta istenmemektedir, bunların sonucu olarak da olguları kendilerine göre tarihselliklerinden kopuk yorumlamakta ve determinist yanlışlarından bir türlü kurtulamamaktadır.
Bugüne kadar irtica, ecnebi kışkırtması, aşiret direnci, terör vs. isimler ile Kürt sorunu konusunda kendi kafalarını bulandıran, bir sürü senaryoya imza atan bir zihniyetten bahsediyoruz. Güncel sorunların ana nedeni hiç kuşkusuz burada yatmaktadır. Bu zihniyete göre asimilasyon politikaları sürdürülmeli, çünkü hedefi Kürtlerin asimile olmasında gizlidir.
Aynı zihniyet 1912’de iktidara geldiğinde devleti anayasal güvenceye kavuşturma hikayeleri anlatıyor, arkasından Ermenilerin yaşadıkları ise malum. Fakat hala bu yapılanlar kabullenilmemiş bir şekilde ortada durmaktadır. Bu durum aynı zihniyetle sorun yaşayan Kürtler için değişimin olup olmadığının bir işaretidir.
Travmalı bir imparatorluk üzerine kurulup, hala aynı travmaları tekrar tekrar yaşama korkusu içerisine giren, hatta buna inandığı için aynı travmaları gerçekten de yaşayan bu hastalıklı cumhuriyete, özeleştiri kültürü gerekiyor.
Ancak şu soruyu sormadan geçemiyor insan: Peki bu zihniyet gerçekten bir yerlerde hata yaptığını kabul ediyor ve özeleştiri vermek istiyor mu ki?
Çünkü insanlar özeleştiriyi hatalı olduklarına inandıkları veya yeterli olmadıklarını düşündükleri zamanlarda yaparlar, yani öncesinde özeleştirisi verilmesi gereken konu tespit edilmek zorundadır. Bu yapıldığında sorunlar bilince çıkarılır ve gerekli müdahaleler yapılır.
Netice itibariyle eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti şimdiye kadar izlediği Kürt politikalarında hata yapmadığına ve ortada çözülmesi gereken bir sorun kalmadığına inanıyorsa, bu T.C.’nin, izleyeceği politikalar aracılığı ile Kürtleri 50 yıla kadar Türkleştirileceği planlarının peşinden koştuğunun göstergesidir.
Nitekim hala Kürt halkının bu tür Türkleştirme hayallerine kurban edilebileceği düşüncesine kapılmak, bu tarihsel travmanın, histerinin ya da paranoyanın ne kadar yanıltıcı ve yanlış olduğunu görmek istememek, gelinen aşama da zihniyet değişiminin aciliyetini işaret etmektedir. Etmektedir, çünkü birikmiş problemler gelecekte daha nelere gebe olunduğunu da gösterdiğinden, şimdiden önlemler alınmasını zorunlu kılmaktadır.

gulistan_utkun@hotmail.de