
İsveç’in başkenti Stockholm’de Êzîdî Kürtlerle ilgili panelde, DAİŞ’in 3 Ağustos 2014’teki soykırım saldırı esnasında YPG ve YPJ’nin açtığı koridorun 50 bin Êzîdî’nin yaşamanı kurtardığı belirtildi.
Avrupa Parlamentosu’nun Êzîdî Kürtler ve Hıristiyan halklara yönelik DAİŞ’in soykırım yaptığı belirtilen panelde, tehdidin önüne geçilmesi için özerk bölgenin oluşturulmasının şart olduğu vurgulandı.
Avrupa Parlamentosu üyeleri katıldı

Avrupa Parlamentosu’nun örgütlediği panele, İsveç Hıristiyan Demokrat Parti’nin Avrupa Parlamentosu Milletvekili Lars Adaktusson, İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Avrupa Parlamentosu Milletvekili Jytte Guteland, Kadından Kadına adlı kadın örgütünün Genel Sekreteri Lena Ag, Liberal Kadınlar Başkanı Gülan Avcı, gazeteci Nuri Kino ve gazeteci Joakim Medin konuşmacı olarak katıldı.
DAİŞ’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’e yönelik katliam ve işgal saldırısından sonra çetelerin elinden kurtulan Êzîdî kadınları Nadia Murad ve Lamiya Başar’a, Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü verilmesi dolayısıyla düzenlenen “İslam Devleti’nde tutsaklıktan Sakharov Ödülü’ne” temalı panel, iki bölüm halinde yapıldı.
Gündeme gelmemesi gazeteciliğin başarısızlığı
Panelin ilk bölümüne Nuri Kino, Lena Ag ve Joakim Medin katıldı. Gazeteci Nuri Kino, Êzîdîlerin Şengal’de katliama uğrayana kadar dünya kamuoyunun gündemine gelmemelerini gazeteciliğin bir başarısızlığı olduğunu söyledi.
Kamuoyu ve basında Êzîdîlerin farklı yansıtıldığı belirten Kino,
Kino, “Êzîdîler şeytana tapmıyorlar ve o topraklarda binlerce yıldır yaşıyorlar. Êzîdîlik batıda İslam ve Hristiyanlığın bir karışımı olarak görülüyor ama bu anlayış doğru değil. Êzîdîlik Hıristiyanlık ve İslamiyet’ten çok daha önce vardı” şeklinde konuştu.
Kino, Şengal bölgesinde yaşayan Êzîdî Kürtlerin iktidarlardan bağımsız olarak her zaman üçüncü sınıf vatandaş muamelesine tabi tutulduklarını vurguladı. Kino devamla, DAİŞ çetelerinin saldırılarından sonra Êzîdî ve bölgede yaşayan diğer halkların topraklarını terk ederek mülteci konumuna düştüklerini söyledi.
Ödül önemli ama adalet için yetersiz
Êzîdî kadınlarına Sakharov Ödülü verilmesini önemli ancak adaletin gerçekleşmesi açısından yetersiz bulduğunu söyleyen Kino şunları ifade etti: “En önemlisi halkı katleden, kadınları köle gibi kullanan bu çetelerin yargı karşısına çıkarılıp cezalandırılmalarıdır.”
Lena Ag da Ortadoğu’da ataerkil değer yargılarının hakim olduğunu ve kadınların, erkekler ve sistemin baskısı altında bulunduğunu dile getirdi. Ag, DAİŞ çeteleri tarafından kaçırılıp daha sonra serbest kalan kadınlara Êzîdî din insanlarının sahip çıkmasını çok olumlu bulduğunu söyledi.
Ag, DAİŞ çetelerinin elinden kurtulduktan sonra yaşadıklarının her platformda dile getiren Nadia Murad ve Lamiya Başar’a Avrupa Parlamentosu’nun Sakharov Ödülü’nü vermesini de olumlu bulduğunu belirtti.
YPG/YPJ 50 bin Êzîdî’yi kurtardı
Şengal’deki katliam sırasında bölgede bulunan gazeteci Joakim Medin ise DAİŞ çetelerinin Şengal’e girdikten sonra binlerce kişiyi katlettiğini, katliamdan kurtulanların dağa sığındığını, bir kaç gün sonra da YPG/YPJ’nin açtığı koridor sayesinde 50 bin civarında Êzîdî Kürt’ün Rojava’ya geçtiğini söyledi.
Medin, DAİŞ saldırısından önce Güney Kürdistan’da Êzîdî ve Hıristiyan halklara yönelik bir etnik temizlik sürmesine rağmen dış dünyanın olanlara kayıtsız kaldığını sözlerine ekledi. Bu durum hakkında kendisinin ve bölgede bulunan diğer gazetecilerin gönderdiği haberlere medyanın yer vermediğini ve böylelikle olanların dünya kamuoyu tarafından bilinmesinin engellendiğini dile getirdi.
‘DAİŞ Êzîdî çocukları kalkan olarak kullanıyor’
Panelin ikinci bölümünde, Hıristiyan Demokrat Parti Avrupa Parlamentosu Milletvekili Lars Adaktusson, bölgede ortaya çıkan DAİŞ ve benzeri çete yapılanmalarının ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin bir sonucu olduğu değerlendirmesini yaptıktan sonra şunları kaydetti: “Irak işgali oldukça yanlıştı ama işgalden önce Êzîdîlerin koruma altında oldukları da söylenemez. Cihatçılar Êzîdî ve Asuri Süryanileri yok etmek ve ortadan kaldırmak istedi. Pek çok kişinin Arap Baharı, benim Utanç Baharı olarak adlandırdığım gelişmeler sırasında özellikle kadınların durumu kötüleşti. Bugün kaçırılan kadınlardan 3 bin 500’i halen DAİŞ’in elinde tutsak. DAİŞ, Êzîdî çocukları kendilerine karşı savaşan güçlere karşı kalkan olarak kullanıyor.”
Avrupa Parlamentosu’nun bölgede yaşayan Êzîdî ve diğer Hıristiyan halklara yönelik saldırıları gözönüne alarak korunmaları için güvenli bölge oluşturulması kararı aldığını ve bu yılın Şubat ayında da Êzîdîlere yönelik bir soykırım yapıldığını kabul ettiğini hatırlattı.
Avrupa Parlamentosu’nun tarihinde ilk kez devam eden bir soykırımı kabul ettiğine dikkat çeken Adaktusson “Bu hem baskı altındaki Êzîdî ve Hıristiyanlara yapılanların kabulü ve hem de haklarının korunacağına dair güçlü bir sinyaldir” dedi.
Özerk bölge olmalı
Avrupa’nın bölgede yaşayan Êzîdî ve diğer azınlık halklara yardım etmesinin oldukça önemli olduğunu belirttikten sonra da “Bu halkların kendi kendilerini savunabilmeleri oldukça önemli. Ama aynı zamanda bu halkların yaşadığı bölge ve Ninova özerk bölge olmalı. Irak Anayasası’na göre nasıl Federe Kürt Bölgesi varsa bu halklar için de aynı hak tanınmalı. Ben Asuri Süryani ve Êzîdî yöneticileriyle konuştuğumda bunun güvenliklerini sağlayacak tek çözüm olduğunu söylüyorlar. Ancak bu sağlanırsa yüzyıllardır yaşadıkları topraklara dönebilirler” ifadelerini kullandı.
Gülan Avcı da, Irak’ta Sunni ve Şiiler arasında uzlaşmanın sağlanması için girişimler yapılırken Êzîdî ve Süryanilerin unutulduklarını belirtti. Avcı, günümüzde Êzîdî ve Süryanilere yapılan etnik temizliğe karşı politikalar geliştirilmesinin şart olduğunu vurguladı.
Avrupa Parlamentosu açık tutum aldı
Avrupa Parlamentosu üyesi İsveçli politikacı Adaktusson ise Türkiye’nin yıllardan beri DAİŞ’in sınırlardan giriş ve çıkışına gözyumduğunu ancak Suriye’de Kürtlerin kazanımlarını gördükten sonra işgal girişiminde bulunduğunu ifade etti. Buna karşı Avrupa Birliği’nin bölgede barışın sağlanması için tek ağızdan tavır almasını isteyen Adaktusson şunları söyledi: “Biz geçen hafta Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin dondurulması kararını aldık. Ülkede çok ağır insan hakları, tutuklamalar yaşanıyor. Bir ülkeyle müzakere şansı olmadığında doğal olarak gelişmeler farklı yönde oluyor. Avrupa Parlamentosu Türkiye’de süren insan haklarına bu biçimde çok açık bir tutum aldı.”
MURAT KUSEYRİ / ANF / STOCKHOLM