
Türkiye'nin 21 Kasım 1988'de imzaladığı ancak bazı maddelerine çekince koyduğu AYYÖŞ'ün Türkiye'nin demokratikleşmesine ne gibi katkılar sunacağını Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) İyi Yönetişim Programı Direktörü olan ve daha önce de Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği (IULA-EMME) Başdanışmanlığı görevinde bulunan Fikret Toksöz değerlendirdi. AYYÖŞ'ün özünü oluşturan maddelere Türkiye'nin çekince koyduğunu hatırlatan Toksöz, içeriği boşaltılmış bir anlaşma olduğunu söyledi. Türkiye'nin geldiği aşamada özerklik şartına konulan çekincelerin kaldırılmasında hiçbir sakınca olmadığına vurgu yapan Toksöz, çekincelerin kaldırılmasının Anayasa'yla da çelişmediğini kaydetti. Mevcut Anayasa'da "İdare bir bütündür ve bu bütün iki parçadan oluşur" ibaresinin yer aldığını belirten Toksöz, "Bunlardan bir tanesi merkezi diğeri de yerel yönetim. Burada bir aslık, üstlük ilişkisi yoktur. Bütünün bir parçasını merkezi hükümet diğer parçasını da yerel yönetim oluşturur. Buradaki bütünlüğü demokratik uzlaşmaya dayalı bir bütünlük olarak görmek lazım. Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı da demokratik bir hükümet yapısının nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Yani burada, yerel yönetimleri ilişkilendiren her konuda merkezin yerel yönetime danışması gerekiyor" dedi.
Meclislerin yetkileri sınırlı
Belediyelerin kendi iç örgütlenmesini kendilerinin yapması gerekliliğini dile getiren Toksöz, belediyelerin mevcut haliyle bunu yapamadıklarını ifade etti. Toksöz, "Belediye meclislerine yetki verilmiş olmakla beraber bu yetki sınırlı. Çünkü 'Mal Kanunu' diye bir kanun var ve belediyeler buna uymak zorunda. Dolayısıyla, iç örgütlenmede rahat değiller. Bir de Türkiye için önemli olan maddelerden bir tanesi yerel yönetimlerin idari makamlar tarafından denetlenmesi. Bu, son zamanlarda çıkarılan kanunlarla bir parça engellendi. Belediyelerin hukuki denetimi Sayıştay tarafından yapılmakta ve İçişleri Bakanlığı'nın yetkisi bir parça sınırlandı" diye hatırlattı.
Kaynak aktarımı yetersiz
Anayasa'nın "yerel yönetimlere verilen görevlerle orantılı mali kaynak verilmesini" öngördüğüne dikkat çeken Toksöz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın da buna işaret ettiğini, önemli olanın bazı bölgeler arasındaki gelişmişlik farkı ve bölgeler arası dengesizliğin giderilmesi için yeni koşulların oluşturulması olduğunu söyledi. Mevcut durumda belediyelere verilen paylarda eşit davranılıyor gibi gözüktüğünü dile getiren Toksöz, merkezi hükümetten alınan vergilerin bir kısmı belediyelere dağıtılsa da bunun yeterli olmadığını söyledi.
İstanbul ile Amed aynı değil
Toksöz, açıklamalarını şöyle somutlaştırdı: "Gelişmemiş bölgelerin iki türlü sorunu var. Bunlardan bir tanesi belediyelerin kişi başına yaptığı harcamalarda büyük farklılıkların olması. Örneğin; İstanbul ve İzmit'te çok yüksek, Diyarbakır'da az. Bir kere Avrupa'da belediyelerin kişi başına yaptığı harcamalar eşitlenir. Türkiye'de de böyle bir eşitleme gerekiyor. Yani; Türkiye'nin batısındaki belediyelerin ortalama olarak kişi başına yaptığı harcama ile Diyarbakır'daki farklılık varsa bunun giderilmesi lazım. Bunun yanında sadece dengelemek yetmez, ayrıca gelişmişlik farkını gidermek için bölgeler arasında dengesizlikten çok fazla zarar gören yerlere ayrıca ek kaynak verilmesi lazım. Ya da birtakım fonların verilmesi lazım. Örneğin, Ankara'da görüyoruz, metro inşaatını Bakanlık üstlendi. Orada Bakanlık üstleniyor ama mesela Diyarbakır'da hiçbir şeyi üstlenmiyor. Bu durum bugünkü mevcut sisteme de aykırı."
Bölgesel özerklik şart
Hükümetin yaptığı birtakım harcamalara ilişkin belediyelerin hükümet aleyhine dava açamadığını da ifade eden Toksöz, buna istaneden bir kanun olmadığına dikkat çekti. Toksöz, "Halbuki Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı olsa bu şarta uymamaktan dolayı dava açabilirler" dedi. Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın tanınmamış olmasının merkezi yönetimin yerel yönetim üzerinde baskı yapmasını kolaylaştırdığını kaydeden Toksöz, bununla birlikte demokratik uzlaşmayla karar verme mekanizmasın da hiç uygulanmamış olduğunu söyledi.
Türkiye'de bazı sorunların bölgesel çapta çözülmesi gerektiğini ifade eden Toksöz, Türkiye'nin artık bölgesel özerkliği hayata geçirmesinin gerekli olduğunu vurguladı. Toksöz, Türkiye'de özerkliğin kabulünün sadece Kürt sorununun çözülmesi açısından değil batının ve özellikle de Türkiye'nin geri kalmış bölgelerinin gelişmesi bakımından da büyük önem taşıdığını ifade etti.
Öncelik demokratik hukuk devleti
Yerellerin kendi yasalarını oluşturmaları için öncelikle hukukun üstünlüğü ve yargı konusunda ülkede bir bütünlük gerektiğini belirten Toksöz, "Bölgeler zamanla bu olgunluğa eriştiği zaman bu yetkiler yerellere verilebilir. Yereldeki halkın kanunlarını da kendisinin yapması düşünülebilir. Ama bugünkü aşamada Türkiye'deki asıl sorun, demokratik hukuk devleti kurallarını koymaktır. Bu kurallara herkes uyduktan sonra bazı konularda yerelde kanun çıkarılmasının bir sakıncası olmaz" dedi. Türkiye'deki bütünlüğün mevcut siyasi yapıyla sağlanamayacağını ifade eden Toksöz, "Ülkedeki bütünlüğün sağlanması ülkedeki herkesin aidiyetinin artmasıyla olur. Hukuk devletinin tam olarak oturması gerekiyor. Biz bunu oturtabilirsek zaten sorunları çözmüş olacağız" diye kaydetti.
Devlet zihniyeti değişir
Türkiye'de merkezi hükümetin "her konuda senin sorununu ben daha iyi bilirim" dediğini ve bu nedenle kendisine göre bir kalkınma programı yaptığını anımsatan Toksöz, yerellerin özgünlüklerinin ve taleplerinin ise dikkate alınmadığını söyledi. Demokratik uzlaşmanın sağlanması gerektiğini vurgulayan Toksöz, "Bunu da sağlayacak Avrupa Birliği'nin çizdiği demokratik çerçevenin olmasıdır. Özerklik bu bakımdan büyük önem taşıyor" diye konuştu. Özerklikle birlikte Türkiye'de "her şeyi ben bilirim" devlet anlayışının ortadan kaldırılacağını söyleyen Toksöz, "Özerklik, devletin bugüne kadarki bütün bakışını değiştireceği için önemli" şeklinde konuştu.
ZUHAL ATLAN/DİHA/İSTANBUL