
İngiltere'de çalışma yürüten IMECE Kadın Merkezi ile İranlı ve Kürt Kadın Hakları Örgütü, ABD'de çalışma yürüten Uluslararası Kadın İçin Kadın Örgütü ve Türkiye'de çalışma yürüten Kadın Adayları Destekleme Derneği, Özgecan Aslan cinayeti ve Türkiye'deki kadın mücadelesine ilişkin görüşlerini gazetemize anlattı.
İngiltere, ABD, İran ve Türkiyeli kadın örgütleri, Türkiye'deki kadın katliamlarına ve cinsiyet eşitsizliğine tepki gösterdi. Kurumların temsilcileri, Türkiye ve Kürdistanlı kadınların hak mücadelesini desteklediklerini belirtti.
'Çatlak sesler baskın çıkıyor'
İngiltere'de çalışmalar yürüten IMECE Kadın Merkezi (Women's Centre) örgütünün direktörü Feride Kumbasar, kadına yönelik şiddetle ilgili ilk caydırıcı önlemin yasama ve yargıda hayata geçmesi gerektiğini ifade etti. En önemli dönüşümün ise akılda ve dilde gerçekleşmek zorunda olduğunu kaydeden Kumbasar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kadını ikinci sınıf bir canlı olarak gören zihniyet, onun bedenini işgal etmeyi, kişisel zevk ve çıkarları için kullanmayı, öldürmeyi ve yakmayı da kolayca meşrulaştırabiliyor. Türkiye'de kadına yönelik şiddet, günde beş altı kadının canını alıyor. Kim alıyor bu canları? Eski eşler, babalar, kardeşler, kayınbabalar ve hatta anneler, kız kardeşler. Özgecan Aslan cinayeti, Türkiye'de kadının acısını çektiği sistematik şiddetin yaygın olarak tartışılmasına neden oldu. Şimdi toplumun her kesiminde vicdan, nefret, öfke çığlıkları atılıyor. Ama yine de çatlak sesler baskın çıkabiliyor."
'Kadınlar ulusal medyada yok'
Türkiye'de sürekli olarak çok sayıda kadın örgütünün kadın cinayetlerine, çocuk istismarına, ceza indirimlerine, zorla evliliklere, şiddete karşı kampanyalar yaptığını hatırlatan Kumbasar, "Ama kadınların sesleri susturuluyor. Kadına karşı şiddet kampanyalarının temsilcilerinden tek bir kişiyi bile ulusal medyada göremiyoruz. Bu nedenle de Özgecan'ın yanmış bedeninin bizim için ne anlama geldiğini ve gerçekçi çözümleri konuşamıyoruz; halen idamı, hadım etmeyi konuşuyoruz" dedi.
'Temel insan hakkı ihlallerinden'
Amerika Birleşik Devletleri'nde çalışmalar yürüten Uluslararası Kadın İçin Kadın Örgütü (Women for Women International) Basın Sorumlusu Jenny Rose ise, kadın şiddetinin en temel insan hakkı ihlallerinden biri olduğuna dikkat çekti.
Kadının şiddet eylemlerinin değişik biçimleriyle her gün karşılaştığını vurgulayan Rose, "Kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik manifestosu, kadının ekonomik, sosyal ve siyasal arenada var olamamasına neden oluyor" diye kaydetti.
'Uluslararası normlara uygun yasalar'
Rose, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kadına yönelik şiddet, global bir sorundur. Her üç kadından biri şiddetin ya kurbanı ya da mağduru. Bu mağduriyeti engellemek için yasalar ya eksik ya da tam olarak uygulanmıyor. Türkiye hükümetinin, BM Güvenlik Konseyi ölçüleri ve BM Kadına Şiddeti Önleme Bildirgesi gibi uluslararası normlara uygun yasalar çıkarması gerekiyor. Örneğin, kadının güvenliğini sağlayacak yasalar çıkarmanın yanı sıra suçluyu temize çıkaracak 'ağır tahrik' gibi hafifletici unsurları iptal etmesi lazım. Aksi takdirde Türkiye'de hiçbir kadının yasal güvencesi olmayacaktır. Özgecan örneğinde olduğu gibi..."
'Kadının güvenliği yetmez'
Kadının güvenliğini sağlamanın da yetmediğini belirten Rose, şunları söyledi: "Kadını izole eden, aktif üretim ve sosyal yaşamdan uzak tutan anlayış ile de savaşmak gerekiyor. 2013 yılında New York'ta kurumumuzun düzenlediği galada Hillary Clinton, şunları söylemişti: 'Kadını marjinalize edip dışlarsanız, asla gerçek barışa ve güven ortamına ulaşamazsınız. Kadına tacizin ve şiddetin olduğu yerde dürüst toplumdan bahsedemezsiniz. Toplumun yarısını dışlayarak demokrasi yolunu asla bulamazsınız.' Ben de Clinton'un konuşmasının bu kısmını Türk hükümeti ve yetkililerine iletmek istiyorum. Kadını dışarda tutmaya devam ettikçe, demokrasi yolları da size hep kapalı olacaktır."
İngiltere'de çalışmalar yürüten İranlı ve Kürt Kadın Hakları Örgütü (The Iranian and Kurdish Women's Rights Organisation, IKRWO) Başkanı Diana Nammi de Özgecan Aslan cinayetini sert bir dille kınadı.
'Hafif cezalarda artış var'
Nammi, sözlerini şöyle sürdürdü: "Öncelikle Türkiye'deki kadın ölümlerini engellemek için kurulan 'Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Yıllardır kadına yönelik şiddetle savaşan bir kadın örgütü olarak başta Türkiye hükümeti olmak üzere diğer ilgili kurumlardan Özgecan Aslan'ı katleden kişilerin adaletin karşısına çıkarılmasını ve bu kişilerin hafifletici sebepler düşünülerek cezalarının azaltılmamasını talep ediyoruz. Türk hükümetinin İstanbul Sözleşmesi'yle uyumlu davranmasını bekliyoruz. Bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülke Türkiye olmuştu. Ancak son yıllarda kadına yönelik şiddet hızla artarken suçluların hafif cezalar almasında bir artış yaşandığını gözlemliyoruz."
'Hükümetin açıklamalarını kınıyoruz'
Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kadın ve erkeğin eşit olmadığına yönelik skandal açıklamalarına da dikkat çeken Nammi, "Bazı bakanlar ve hükümet danışmanları da kadının toplumdaki rolüne ilişkin küçültücü ifadelerde bulundu. Biz Türkiye ve Kürdistan'da faaliyet yürüten kadın örgütleriyle aynı düşüncede olduğumuzu belirtiyoruz. Hükümet yetkililerinin bu tür açıklamalarını kınıyoruz" diye kaydetti.
'Kurumların yaklaşımı kadınların cesaretini kırıyor'
Çalışmalarını Türkiye'de sürdüren Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER) Genel Başkanı Gönül Karahanoğlu ise, Türkiye'de her gün şiddet gören, namus cinayetine kurban giden, tecavüze uğrayan veya intihar eden kadınların olduğunu hatırlatarak şunları kaydetti: "Kadınlar, ekonomik ve sosyal nedenlerden dolayı şiddete dur diyemiyor; fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor. Kanunlardaki eksikler, güvenlik görevlilerinin ve devlet kurumlarının şiddet konusunda yeterince önem vermemesi, kadınların cesaretini kırıyor ve içinde bulundukları şiddet ortamını kabullenmelerine neden oluyor. Kadınların yaşamı iktidar sahipleri tarafından kuşatılıyor; cinsiyetleri, kıyafetleri, rujları, kahkahalarından dolayı en temel hak olan yaşam hakları ellerinden alınıyor."
'Cinayetlerin sorumlusu devlet'
Özgecan'ın kadına yönelik ayrımcı zihniyetin yüzlerce kurbanından biri olduğunu belirten Karahanoğlu, "Özgecan'ın katledilmesi Türkiye'nin utanç tablosudur. Bu cinayetlerin sorumlusu kadını koruyamayan yasalardır. Cinsiyetçi, ayrımcı ve cinsel saldırıları körükleyen zihniyettir. Kadına sadece eş ve anne rolü biçen, bunu eğitim kitaplarıyla çocukların zihnine kazıyan eğitim sistemidir. Kadın bedeni üzerinde hak iddia eden, kadın bedenine siyasi taciz yapan devlettir" dedi.
'Kadın temsili artmalı'
Kadınların değişik sebeplerden dolayı korktuğuna vurgu yapan Karahanoğlu, son olarak şunları kaydetti: "Dur demek için, eşit bir toplum adına mücadele vermek için kadın temsilinin artması gerekiyor. Kadınlar, seçilme hakkını gerçek anlamda kullandığında eşitlik kavramı toplumun tüm kesimlerine yayılacak; şiddeti önlemeye yönelik yasaların ve cezai yaptırımların sayısı artacak; şiddete kurban giden kadınların sayısı azalacak; kadınların yaşamı erkekler tarafından kuşatılmayacak."
ÖZLEM GALİP/LONDRA