Pier Paolo Pasolini sinemaya 40 yaşında girdi. Yazı dünyasında yeterince piştikten ve elbet çokça eleştiri yedikten sonra senaryo deneyimi üzerinden hafiften geçiş yaptı. Fellini’nin La Notti di Cabiria adlı filminin bazı bölümlerini yazdı ilk etapta. Bolognini, Rosi, Vaccini, Lizzani, Giorgio Bassani ile birlikte çalışmalar yaptı bu yıllarda. Dönemsel olarak İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının ortasına doğdu. Yani bu akımın sinemayı özgür kılma çabaları, kamerayı stüdyolardan çıkarıp, profesyonel oyuncuları ret eden perspektifinin en sıcak yıllarında bu alana soyundu. Haliyle sinemasının ilk özgün üretimleri de bu akımdan payını alacaktı.
„Sinema benim için bir düştür. Estetizmin çeşitli öğeleriyle, ayık olarak gördüğüm bir düş„ diyen Pasolini’nin sinema dünyasının ana hatlarından kısaca bahsetmem gerek. Kendisinin sinemasal serüvenini en özete indirgersek, kendi ağzından şöyle idi: „Sinemaya barış değil kılıç getirmeye geldim“… Bu sözleri halen tartışma konusudur. Bu nasıl bir kılıç idi? Ne demek istedi?
Pasolini’nin sarsılmaz bir „öteki“ savaşı vardı. Çektiği filmler, yazdığı metinlere bakılırsa hemen hepsinde ortak noktaların „din, yoksulluk, sanat, mücadele, ideoloji, iktidar ve tarih“ olduğu görülecektir. Kılıç getirme işini destekleyen bir başka durum da, kendisinin üretim paradigmasını bir nevi Godard’a dayamasıdır. „Şok etmek gerek“ diyen Godard’a içten katılıyordu. Ve öyle de yapacaktı…
Kurguya çok önem veren Pasolini, senaryo ve diğer işlere çok takmazdı. Örneğin çekeceği filmin senaryosunu 1 saatte hal edebilirdi. Çekimler de bittikten sonra asıl film yapma işi yeni başlıyordu onun için. Ona göre her şey kurguda bitiyordu. Bu kurgu Kino Eyes manifestosuna aykırı hareket etme manasında algılanmamalıdır. Bu konuda kendisi şöyle diyordu: „Sinemada hileleri ve yeniden kurmaları sevmiyorum. Çünkü geçmiş yeniden kurulamaz. Benim için önemli olan bugün yaşanılan hayat içerisinde eskiye benzeyenleri bulup çıkarmak ve onlarla geçmiş arasında bağlantı kurmaktır“… Geçmiş ve gelecek arasında köprü kurma sevdasını özellikle Il vangelo secondo Matteo, Edipo Re ve Porcile filmlerinde hissedebilirsiniz.
 Yine sinemasının çokça tartışılan bir tarafı da „yoğun propaganda“ olduğu söylemidir. Kimine göre Marksizm’i yeniden yaratmak istiyordu. Hristiyanlığı  ve bu ideolojiyi hiç bırakmadı. Hep kullandı. Otoritelere göre „ikisini birleştirmek gibi bir çabası“ vardı.
Filmlerde yoğun din atfı var. Teorema filminde çıtayı bir adım yükseltip Tanrıyı oynattı. Onu çekti…  Eleştiriler çoğalınca şunu diyecekti: „Benim dinsel filmler yapmam, dini alet olarak kullanan bir topluma karşı protestodur aslında. Ben din propagandası yapmadığım gibi, Marksizm propagandası da yapmam. Sanatçı hiçbir zaman propagandacı değildir, olmamalıdır.“…
Protesto ihtiyacı ve sinema gücüne olan inancı onu yeni yönelimlere itecekti. Pasolini sinemasında çıtanın her filmde biraz daha şiddetlendiği görülür. Sinemasını İtalyan Yeni Gerçekçilik temeli üzerine başlattı, sonra ‘dinsel metinlere’ dayalı filmlere girişti.
Bu durum da kesmeyince onu efsaneler, rivayetler ve popüler filmlere sardı. Geçmiş söylenceleri temel yapısına aykırı hareket etmeden günümüz ile karşılaştırıp göndermeler yaparak üretimler yaptı. 1968’de ise ilk „Kışkırtıcı -Şok edici“ dünyasına adım attığı söylenebilir. Pasolini sanki toplumdan öç almanın yolunu bulmuştu. Ve uç eleştirilerini „seks, din, ilkel tutum“ üçgenine sıkıştırarak toplumu rahatsız etmeye başladı.
 
Filmografisi…
Pasolini’nin ilk filmi 1961 yapımı Accatone (Dilenci) oldu. Son filmi ise 1975 yapımı efsane film Salo oldu… Önemli ve bilinmesinde fayda olan filmlerinin özet derlemesi şu şekilde…
 
ACCATONE (DİLENCİ) - 1961

Romanlarında anlattığı savrulmuş, hayata yenik düşmüş insanların trajedisini filmlerine de yansıttı. Accatone, yargılanmasına neden olan Hayatın Kızları romanından uyarlanmıştı. Filmin yapımcılığını Fellini üstlenmişti. Pasolini bu filminde umutsuz, suçla örülü bir hayat yaşayan, toplumdan dışlanmış insanların acımasız, sevgisiz hayatlarını yalın bir dille anlatmıştı. 1960 sonrası Yeni İtalyan Sineması’nın örneklerinden olan filmde uzun planlar ve hareketsiz görüntüler vardır. Bernardo Bertolucci’dir. Film kadrosu amatör oyunculardan oluşurken gerçek mekanlar kullanılmıştır. Film sansüre uğramıştır.
 
MAMA ROMA (ANA ROMA) - 1962
Pasolini bu filminde de ayrıcalıklı olmayan insanlar adına toplumu eleştirir. Bu filmde oğlunu her türlü kötülükten korumak ve onun bir üst sınıfa atlamasını sağlamak için mücadele eden eski bir fahişe, geçmişi nedeniyle bunu gerçekleştiremez. Pasolini filmlerinde günah olanla, kutsal olanı birbirine karıştırır. Film sansüre uğrar...

IL VANGELO SECONDO MATTEO (AZİZ MATYAS’A GÖRE İNCİL) - 1964
Siyasal çevreler ve kilise tarafından lanetlenen Pasolini bir yıl sonra hazreti İsa’nın gerçek yaşamı üzerine bu filmi çekti. İsa’nın doğumundan çarmıha gerilip yeniden dirilişine kadar yaşamını yarı belgesel bir anlatımla yeniden canlandırır. Sinema tarihinde senaryosu doğrudan İncil’den alınmış tek filmdir. Hristiyanlık öğretisini Marksist bir bakışla yorumlayarak, İsa’nın öyküsünün geçtiği çağ ile çağımız arasındaki benzerlikleri vurgular. Filmde Filistin, yüksek burjuvazisinin emperyalist Roma ile işbirliği yaptığı bir ülkedir. Ülkedeki yoksul halk ezilmektedir. İsa bu durumu tersine çevirmek için 12 havarisi ile yoksullarla ilişkilenerek bu durumu bitirmek için dinini duyurur. Yehuda, İsa’ya ihanet eder ve İsa çarmıha gerilir. Pasolini bu filmle „İsa’yı dinsel kimliğinden soyutlayarak Marksist bir lider, bir yol gösterici olarak yansıtır.“ Filme tepki gecikmez; sol Katolikler filmi savunurken sağ Katolikler filmi protesto ederler. Film İtalya’da yasaklanır. Venedik Film Festivalinde Katolik Kilisesi ödülünü alır.
 
UCCELLOCİ E UCCELLİNİ (ŞAHİNLER VE SERÇELER) - 1966
Tarihsel ve politik göndermelerle dolu bir filmdir ve masal türünde çekilmiştir. Nereden gelip nereye gittikleri belli olmayan bir baba ve oğlun yolculuğu anlatılır. Yolda karşılaştıkları her şey üzerine konuşarak, her şeyin neden ve sonucunu tartışırlar. Yolda bir karga ile karşılaşırlar. Karga ideoloji ülkesinden geldiğini anne ve babasının Marks caddesinde oturan vicdan ve şüphe olduğunu söyler. Karga yol boyunca Marksizm ile ilgili söylevler verir. Karga baba oğlu ortaçağa gönderir. Baba oğlu kuşlarla konuşmayı öğrenirler ve şahin ve serçeleri Hristiyan yaparlar. Şahinler Hristiyanlığı kutlamak için serçeleri yerler. Baba oğul günümüze dönüp yola devam eder bu olaydan sonra. En sonunda da kargadan sıkılıp onu yerler. Pasolini İtalyan Marksizmi ile ilgili mizahi ve ideolojik bir film dediği Şahinler ve Serçeler, 50’li yıllarda İtalya’daki iktidar değişiminden sonra, Katolik Kilisesiyle Marksizm çatışmasını mizahi bir anlatımla eleştirir.
 
TEOREMA (TEOREM) -1968

Bu filminde burjuvaziyi büyüteç altına alır. Tanrı-insan ilişkisini, ahlak sorunlarını gündeme getirmiş, bir burjuvanın hiçbir eyleminin doğru olamayacağını ve kendisine yöneltilen sorulara verebileceği bir yanıtı bulunmadığını anlatır. Filmde sanayici bir aile vardır. Seçkin baba, frijit anne, yetişkin ve duygusal kızları, kararsız bir oğlu vardır. „Ben yarın geliyorum“ diyen bir telgraf alırlar ama bu kişiyi tanımamaktadırlar. Bu gizemli yabancı aile düzenini altüst eder. Bu yabancı kadın aile bireyleri ile cinsel ilişkiye girer. Sonra da geldiği gibi kaybolur. Aile bu ziyaret sonucu dağılır. Sadece burjuva olmayan hizmetçi de olumlu bir değişme olur, o da köyüne geri döner. Filmdeki temel soru, „bu yabancı kimdir?“ sorusudur. 
 
PORCİLE (DOMUZ AHIRI) - 1969

Kendine özgü bir anlatımla insan ilkelliğini ve barbarlığını yaşadığı çağa uyum sağlayarak varlığını sürdürmesini iki farklı öyküde anlatır. İlk öykü ilkel bir çağda, ikinci öykü günümüzde geçer.
 
SALO (SALO YA DA SODOM’UN 120 GÜNÜ) - 1975

Pasolini’nin son filmidir. Sade’in 18. yüzyılda yazdığı Sodom’un 120 Günü adlı yapıtını Mussolini’nin 1943 İtalya’sında geçici bir faşist cumhuriyet kurmayı denediği Salo‘ya uyarlar. Salo’nun dört lideri olan dük, piskopos, başsavcı ve belediye başkanı kasabadaki genç kız ve erkekleri toplarlar. İçlerinden seçtiklerini bir şatoya kapatırlar. Gençleri sapık ilişkilerine alet ederler. Gençlerin üzerinde her türlü sapıklığı ve işkenceyi denerler. Faşizme duyduğu öfkeyi, faşizm ile sadizm arasındaki yoğun ve içsel ilişkiyi açıkça sergilediği bu film, önce İtalya’da „müstehcen, kutsal değerlere küfredici ve düzen yıkıcı“ olarak ilan edildi ve yasaklandı. Avrupa’da yasaklanan film halen bazı ülkelerde yasaktır.
Pasolini 1971-74 arasında „Hayat Üçlemesini“ oluşturan Dekameron’un Aşk Öyküleri, Canterbury Öyküleri ve Binbir Gece Masalları çekti. 1975’te ise ilk film Salo olmak üzere „Ölüm Üçlemesine“ başladı. Devamını getiremedi. Çünkü Roma’da(Ositia bölgesi) öldürüldü. Ölümü korkunçtu. Başının üzerinden araba tekerliği defalarca geçirilmişti. 17 yaşında bir gence yıkıp 25 yıl ceza verdiler. Eşcinsel bir cinayet süsü verilmişti.
Yaklaşık 25 yıl sonra ise kendisi üzerine yapılan film ile dava dosyası İtalya’da yeniden açılıp gündem oldu. Çünkü kendisini bir çocuk öldürmedi. Bizzat sistem tarafından kurban edilmişti. Yaptığı eleştirilere artık katlanamıyorlardı.
Hz. İsa’yı bir peygamberden öte, devrimci bir insan olarak gören Pasolini, düşünüş yapısı ile peygamberliğini çoktan ilan etmişti. Kendisi o çokça önemsediği bir alanda yani sinemada başarmıştı bunu. Kabul ettirmişti… Pasolini getirdiği kılıcın kurbanı olmuştu.
Ve evet, kendini aşan düşünce dünyası ile büyük bir skandal idi devlet ve faşizm için…