Çocukluğu ve faşizmle ilk mücadele
5 Mart 1922, İtalya’nın Bolonya kentinde doğan Pasolini, ailenin ilk çocuğudur. Annesi öğretmen ve babası emekli bir subaydır. Çocukluk yılları şehirden şehre dolaşmakla geçti. Kendisi de bu durumdan daha sonra şikayetçi olup „Tam bir göçebeye çevirdiler beni“ diyecekti. Aile ilişkilerinde ‘annecil’ idi. Mussolini’yi bir suikasttan kurtaran ve dönemin tanınan bir şahsi olan babası ile arası iyi değildi. „Annem benim Sokrates’imdi“ der. Daha sonra onu özel kılacak bakış açısının şekillenmesinde, öğretmen olan annesinin dönemin şartlarına göre çok da pedagojik yaklaşımları belirleyici olacaktı...
3 yaşında iken, sonradan yaşamının dönüm noktalarında hep karşısına çıkacak ve onu değiştirecek olan kardeşi Guido dünyaya geldi. Pasolini, 17 yaşında üniversite hayatına başladı. Bolonya Üniversitesine kayıt oldu. Sol çevre ile tanışıklığı da bu yıllarda başladı. Sistem ve faşizmi eleştiren yazıların yer aldığı Il Setaccio gazetesi ve çevresine takıldı. Bir süre sonra yazılar yazmaya başladı. Çoğu yayınlandı…
Pasolini daha üniversite yıllardan iken bir şeyi iyi bellemişti. O da „Dil ve İktidar“ olgusu idi. Ona göre faşizme sol kroşeyi dil üzerinden vurmak gerekiyordu. Diyalektiğin kullanımı faşizme darbe sayılıyordu. Bu anlamda edebiyat çevresinden arkadaşları ile „Academiuta di lenga Furlana“yı kurdu. Eserlerinin çoğunu da daha sonra bu diyalektik üzerinden verecekti…
Askerlikten kaçışı ve Guido’nun Ölümü…
2. Dünya Savaşı sırasında insanevladının yeni yüzleri ile kana doymak bilmeyen diktatörlerin paylaşım savaşlarına tanık oldu. Şu tespiti o yıllarda yapıyordu: „Hepimiz öylesine kaderin eline düşmüşüz ki, zavallı çıplak insancıklar!“ (Bu sözler ileri görüşlülüğünden gelen kıvılcımlar idi. Çünkü Pasolini’nin bu psikolojik keşfi, ömür boyu peşini bırakmayacak, onu haklı çıkartacak bir hipotez idi. 40 yaşından sonra girdiği sinema dünyasına, yaptığı onlarca aykırı filmde özü itibari ile ne kadar zavallı olduğumuz, esasen ne kadar zavallılaştırıldığımızı anlatma şevkini hiç yitirmeyecekti…)
1943’te askerliğe alındı. Lakin askerliği uzun sürmedi. 1 gün sonra kaçtı. Bir süre başka yerlerde saklandı. Sonra geçimini sağlamak için bir süre öğretmenlik yaptı.
Çok geçmeden, 1945’te tüm aileyi derinden sarsan, kardeşi Guido’nun ölüm haberi alındı. Kardeşi gerilla mücadelesi yürütüyordu. Bir oyuna getirilme sonucu katledildi. Pasolini, kardeşinin ölümü üzerine „Onun ölümü bugün bile kalbimi acıtan bir şekilde gerçekleşti. Aslında kendisini kurtarabilirdi. Arkadaşlarına ve komutanına yardım etmek için öldü, bugün hiçbir komünist partizan Guido’nun bu davranışını görmezlikten gelemez. Onunla gurur duyuyorum ve bulunduğum yolda onun hatırası, cömertliği ve tutkusuyla ilerliyorum“ diyecekti. Daha sonra girdiği İtalyan Komünist Partisine daha sık gider oldu. Kendisi bir komünist idi ve Marksist kulvarda görüşlerini ileri sürüyordu.
Bir şiirinde şöyle bahseder kendisinden: „Nasıl mı marxist oldum? Evet, beyaz ve açık mavi ilkbahar çiçekleri arasında yürüyordum/ kardelenlerden hemen sonra açarlar ya hani,/ -ve akasyalar, o muhteşem sıcakta çözülen insan teni kokan çiçeklerle dolup taşmadan kısa bir süre önce/ o güzelim mevsimde-/ ve annemin köyü yakınlarındaki, o çevrilemez adla ‘fonde’ denilen küçük su oyuklarının kıyılarında yazmıştım,/ oğlanlar, köylü çocukları,/ yıkanırken masumca/ (çünkü duygusuzdu onlar hayatları hakkında/ ben inanırken onların kendileri hakkında bilinçli olduklarına)/ ‘Katolik Kilisesi’nin bülbülüne şiirler yazmıştım,/ Bu dediğim 43’te olmuştu: 45’te bambaşka bir şeydi./ Biraz daha büyüyen köylü çocukları,/ kızıl bir kumaş bağlayarak boğazlarına/ yürüyorlardı/ başkentin kapılarına/ ve küçük Venedik saraylarına./ Böyle öğrendim ben, onların ırgat olduklarını/ ve böylelikle patronların var olduğunu./ Irgatların tarafını tuttum ve Marx’ı okumaya başladım“
Parti yayın organı olan Lotta y Lavoro‘ya bir süre yazdı. Pasolini dobra bir insan idi. Görüşleri çok net ve acıtan cinstendi. Bu durum parti içi dedikodu ve tasfiye yolunu hızlı açtı. Örneğin „Hoşgörü ve işbirliği ile karşılanan kişi yaratıcı olamaz, yaratıcının toprağı, toplumun güvenli kolları değil, düşmanın tehlikeli yurdudur. Yaratıcı yaşamla değil ölümle iç içedir, iç içe olmalıdır“ diyordu.
Çok geçmeden „cinsel taciz“ suçlaması ile ihraç edildi. Sağcı basın kendisine bu dönem çok saldırır. Kardeşinin durumu bilinen bir kozdur ve her türlü propaganda ile üzerine gidilir.
Pasolini için netlik çok önemli bir kıstastır yaşamda. Doğal seyir içinde toplumsal dokunun kökenine inip, günümüz ile karşılaştırma ve buna göre bir senteze varma, baz aldığı temel diyalektiklerindendir. Bundan ötürü kafayı taktığı birkaç önemli durum vardı. Bunlar din, cinsellik, kurgu olarak iktidar ve sanat idi.
Pasolini’nin yazarlığı ve tarihe damgasını vuruşu
Pasolini bir yazar ve şair idi. Üniversite yıllarından başlayan bir yazı ustalığı vardı. Yerel dili kullanmaya özen gösterirdi. Eserlerinde bariz bir „saldırı“ ve „faşizm eleştirisi“ vardı. Toplumda tabu olan pek çok şey üzerine cesurca kalem salladığı için sansür, davalar hayatından hiç eksik olmadı. Sinemaya girişi ile de bu durum tavan yapacaktı…
Onlarca dergiye gönderdiği yazıları bir tarafa, ilk derli toplu eseri olan „Ragazzi de Vita“ da konu „ötekilerdir“… Sağlam bir toplum mühendisliği ve muhalifliğinin ilk basamağı olarak raflarda ki yerini alır kitap. Bunun yanında „cinselliğin“ dayanılmaz kıyılarına girdiği dönemlerdir de. Kışkırtıcı bir arzu, köklere inen bir sorgulayıcı tavır ve keşfetme tutkusu ile fikirlerini ayan beyan ilan eder. „Scritti corsari“ (Gazabın Yılı) eseri tam bir deşifrasyondur. Öngörüleri sonradan tutacak onlarca sağlam tez ile İtalyan toplumuna yol gösterir bu eserinde. Yine Pasolini’ye göre „Bir ölçüde herkes zayıftır. Çünkü herkes kurbandır. Ve herkes suçludur da. Çünkü herkes katletme oyununa hazırdır. Alınan eğitim, ‘sahip olma, elinde tutma ve yok etme’ den ibarettir“…
„İster bilinçli, ister bilinçsiz olsun, her tür uzlaşmacılığı reddediyorum!“ diyerek sanat dalının farklı bir alanına, yani sinemaya yine „yazı“ aracılığı ile adım atacak olan Pasolini, özce bu derdini de şu çarpıcı ifadelerle anlatır: „Kültürel bir çöl yaratılmışsa, orada her şey satılabilir. Çünkü çölde her şey mucize etkisi yapar.“
İşte bu çöl sinema idi…
Not: Gelecek sayıda Pasolini’nin şok edici sineması irdelenecek.