Anayasalara "Basın hürdür, sansür edilemez" yazılır.
Ama basın yasası "Matbuat kanun dairesinde serbesttir" diyerek bu anayasa maddesini geçersiz hale getirir. Yani alenen "tagyir, tebdil ve ilga" eder.
Basın özgürlüğü denince sadece gazete çıkaranların, oralarda yazanların özgürlüğü öne çıkıyor. Bunlar da önemli olmakta birlikte ve bunlardan ayrılamaz biçimde önemli olan, halkın her türlü habere, bilgiye ulaşma özgürlüğüdür. Basın özgürlüğünü tanımayanların, özgür basını susturanların esas amacı da halkın gerçek habere, bilgiye ulaşmasını engellemektir. Böylece uydurdukları ve havuz medyasından köpürterek pompaladıkları yalanlarla halkı bir kuru kalabalığa, hatta sürüye çevirip istedikleri gibi güdeceklerini sanıyorlar. Bu oyunlarını bozan özgür basına karşı da her türlü saldırıyı yapıyorlar.
Halk Gerçeği, Özgür Halk ve Özgür Gündem ile başlayan özgür basın geleneğinde ilk günden beri karınca kararınca emeğim ve sorumluluğum var. Bu gazeteyi çıkaranlar, burada yazanlar her zaman ölümle burun buruna yaşadı ve hala yaşıyor. Musa Anter'den başlayıp birçok yazarımız, muhabirimiz katledildi. Dağıtım şirketleri ambargo koyup dağıtmadı. Elden dağıtım yapan çocukları satırlarla parçalayıp katlettiler. Bunlar da kar etmedi. Okurlarına bile saldırdılar. Haberlerimizde okuduğunuz gibi gazetemiz suç delili, okurlarımız ise gizli örgüt üyesi ilan ediliyor. Her yolla gazetemizi ve özgür basını susturmak istiyorlar. Çünkü iktidarı gasp eden darbeciler gerçeklerden korkuyorlar.
Yakın geçmişe bir göz atalım:
İşkencelerle katledilenlerden, faili meçhul denilen cinayetlerden, zindanlardaki vahşetten kimsenin haberi olmayacaktı.
Özgür basın olmasaydı, Halka zulmeden ordunun Yeşilyurt köylülerine pislik yedirdiğini kimse bilmeyecekti.
Güçlükonak köylülerinin minibüs içinde yakılarak öldürülmesini de hala PKK yaptı diye bilecektik.
Roboskî katliamı diye bir şey hiç bilinmeyecekti. Özgür basın verdikten günler sonra diğer medya istemeyerek haber yaptı. O haberleri de, gerçeği çarpıtmak ve kaza süsü vermek için yaptılar.
Deniz Feneri diyerek insani yardım adı altında yapılan hırsızlık ve yolsuzluklardan haberimiz bile olmayacaktı.
Gelelim MİT TIRlarına... Faşist diktatör ve emrindeki havuz medyasına göre oradaki Türkmen kardeşlerimize insani yardım gidiyordu. Özgür medya olmasaydı DAİŞ'e gönderilen ve bizi öldüren silahlar için faşist diktatör ve çetesine hala şükranlarımızı sunacaktık. Bütün dünya biliyordu ama biz hala bilmeyecektik. Can Dündar ve Erdem Gül boşuna casus diye linç edilmiyor.
17-25 Aralık'ta suçüstü yakalanan hırsız-uğursuz-rüşvetçi-talancı takımı nerede?
O bakanların önüne yattığı Reza Zerrab ağır suçlamalarla tutuklandı ve yargılanıyor. Reza'nın rüşvet verdiği, o dört bakan masumsa niye istifa edip kayboldular? Suçlularsa niye yargılanmıyorlar? Özgür medya olmasa bunlardan hiç haberimiz olmayacak.
Bırakalım geçmişi, aylardır şehirler bombalanıyor, insanlar diri diri yakılarak öldürülüyor. BM inceleme heyeti gönderiyor. Özgür medya olmasa, havuz medyasına bakarak halk bir eli yağda bir eli balda yaşıyor zannedeceğiz.
HDP'lileri terörist diyerek meclisten atmaya çalışıyorlar. Burada da cezalandırılan, gasp edilen sadece HDP'li vekillerin özgürlükleri değil, aslında onlara oy veren milyonlarca insanın oyu, iradesi yok sayılıyor.
Özgür basın olmasa bunları hiç duymayacağız.
Onların basınında bu haberler yok. Onlar ihale kapma kavgaları, Müslümanların günah işleme özgürlüğü, 6 yaşındaki kızla evlenmenin caiz olduğu, kadını tecavüzcüsüyle evlendirip namusunu kurtarma, şehirleri yakıp yıkarak halkı kurtarmalarının öyküleriyle dolu.
Bu nedenle gazetemize saldırıyorlar ve Genel yayın Yönetmeni, sorumlu müdür de dayanmıyor.
Dayanışma için nöbetçi yönetmen olan arkadaşlarımız da soruşturmaya uğruyor.
Ama gerçeklerin ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Gerçekleri ortaya çıkarmak için boyun eğmeyen, gerekirse canını veren "kötü huylu" insanlar da...Onların hepsini saygıyla anıyoruz.
Sonuçta bedeli ne olursa olsun, "Özgür basın hürdür, sansür edilemez!"
Halkın gerçeklere ihtiyacı var ve gerçekler halka ulaşacaktır.