
Bugün “Kurdistan” Gazetesi’nin yayına başlamasının 117’inci yıl dönümü. Bugün sürgünler ve ölümlere meydan okuyan Özgür Basın geleneğini yaratan Kürt Gazeteciler Günü’dür.
Özgür Basın’ın emekçilerinden Salih Fırat ve Seyit Evran Kürt Gazeteciler Gününe ilişkin değerlendirmelerde bulundular. Salih Fırat, “Bizde gazetecilik sadece olayları aydınlatan, tanımlayan aktaran bir yerlere ulaştırmak değil, aynı zamanda Kürt ulusunun içinde bulunduğu durumdan kaynaklı bu mücadelenin bir parçası olmaktır” dedi. Gazeteci Seyit Evran ise “Özgürlük mücadelesi öncesi var olan basının parçalı, lokal ve bir nevi bulunduğu alanda sesini duyurmak için yapılan bir girişim olduğunu, bundan kaynaklı olarak ‘Kürt Basın Tarihi’ olarak vermek biraz eksik kalacağını düşünüyorum” değerlendirmelerinde bulundu.
Mithat Bedirxan yönetimindeki 117 yıl önce Mısır-Kahire’de çıkarılan “Kurdistan”, yine Bedirhan ailesinin çıkardığı Hawar Dergisinin çıkışı olarak Kürt Basın Tarihine geçen Kürt Gazeteciler Günü sürgün koşullarından dolayı kesintiye uğramış ve yurtdışında süreklileşememiştir. Ancak 1980’li yıllarda başlayan ve Kürt Basın tarihinde ilk olan Serxwebûn Gazetesinin çıkışı Özgür Basın Geleneği açısından yeni bir evre olmuştur. Özgür Basın geleneği ve emekçileri çetin koşullara ve büyük baskılara rağmen gücünü kat be kat artırarak, uzun yıllardır tüm baskılara rağmen varlığını sürdürebiliyor. Sistemsel baskıyla toplumsal yaşamı cendere altında tutan, OHAL’ın uygulamaları, faili meçhul cinayetler ve kaçırarak öldürülen çok sayıda gazeteci oldu. Kalan bazı gazeteciler ise; yönünü Kürdistan dağlarına vererek, özgür düşünce alanını tercih ettiler. Arkadaşlarının kalemini yerde bırakmayan ve onların izinde yürümeyi amaç edindiğini belirten gazeteci Salih Fırat ve Seyit Evran bu geleneği dağda sürdürmek zorunda kalan gazetecilerden sadece iki kişi.
Bedeli ölüm ve tutuklamaydı
Kürt Gazeteciler Gününe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Salih Fırat, başta Kürt Gazeteciler Gününü tüm Kürt, demokrat ve toplumu aydınlatma faaliyetinde bulanan gazetecilere kutladı. Ezilen, sömürülen bir halkın bir ferdi olarak gazetecilik yapmak, kuşkusuz Kürt halkının verdiği özgürlük mücadelesine bir şekilde dahil olmak ona katkı sunmak anlamına geldiğini belirten Fırat şöyle konuştu: “Bizde gazetecilik sadece olayları aydınlatan, tanımlayan aktaran bir yerlere ulaştırmak değil sadece, Kürt Ulusunun içinde bulunduğu durumdan kaynaklı bu mücadelenin bir parçası olmak gerekiyordu. Bu bilinç ve sorumlulukla 1994 yılında gazeteciliğe başladım, o dönemler gazeteciliği bilinçli bir şekilde tercih etmekten ziyade koşulların dayattığı bir gazetecilik durumu söz konusuydu. Gazetecilik görevini yaparken düşünme, düşünürken yapmak çalışmaya dahil olurken de bir şeyler yapma düzeyi de gelişiyordu. O yıllarda gazeteciler devlet baskısıyla karşı karşıyaydılar. Gözaltından tutalım, işkencelere varana dek bir sürü antidemokratik uygulamalar söz konusuydu. Faili meçhullerin gündemde olduğu ve otuz Kürt gazeteci arkadaşımızın bu uygulamalarla katledildiği bir dönemdi. Birçok arkadaşımız yargısız infazla ortadan kaldırılırken, birçoğunun cenazesi bile bulunamadı. Birkaç yıllık gazetecilik deneyimim oldu. Türk devleti bu alanı çok tanımadı ve zemin olmadığı için bir dönemden sonra bunu sürdüremedim.”
Bu alanda gerçekleri gün ışığına çıkarmaya çalışan ve ciddi bir duruş sahibi olan Kürt gazetecileri ya cezaevine konuldu ya faili meçhulle götürüldü ya da iş yapamaz hale getirildiğini belirten Fırat, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da gazetecilik yapma koşulu ve zemini kalmayınca Medya Savunma Alanları ve Güney Kürdistan’da gazetecilik yapmak zorunda kaldığını ifade etti.
Kürt Basını kendini çoğalttı
Tüm baskılara rağmen, Kürt Gazeteciliği ve televizyonculuğunun geldiği düzey umut verici olduğuna değinen Fırat, “Bu gelişmeler mücadele veren ve bedel ödeyenler sayesinde olmuştur. İlk dönemlerde daktilo ve el yazması ile başlayan bir gazetecilik varken şuanda gazete, ajans, tv, radyo ve sanal medya ve sayıları bilinmeyecek kadar çok yayın organına sahiptir. Kürtler arasında farklı siyasal ve sınıfsal eğilimleri olan birbirlerine alternatif olabilecek kadar bir gerçeklik vardır. Geçmiş yıllarda Kürt halkı inkar ve imha sisteminden kaynaklı bir takım sorunları yaşarken, günümüzde Kürtler amansız mücadeleleriyle bir takım kazanımları da elde etti” diye belirtti.
Toplumların aydınlanma sürecindeki gazetecilerin rol oynaması gerektiğini vurgulayan Fırat, Kürt halkının kendini ifade etmesi baskı ve sindirmelere karşı kendini korumasında, tv ve gazetelerin çok büyük bir rol oynadığını da hatırlattı.
Kürt Özgürlük Hareketi ile oluşan gelenek
Kürt Basın tarihinde büyük emekleri geçen 25 yıllık basın serüveniyle şehirde başlayıp, dağda devam ettiren Gazeteci Seyit Evran, Kürt Basınını ele alırken çok sistemli bir basın geleneğinden söz edilemeyeceğini, çünkü sistemli ve birbirine eklenen bir basın geleneğinin olmadığını belirtti. “Özgürlük mücadelesi öncesi var olan basının parçalı, lokal ve bir nevi bulunduğu alanda sesini duyurmak için yapılan bir girişim olmaktaydı. Kuşkusuz yapılmış bazı çalışmalar vardı ama Kürt Basın Tarihi olarak vermek biraz eksik kalacağını düşünüyorum. Çünkü tümüyle dört parçayı kapsayacak bir basın çalışması da yoktu. Kürt Özgürlük Hareketinin başlanması ile basın kazanımı elde ediliyor ve dört parça Kürdistan’ı kapsayacak düzeye geliyor. Bu anlamda Kürt gazeteciliğinin de başlangıç tarihi oluyor. Bunların hepsi verilen mücadele ve ödenen bedellerle elde edilen kazanımlardır. Şimdi Kürt basın tarihi denildiğinde elle tutulur bir şeyler var.
Kürt basın tarihi derken, Kürt televizyonculuğu 1995 yılında Med Tv ile başlıyor. Öncesi yok ve şuanda da herkes bu şekilde itiraf da ediyor. Şimdi dört parçada da devasa bir basın gelişmeleri ortaya çıkmış bulunuyor. Kürt basını ve medyası bir formasyon kazandı ve Kürt Gazeteciliği anılan ve hakları verilen gazetecilik örnekleri de fazlasıyla var. Örneğin kuzeyden başlayan ve daha sonra Avrupa’ya yayılan bir basın geleneğimiz de var. Bazı güçler kabul etsin ya da etmesin bu gelenek ‘Serxwebun Gazetesi’nin tarihi ile başlıyor. Ama tek sayı olarak çıktı ve daha sonra 1982’ de Avrupa’da yayın hayatına devam etti. Daha sonra peşi sıra basın faaliyetleri gelişti. Ama Serxwebun sürekli illegal kaldı. Bir halkın ve hareketin yayın organı olarak halen varlığını sürdürmektedir” dedi.
Özgürlüğe koşan gazeteciler
Kuzey Kürdistan ve Türkiye Metropollerinde birçok basın-yayın organının kapatıldığına dikkat çeken Evran şu bilgilere yer verdi: “1986’da Halk Gerçeği Gazetesi ile Basın Geleneğimiz başladı. Birkaç sayı çıktıktan sonra O da kapatıldı. Yerine Yeni Halk Gerçekliği Gazetesi çıktı. Arkasından Yeni Ülke çıktı o da haftalık gazeteydi. Daha sonra Özgür Gündem çıktı. Özgür Gündemde muhabirlik, yöneticilik ve dağıtımcılık yapan yüzlerce arkadaşımız canını ortaya koydu, bedel ödedi, gazete kapatıldı, çalışanları katledildi. Yeni Ülke, Özgür Politika Gazeteleri, bu geleneği takip etti ama bu gelenek halen devam ediyor. Özgür Gündem Gazetesi günümüze kadar devam etmektedir. Burada emekleri geçen büyük arkadaşlarımız ve hocalarımız var. Belki çoğu basın-yayın okullarından geçmemişti, fakat gazetecilikte örnek olabilecekleri bir performans gösterdiler. Halis Yücel, Gurbetelli Ersöz ve Enver Polat arkadaşlarımız bunlardan bazılarıydı. Erdal ve Melsa arkadaşlarımız da vardı. Melsa Amed’de yaralandı, Botan’da şehit düştü. Adil Denk ve Mehmet Şenol arkadaşlarımız vardı. Bu arkadaşlarımızın hepsi dağda gerillalık yaparken şehit düşen arkadaşlarımızdır. Şimdi sayısız gazete, dergi ve tv çıkmış bulunuyor. Her geçen gün Kürt basın-yayın organlarının sayısı arttığı için insan net olarak bir şeyler diyemiyor. Ama çizgi ruh, bu emek ve değer üzerinden gelişti” dedi.
Şehirde basın çalışmasını yürüten, ancak baskılar yoğunlaşınca dağda gazetecilik yapmaya başlayan Evran, dağda karşılaştığı gazeteci arkadaşlarıyla ilk buluşmasını aktardı: “Dağa geldiğimde Adil Denk arkadaşımı gördüm, 2000 yılı sonrası Hevsel Bahçeleri’nde bir çatışmada şehit düştü. Hatice Demir arkadaş 1997’de şehit düştü. Mehmet Gündüz adında bir dağıtımcımız vardı, o da oradaydı. Ancak Mehmet Şenol arkadaşımız birkaç ay önce şehit düşmüştü. Daha sonra Melsa (Elem Polat) geldi. Yine Serxwebun’dan Cengiz Kırık geldi. Yani bir dalga şeklinde gazetecilerin dağa bir akışları vardı. Yine her zaman için yanımızda daktilo bulundu ve bir elimizde silah, belimizde raht ve sırtımızda da daktilomuz eksik olmazdı...” dedi.
‘Dağlarda gömülü daktilolarımız var’
“Devletin kırsal alanda yaptığı uygulamaları haber olarak aktarma şeklinde kamuoyuna yansıtıyorduk” diyen Evran şunları ekledi: “Devlet baskısını aktarma görevini biz görüyorduk, çünkü muhabirlerimizin birçoğu tutuklanıp, faili meçhule gidenler vardı. Bazen bir not şeklinde yazıyorduk, bazen de haber şeklinde yansıtıyorduk. Biz dağda ulaştırabildiğimiz haberleri yaparak toplum üzerindeki baskı ve sindirme politikalarına dikkat çekiyorduk. Kimse Kürdistan’a giremiyordu, haber çıkmıyordu. Çünkü sansür yasası vardı. Gazetecilik çok tehlikeli bir meslek haline gelmişti. Kayıp edilenler oluyordu. Bunun tabi ki çok zorlukları da vardı, ama önemli olan bunun bir şekilde ulaştırılmasıydı.”
Aradan yıllar geçmesine rağmen halen dağlarda gömülü daktilolarımız var diyen Evran, “o daktilolarla bir tarih yazıldı ve savaşın en büyük tanıklığını onlar yaptı” diyerek şöyle devam etti: “Eminim ki halen dağların birçok yerinde gömülü daktilolarımız var, günümüze gelindiğinde kıymetli eşyalar arasında müzelik değeri olan malzemeler olarak kaldırılacaktır. Gazete ve dergilere yazı ve Tv’ye haber ulaştırmanın yanı sıra gerilla koşullarında her eyalette dergi çıkarma çalışması da vardı. Botan eyaletinde Pêşmerge Dergisi çıkıyordu. Mardin’de yine bir dergi çıkıyordu. O zamanla bu günleri kıyasladığında devasa bir gelişme düzeyi karşına çıkabiliyor. Şuanda dört parçada birçok ajansımız var. Her parçanın bir televizyonu var Kuzey’de, Rojava’da, Güney’de, Doğu’da devasa bir basın-yayın çalışması var. Günlük yayın yapan gazetelerden aylık yayın yapan dergi ve üç aylık dergilerimizden tut haftalık gazetelerimize kadar birçok yayın organımız var. Geriye şu kalıyor, ortaya çıkan bu dev yapının rolünü oynamasıdır. Geçmiş süreçlerde susturmanın yöntemleri vurma kaybetme, bunlar yetmedi, gazete bombalandı ve yakıldı. Ama yine susturulmadı, o gazete bir gün sonra tekrar çıktı. Ne yaptılar, bu sefer gazete kapatma şeklinde bu durum sürdü. Bu baskılar bunu susturabildi mi hayır! O dönemdeki slogan neydi; ‘yalanın perdesini yırtacağız’. Bir arada, gerçeği susturamazsınız, doğruyu susturamazsınız şeklinde gazetemiz çıktı. 2000’ler sonrası baktılar bundan sonuç alamıyorlar, bir dönem Medya Tv’yi komplo sürecinde kapattılar, ardından Roj Tv’nin kapatılması yaşandı. Nuçe TV’ye kadar bu kapatmalar devam etti. Yine birkaç gün önce siber saldırısıyla var olan televizyon kanalları susturulmak istendi. Ancak, Kürt Basını büyüyerek yoluna devam ediyor. Çünkü bu bir gelenektir. Bu da özgür, birlikte ve kardeşçe bir yaşam için gerekli olan bir yöndür” dedi.
DEVRİM AMED/ANF/BEHDİNAN