Kabul edildiğinde katlanılması zor olan, acı veren, ruhsal maliyeti yüksek olayların sanki hiç yaşanmamış gibi yapılıp, üzerini örtme eğilimi var yöneticilerde. Sorumlular kendini aldatıyor. Yaşanmış gerçekler nedeniyle ‘suçlu’ sayılabileceğine yönelik bir korku, bir endişe var yüzlerinde. Onun için maske kullanıp kuzu postuna bürünüyorlar. Yalan söylüyorlar, olayları çarpıtıp halkı kandırıyorlar.
Halkın çoğunluğu da ne yazık ki kendisine sunulanı irdelemekten, sorgulamaktan yoksun. Oysa insanın görünenin ve sunulanın ötesine geçebilmesi önyargılardan ve şablonlardan kurtulabilmesine bağlıdır. Böyle bir duruşta çıkar veya korkulara bağlı olarak olan-biteni çarpıtmamak vazgeçilmez koşuldur.
Türkiye gittikçe daralan bir kıskaç altına giriyor. Biz de olayların gerçek sebeplerini anlamaya çalışmak yerine, hamasetin dümen suyunda düşmanlık ve nefret edebiyatı yapıyoruz.
En büyük düşmanımızın fikir değil paranoyalar ve bizi bize kırdıran en büyük sebebin kökleşmiş saplantılarımız olduğunu anlamamız gerekir.
Sokrates, ‘sorgulanmamış yaşam yaşanmaya değmez’ diyor asırlar öncesinden... Sorgulanmalı, yaşam sorgulanmalı; nasıl yaşamak istediğimize karar vermeli, olumsuzu yakalamalı, eleştirmeyi öğrenmeliyiz.
Bazen bir olaya dışarıdan bakış çok daha gerçekçi veriler ortaya çıkarabiliyor.
Alın size New Yorker Dergisi, „Sadece tutukluluklar açısından Türkiye, dünyadaki en baskıcı ülke gibi görünüyor. Tutuklamalar Türkiye’de gazeteciler arasında ya da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetini eleştirmeyi düşünen herkes için sıra dışı bir korku iklimi yarattı“ diye yazmış.
Derginin tanınmış yazarı Dexter Filkins, „Hangi ülke en çok gazeteci tutukluyor?“ diye sorduğu haberinde, Türkiye’nin gazeteciler açısından en baskıcı ülke olduğunu belirtiyor ve „Tutuklamalar, Türkiye’de gazeteciler arasında ya da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetini eleştirmeyi düşünen herkes için sıra dışı bir korku iklimi yarattı“ diyor. Tutuklu gazeteci sayısını 94 olarak veren derginin bu açıklamasından sonraki birkaç gün içinde bu sayı 106’ya yükseliyor.
Dicle Haber Ajansı (DİHA) Editörü Abdurahman Gök yaptığı basın açıklamasında: DİHA’nın son zamanlarda Roboskî katliamı ve Pozantı Cezaevi’ndeki cinsel istismarı Türkiye ve dünya gündemine taşıdığını belirterek, DİHA’ya yönelik baskı ve tutuklamaların giderek arttığını belirtiyor.
Yine konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) Sözcüsü Necati Abay da haklı olarak, Pozantı Cezaevi’nde yaşanan tecavüz olayıyla ilgili haberleri yapan Dicle Haber Ajansı (DİHA) Adana muhabiri Özlem Ağuş’un tutuklanmasıyla ilgili; „Ağuş‘un Pozantı haberinin ciddi kamuoyu tepkisine yol açması ve Adalet Bakanlığı’nın bazı tedbirler almak zorunda kalması ve devleti sıkıntıya sokması nedeniyle tutuklanmış olabileceği sorusu akıllara takılıyor“ yorumunu yapıyor.
İki gün önce de Dünya Sansürle Mücadele Günü’ydü… Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 12 Mart Dünya Siber-Sansürle Mücadele Günü dolayısıyla internet düşmanı ülkeler listesini yayınladı. Türkiye bu yıl da gözetim altındaki ülkeler arasında yer aldı. RSF bu ülkede internet yasaklarının 2011’de yüzde 100 arttığını ifade ederken, aralarında ANF ve Özgür Gündem’in de olduğu 15 Kürt haber sitesinin yargı kararıyla yasaklandığını belirtti.
***
Saymakla bitmez. Yasak üstüne yasak, acı üstüne acı…
Bizler sormadıkça, bu çark içinde söz söyleme yetkisine sahip birkaç atar tutar, aldıkları talimatlardan duydukları sevinci manşetlerinde taşıyacaklardır elbette. Onlar bunu yaparken bizlerin, statükocu düşünce tarzından sıyrılıp, sorgulayan ve hesap soran, eleştirel düşünce ve bakış açıları oluşturmamız gerekecek.
Özgür basın hep yazacak