Bu ülkede muhalif gazetecilere, siyasetçilere, aydınlara  yönelik saldırılar, tehditler, gözaltılar ve tutuklamalar, kimsenin yabancısı olduğu bir konu değil artık. Özgür basın üzerindeki baskılar hiç eksik olmadı. Bu tür uygulamalar günlük yaşamın bir parçası haline geldi.
Son olarak İstanbul özel yetkili 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla bir günde 28’i gazeteci, 7’si basın çalışanı olmak üzere 35 gazeteci ve basın çalışanı tutuklanmış bulunuyor. Böylece tutuklu gazeteci sayısı 99’u buldu.
Anayasa çalışmalarının seslendirilmeye çalışıldığı bu süreçte görünen o ki yine muhalif güçler sindirilmeye ve toplum tepkisizleştirilmeye çalışılıyor.
Türkiye’de ana medya ve basın sistemin önemli ve güçlü bir kurumudur ve kendi mantalitesince görevi sisteme hizmet etmektir. Düzenin ruhu ticari ilişkilere dayandığı için, medyayı da bundan ayırmak mümkün değildir. Medyanın büyük bölümü ince ayarlarla siyasal iktidara biat edip teslim etmiş durumdadır. Biat etmeyip halka gerçeği yansıtmaya çalışan yayın organları da sürekli kapatılıyor, muhabirleri, yazarları gözaltına alınıp tutuklanıyor. Çünkü halkın gerçekleri öğrenmesinden korkuyorlar. Ne demişti Napolyon;“ Üç gazete, beni yüz sancaktan daha çok korkutur.“
***
Avrupa’nın insan hakları politikasını belirleyen en yetkin diplomatı olarak bilinen Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg „Araştırma yapılmadan, daha mahkemeye gönderilmeden insanlar hakkında önceden tutuklama kararları veriliyor. Görüştüğümüz savcılar tutukluların „herhalde“ suçlu olduklarını söylüyorlar. „Herhalde“ insanların cezaevinde tutulmaları için bir gerekçe olamaz“ diyor.
Ayrıca basın özgürlüğünün durumunu incelemek üzere Kasım ayında Türkiye’ye gelen Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun; Sınır Tanımayan Gazeteciler Uluslararası Basın Enstitüsü, Avrupa Gazeteciler heyetinin Türkiye Gazeteciler Sendikası ile birlikte hazırladığı „Türkiye’de Uluslararası Basın Özgürlüğü Misyonu Raporu 2011“ adlı raporu yayımlandı.
Raporun, tüm Avrupa’da tutuklu gazeteci sayısının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğunu ve bu konuda endişe duyulduğunu belirten sonuç bölümünde; Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda ifade özgürlüğüne engel olan maddelerin değişmesi gerektiği ifade edildi ve „Sonuç pozitif değil. Türkiye’de basın özgürlüğü daha önce olmadığı kadar tehlikede“ denildi.
Raporda, gazetecililik faaliyetinden dolayı tutuklu bulunan  gazetecilerin hemen serbest bırakılması gerektiği ifade edilmesine rağmen tam tersi bir yaklaşımla yeni gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı.
***
Bilindiği gibi basın özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ilan edilen ve birçok ülke tarafından kabul edilen bir haktır.
Bu hak gazetecilerin, yazarların, düşünenlerin, aydınların haklarını teminat altına almakla kalmayıp, halkın olan bitenlerden haber alma hakkının teminatı olarak kabul edilmelidir.
Oysa Türkiye’de hükümet halihazırdaki yasaları, gazeteciler, aydınlar ve muhalif olan herkesi susturma ve bastırma silahı olarak kullanıyor. 2009’da başlatılan bu baskı kampanyası kapsamında 8 bini aşkın kişi gözatlına alınırken, 4 bine yakını tutuklandı. Bunlar arasında yüzlerce seçilmiş siyasetçi, aydın, öğrenci, gazeteci, insan hakları savunucusu ve sendikacı var.
Basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki en büyük engel, özel yetkili ve görevli ağır ceza mahkemeleri ve  TMK’dır.
Uluslararası basın kuruluşlarının hazırladığı raporlarda, Türkiye ‘basın özgürlüğüne saygı’ açısından 175 ülke arasında 127. sırada olduğunu gösteriyor. İleri demokrasi denilen şey buysa vah ülkenin haline.