Özgür basına ve üniversiteye saldırı
Aziz TUNÇ
Erdoğan, Efrîn işgalinin hemen arkasında saldırılarını çeşitlendirmeye ve yaygınlaştırmaya başladı. İslam halifeliğine ve yeni Osmanlı padişahlığına hazırlanan Erdoğan’ın Efrîn’in işgalinin sürdüğü bu günlerde Minbic ve Sincar saldırılarına hazırlandığını açıklaması bunun ifadesidir.
Her gün yeni bir saldırı hazırlığını duyuran Erdoğan, birkaç gün önce İstanbul Boğaziçi üniversitesi öğrencilerine saldırdı. “Komünist öğrencilere okuma hakkı verilmeyeceğini” ilan eden saldırısını emir kabul polis, kampüslerde, okul bahçesinde ve evlerde öğrencileri göz altına almaya başladı.
Bugün büyük bedeller ve direnişlerle varlığını sürdüren ve özgür basının en kararlı savunucularından olan Özgürlükçü Demokrasi gazetesine saldırıldı. Gazetenin idari binasına ve basıldığı matbaaya yapılan baskının sonunda çok sayıda gazeteci gözaltına alındı ve gazeteye kayyum atandı.
Aslında süreci yakında takip edenler açısında bu gelişmelerin şaşırtıcı bir yanı yok. Her şey göz göre göre geliyor ve bunu görenler gerekli çabaları ısrarla sürdürüyorlar.
Erdoğan, bugüne kadar Türk devletinin izlediği klasik politikalardan çok farklı ve rutin dışı bir politika izlemektedir. Türk devleti Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yarattığı basıncın altında ezilmekten korkmaktadır. Kürt halkının özgürlük talebinin yarattığı korkudan kurtulmaya çalışan Erdoğan, bunu yolu olarak, İslamcı-Türkçü ve Osmanlıcı bir politik paradigmaya sarılmıştır.
Bu politik sistemin gereği olarak, Erdoğan ve devleti Kürtlere, sadece Kuzey Kürdistan’da değil, sadece Kürdistan’ın diğer parçalarından da değil, dünyanın her tarafında saldırmaktadır. Alevilere aynı şekilde, Türkiye’nin her tarafında, Efrîn’de ve Avrupa’nın birçok ülkesinde saldırılmaktadır. Aynı saldırılar, muhalif olan her kesime ve her kuruma yönelik olarak sürdürülmektedir. Bunun için Özgürlükçü Demokrasiye ve Boğaziçi Üniversitene baskın yapılarak gazeteciler ve öğrenciler gözaltına alınmaktadırlar.
Bu gelişmelerden bakarak çok açık ve net olarak şu tespitin yapılması gerekir. Erdoğan, Efrîn’i işgal edebildiği için bu saldırıları yapabilmektedir. Efrîn işgali, Erdoğan’ı cesaretlendirmiş, daha çok saldırmaya heveslendirmiştir. Efrîn işgal saldırısı, püskürtülemediğinden Erdoğan’ın işgalciliğini, saldırganlığı, baskı ve zorbalığını, her kesime yöneltmesine yol açmıştır. O nedenle ve ısrarla, bu yazılarla, Efrîn işgalinin sadece Kürdistan’da bir kasabanın işgali olmaktan ibaret olmadığı anlatılmaya çalışılıyordu.
Erdoğan’ın ve Türk devletinin çeşitlenen ve bütün muhalif toplumsal kesimlere yönelen bu saldırılarının kapsamını ve hangi politikaların devamı olduğunu yaşanan bu pratik gerçeklik ortaya çıkartmış olmaktadır.
Erdoğan, sadece Özgürlükçü Demokrasi gazetesine ve komünist öğrencilere değil, tüm muhalefet odaklarına ve kendisine biat etmeyen herkese, bu topraklarda yaşam hakkı tanımak istememektedir. Özellikle çağdaş, demokrat ve ilerici bütün toplumsal kesimler, Erdoğan’ın hedefindedirler. Ayrıca Erdoğan’a muhalif olan Müslümanlarda Erdoğan’ın hedefleri arasındadırlar. Dolayısıyla bu saldırılar, kapsamlı bir planın parçaları olarak yapılan saldırılardır. Erdoğan, bu saldırılarla oluşturmak istediği siyasal sisteminin zeminini yaratmaya, söz konusu sisteminin önünü açmaya çalışmaktadır.
Erdoğan’ın tasarladığı sosyo- politik gelecekte Alevilere yer yoktur, bundan dolayı Alevilere yönelik saldırılar artarak devam edecektir. Kürtlerin özgürlük idealini ve mücadelesini yok etmek, Erdoğan’ın oluşturmak istediği yeni devlet için hayati bir zorunluluktur, o nedenle Kürtlere yönelik savaş, şiddetlenerek ve her yol ve yöntem kullanılarak sürdürülecektir. Özellikle Avrupa’da olmanın güvenlik içinde olmak anlamına gelmeyeceğini hep birlikte yaşayacağız.
Erdoğan’ın ve Türk devletinin benzer saldırıların, yaşam koşullarını düzeltmeyi talep eden/edecek olan yoksullar için, emeğin hakkını isteyen örgütlü emekçiler için, öğrenciler, öğretmenler, kadınlar ve gençler için, önümüzdeki dönemde yaşanacağından hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Erdoğan, kendi sultanlığını güvenceye alacak bir devlet ve siyasal düzen kurmak istemektedir. Bu düzene karşı çıkan ve çıkacak olan her toplumsal grup, Erdoğan’ın, düşmanı olarak kabul edilmektedir. Sadece bu kadar da değil, sözde Erdoğan düşmanlığı, aynı zamanda İslam düşmanlığı, Türk düşmanlığı ve milletin atası kabul edilen Osmanlı düşmanlığı olarak sunulmakta, lanse edilmektedir.
Bu koşullarda, Erdoğan’ın, İslam dininin, Türk milletinin ve Osmanlı atalarının düşmanlarına karşı topyekûn saldırıya hazırlanan milyonlar ise güruh haline getirilmiş, katliam/soykırım için bir saldırı işareti beklemektedirler. Yaşadığımız hava, katliam ve soykırım havasıdır. Gelecek günler, daha çok saldırıya, daha zorlu baskılara gebedir.
Belirtilen bu gerçeklikler, umutsuzluk üretmenin nedeni ve aracı değildirler. Tam aksine bu gerçeklikleri bilmek, çözüm için daha net ve kararlı olmayı dayatmaktadır. Bugün yaşadığımız ve yaşayacağımız zorluklardan kurtulabilmenin yolu açık ve bellidir.
Erdoğan’ın ve devletinin hedefinde olan her toplumsal kesim, tereddütsüz ve bütün gücüyle sürdürülen özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yer almak durumdadır. Çünkü Erdoğan’ın hedefleri arasındaki kesimleri, Erdoğan’ın zulmünden ve katliamlarından koruyacak, önümüzdeki zor ve acılı günleri aşmasını ve özgür günlere ulaşmasını sağlayacak olan yegâne güç, özgürlük ve demokrasi mücadelesi sürdüren örgütlü güçlerdir. Herkesin payına düşen ise,
Kürt halkının sürdürdüğü özgürlük mücadelesini büyütmek ve güçlendirmektir. Bugün Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle bütünleşmek, bir tercih veya bir lütuf değil, ezilen her toplumsal kesim için yaşamsal bir zorunluluktur.