Kopenhag Eyalet Mahkemesi, dün sabah verdiği kararla Mezopotamya Brodcasting'e bağlı MMC, Nuçe TV ve Roj TV'nin lisansları iptal etti. Şirketler, 10 milyon Danimarka Kronu para cezasına çarptırıldı. Mahkeme, böylece Danimarka basın tarihinde bir ilke imza attı. İlk kez bir basın kuruluşu için bu kadar yüksek para cezası verilmiş oldu. Kürt basını, kararın ABD'nin talimatları doğrultusunda alındığını ama bu kararın, özgür basın çalışmalarını durduramayacağını açıkladı.

Kopenhag Eyalet Mahkemesi'nin kararıyla ilgili açıklama yapan Roj TV eski Genel Yayın Yönetmeni Amed Dicle, karar itiraz haklarının bulunduğunu; iki hafta içerisinde itiraz edilmezse yayınların duracağını belirterek, ancak itiraz edebilmek için de 5 milyon Danimarka Kronu para cezasını ödemek ya da bir teminatta bulunmak gerektiğini söyledi. Savcılığın şirketlerin tamamen kapatılması yönünde görüş bildirdiğini belirten Amed Dicle, "Mahkeme ise verdiği bu kadar yüksek para cezasıyla aslında savcılığın kararını onaylamış bulunuyor" dedi. Söz konusu kararın, 2012'de verilen karardan daha ağır olduğunu vurgulayan Dicle, bir süredir Mezopotamya Brodcasting'in hesaplarının dondurulduğunu, farklı engellemeler olduğunu da sözlerine ekledi. "Şu anda yayın lisansımız iptal edildi. İki hafta içerisinde itiraz edilmesi ve aynı zamanda para cezasının ödenmesi gerekiyor" diyen Dicle, şirketin para cezasını ödeyebilmesi durumunda yayınların devam edeceğini, aksi durumda kesileceğini söyledi. Amed Dicle, mahkemenin kararında Kürt sorununun çözümü açısından gelinen aşamaya geniş şekilde yer verildiğini, sürecin olumlu olarak görüldüğünü ama buna rağmen bu ağır kararın alındığının altını çizdi. Dicle, Danimarka'nın ilk kez bir basın kuruluşu hakkında böylesi yüksek meblağa (10 milyon Kron) varan para cezası verdiğine de dikkat çekti.

'Kol kola gayet mutluydular'

Nuçe TV'ye konuşan Gazeteci Ferda Çetin, kararın tümüyle ABD'nin talimatının yerine getirilmesi olduğunu vurguladı. Çetin, şunları söyledi: "ABD Dışişleri Bakanlığı çok açık bir şekilde Roj TV'nin kapatılmasını ve Danimarka Dışişleri Bakanlığı'nın bu sürece müdahale etmesini istiyordu. Bugünkü kararı ABD'nin talimatlarının yerine getirilmesi biçiminde de algılayabiliriz. Böyle değerlendirmek bir abartı değil. Türkiye de bütün gücünü bu televizyonların kapatılmasına vermişti. Fakat enteresan bir durum vardı onu da paylaşmak istiyorum. Bugünkü mahkemede bir olay vardı. Keşke o anda imkan olsaydı da fotoğraf çekseydik. Kopenhag Türk Büyükelçisi ve elçilik görevlileri, savcılar ve polislerle kol kola çok samimi bir şekilde, gayet mutlu ve memnun görünüyorlardı. Biz duruşma salonuna girmeden onlar yan odalardan birlikten çıktılar. Bu manzarayı oradakiler de gördü. Bu dava Türk Büyükelçiliği, Danimarka savcılığı ve polisinin birlikte yürüttüğü bir davaydı. Gördüğümüz manzara da bunun bir göstergesiydi."

'Daha çok televizyon açacağız'

Şimdiye kadar Kürt basınının çok büyük zorluklarla mücadele ettiğini ve çok sayıda televizyonun kapataldığını hatırlatan Çetin, şöyle devam etti: "Çok televizyon kapatılıyor, çok televizyon açılıyor. Şimdi ABD'nin, Danimarka'nın ve Türkiye'nin veya bu işlerle uğraşıp büyük masraflar yapan diğer yetkili kurumların bunu daha iyi anlaması lazım. Biz yüzlerce televizyon açacağız. Bütün diller ve inançlar için televizyonlar açacağız. Bir Kürt gazeteci olarak bunu söylüyorum. Kürt halkının buna gücü var. Basın, düşünce özgürlüğü ve halkların kendini ifade etmesine tahammül etmeyen bu güçlere karşı daha çok televizyon açacağız."

'Siyasi çözüm istemiyorlar'

Çetin, Kürt sorununun çözüm yollarının arandığı bir dönemde verilen bu kararın, ABD ve Avrupa Birliği'nin siyasi çözüm istemediğini gösterdiğini de sözlerine ekledi.
Gazeteci Baki Gül de, Danimarka'nın verdiği kararı "ikiyüzlü politikaların sonucu" olarak niteledi. Gül, "Roboskî ve Kürdistan'daki kirli savaşta kimse can kayıplarını yansıtmak istemiyordu. Bunu Roj TV yansıttı. Kürt çocuklarına yönelik işkenceleri yansıttığı için hedef seçildi. Danimarka bu kararla Bingöl'deki tecavüzcüleri, Roboskî Katliamı'nı yapanları koruyor. Pozantı'da çocuklara tecavüz eden gardiyanları koruyor. Kopenhag Kriterleri diyorlar. Söz konusu karar, bu söylemlerin ne kadar iki yüzlü olduğunu gösteriyor" şeklinde konuştu.

Kartal: Kürtler sessiz kalmaz

KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal, Kürt halkının kararı tanımayacağını belirterek, "Bu karar siyasidir. Kürtler sesini dünyaya duyuran basın yayın kurumlarının kapatılmasını kabul etmeyecektir. Her yerde bu kararı protesto edecektir" dedi. Davanın tamamen Avrupa'da Kürt Özgürlük Hareketi'ne, basın yayın faaliyeti yürüten Kürt kurumlarına yönelik uluslararası konseptin gereği olduğunu bildiklerini belirten Kartal, kararın zamanlamasına da dikkat çekti. Kartal, "Önder Apo'nun Newroz'da 'Silahlar sussun, fikirler konuşsun' amacıyla başlattığı, Türkiye ve Kürdistan'da başlayan bir sürecin içindeyken, bu süreci Kürt Özgürlük Hareketi'nin gerillaları kendilerine düşen kararları bir bir yerine getirip geliştirirken, mahkemenin uluslararası siyasi bir konsept çerçevesinde böyle bir karar alması düşündürücüdür" şeklinde konuştu. Kararla birlikte "Kürdistan'ı bölen, parçalayan uluslararası güçler Kürt sorunun çözümünü istemiyorlar mı? Kürt sorunun çözümünden yana değiller mi? Sorundan kaynaklı çatışmalı ortamın devam etmesinden yanalar mı?" sorularının gündemine geldiğini dile getiren KONGRA GEL Başkanı, "Kürt halkı kararı böyle görecektir" dedi.
Kürtlerin sesini dünyaya duyuran basın yayın kuruluşlarının yayın lisansının iptal edilmesi kararını kabul etmeyip protesto edeceğinin altını çizen Kartal, "Sesini dünyaya duyuran basın yayın kurumlarının kapatılmasına Kürt halkı sessiz kalmayacaktır. Halkımızı bulunduğu her alanda -özellikle de Avrupa'da- bu karara ve uluslararası siyasi konsepte karşı Danimarka büyükelçiliklerinin önünde sesini yükseltmeye, protesto etmeye ve televizyonlarına sahip çıkmaya çağırıyoruz" diye konuştu.  

 HABER MERKEZİ




Asla boyun eğmedi

Kürtlerin televizyonu Roj TV Kürtçenin Kurmancî, Soranî, Dimilki, Hevraman lehçeleri; Türkçe, Arapça, Süryanice ve İngilizce yayınları ile çok dilli ve çok kültürlü yayıncılığı esas aldı. Kürdistan'da olup biteni dünyaya, dünyadaki gelişmeleri de izleyicilerine taşıdı. Kurulduğu ilk günden bu yana Kürdistan ve Ortadoğu halklarının sesi oldu. Özgür basın geleneğinin mirası ile 7 yıl boyunca, gerçeklik ilkesinden asla taviz vermedi. Kürt halkına yönelik devlet terörünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi; halkların direniş eylemlerini bütün görkemiyle yansıttı. Bu nedenle de Türk devletinin baskı ve saldırılarının hedefinde oldu. Ama asla baskılara boyun eğmedi.

Baskılar hiç durmadı

1 Mart 2004'te yayın hayatına başlayan Roj TV, ilk günden itibaren Türk devletinin hedefinde oldu. 2004, 2005, 2006 yıllarında Danimarka'daki lisans kurumu Medya Sekreterliği'ne Danimarka Büyükelçisi aracılığı ile 3 kez yayının durdurulması için başvuruda bulunan Türkiye'nin bu talepleri her seferinde reddedildi. Televizyona yönelik ilk operasyon ve yasak 2008 yılında Almanya'dan geldi. Almanya İçişleri Bakanlığı, Roj TV'nin Almanya'daki faaliyetlerine, ‘halklar arasındaki uyuma aykırı programlar hazırladığı' gerekçesiyle yasakladı. Bu yasak Şubat 2010'da Leipzig kentinde bulunan Federal İdare Mahkemesi'nce kaldırıldı. 28 Ekim 2011'de ise Almanya Federal Mahkemesi Roj TV'ye getirilen tüm yasakları kaldırdı.

Hep pazarlık konusu oldu

Televizyona yönelik kapatma girişimleri Nisan 2009'da uluslararası pazarlıkların merkezine oturdu. Danimarka eski Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliğ‘ine seçilmesine karşılık televizyona yönelik yeni saldırı dizisinin sartı verildi. Bu kez, ABD devreye girdi. Yütürülen tüm bu kirli pazarlıklar WikiLeaks belgeleriyle deşifre oldu. Belgelerde 18 Şubat ve 25 Şubat 2010'da Türk Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile ABD Dışişleri Müsteşarı William Burns arasındaki görüşmede "Danimarka'nın Roj TV'nin kapatılması konusunda Türkiye'nin yaptığı talebin kabul edilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapacağına dair söz verdiği" yer alıyordu.

Merkezi ile büroları basıldı

4 Mart 2010'da Belçika'daki Roj TV stüdyoları ve Kopenhag'daki merkez binasına baskınlar düzenlendi. 2010 yılının 31 Ağustos'unda Kopenhag Başsavcısı Jörgen Steen Sörensen'in başvurusu üzerine, Roj TV'nin yayınının durdurulması talebiyle dava açılmasına karar verildi. „İfade özgürlüğü“ sınavı olarak nitelendirilen bu dava, 15 Agustos 2011'de başladı. Bu sınavın sonuçları Danimarka Adalet makamlarının hanesine kırık notlar düşürdü.  

Kapatma davası açıldı

İddianamede savcılık yayınlardan daha çok örgüt suçlaması yaptı. Türk medyasının haber ve yorumları mahkemeye belge olarak sunuldu. Korucu ve itirafçıların televizyon aleyhine tanıklıkları kabul edilirken, seçilmiş Kürt milletvekili ve belediye başkanlarının tanıklıkları reddedildi. Kanalın 5 yıllık yayınlarından cımbızlanarak derlenen 15 saatlik görüntülerden Qazi Muhammed'den Kürt şair Osman Sebri'nin resimleri, müzik klipleri,  spikerlerinin giydiği ulusal kıyafetler suç unsuru olarak gösterildi.

Mahkeme kapatmadı

Dava boyunca Türk devleti, siyasi ve diplomatik baskılarını devam ettirdi. Bakan Egemen Bağış, davanın ilk haftalarında Danimarka Büyükelçiliğiyle görüştü. Kopenhag mahkemesince açılan dava kararı;10 Ocak 2012'de açıklandı. Mahkeme dava sonucunda Savcılığın, Roj TV'nin lisansının iptal edilmesi ve yayınının durdurulması talebini reddetti. Ancak mahkeme Roj TV'nin propaganda yaptığını iddia ederek 700 bin Euro'ya tekabül eden 5,2 milyon kronluk para cezası verdi.

Eutelsat uydu yayınını kesti

Roj TV Yönetim Kurulu ise bu cezaya karşılık 16 Ocak Pazartesi günü Doğu Eyalet Mahkemesi Landrettel'e itirazda bulundu. Hukuki sürecin devam etmesine rağmen televizyonun yayınını sağlayan Eutelsat şirketi bir skandala imza attı. Eutelsat, Danimarka adaletini aşarak ve ifade özgürlüğünü ayaklar altına alarak, kanalın yayınını tek taraflı durdurma kararı aldı. Roj TV'nin Ortadoğu'ya yönelik Nilsat uydusu üzerindeki yayını Eutelsat şirketi tarafından 19 Ocak günü engellendi. Bununla da yetinmeyen Eutelsat şirketi, Eurobird uydusu üzerinden yayınının da durdurulmasını istedi. Eurobird şirketisi ise kanala gönderdiği mektupla; yayını 22 Ocak 2012 pazar gecesi 00:00'da durduracağını açıkladı.

Erdoğan kararı bekliyordu

Danimarka Başbakanı Helle Thorning Schmidt, Mart ayının sonlarında kendisiyle görüşen Türk Başbakan Erdoğan, memnün edecek taahhütlerle uğurlamıştı.
Christianborg Sarayı'ndaki Başbakanlık Ofisi'nde gerçekleşen görüşmede Erdoğan, Danimarka Başbakanı Schmidt'in geçen yıl Haziran ayında Türkiye'ye yaptığı ziyaretin ardından iki ilişkilerinde farklı bir dönemin başladığını belirterek, siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda birlikte atılan adımların en üst düzeye çıktığını söylemişti. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 2012 sonu itibarıyla 1,7 milyar dolar seviyesine ulaştığını kaydeden Erdoğan, "2015 sonu itibarıyla bu rakamı 5 milyar dolara çıkarma hedefi zor değil" demişti.
Başbakan Erdoğan, Danimarka'ya Türkiye'nin 30 kadar önde gelen firmanın üst yöneticileriyle geldiğine dikkati çekerek, "Danimarkalı 550 kadar firma şu anda Türkiye'de faaliyet gösteriyor. Bu firmaların Türkiye'deki faaliyetleri bizler için memnuniyet verici. Şimdi çok daha farklı bir adımı atalım istiyoruz. O da bugünkü görüşmelerden sonra inanıyorum ki 2015 sonuna doğru Türkiye-Danimarka ilişkileri ekonomik alanda çok farklı bir konuma taşınacak" diye konuşmuştu.

Patriot, Suriye ve Kürtler

Erdoğan, Patriot Savunma Sistemleri'nin Türkiye'ye yerleştirilmesinde askeri uzmanlar gönderdiği ve AB'ye tam üyelik sürecindeki desteği için Danimarka'ya teşekkür etmişti. Suriye'de yaşananlarla Türkiye'nin Suriye ile ilişkilerinin baş başa görüşmede gündeme geldiğini vurgulayan Erdoğan, çok daha önemlisini de şöyle aktarmıştı: "Çok daha önemlisi bölücü terör örgütüyle ile ilgili konuda da buradaki yasal sürece yönelik atılan adımları, mevkidaşımdan öğrenmekle ayrıca memnun oldum. Temennim odur ki bir an önce buradan bu neticeyi almak suretiyle dünyada terörle mücadelede müşterek atmamız gereken adımları da süratle atalım. Buralardan da çok farklı neticeler elde edelim."

Sunacak imkanları fazla!

Danimarka Başbakanı Schmidt de Türkiye ve Danimarka arasında çok güçlü ilişkiler bulunduğunu ve her iki ülkenin birbirine sunacağı imkanların fazla olduğunu dile getirerek, bu işbirliğinin daha da ileriye taşınması için büyük bir potansiyel bulunduğunun altını çizmişti.