Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) 30 Mart yerel seçimleri öncesi hazırladığı Seçim Beyannamesi, ekolojik yaşam paradigmalarının, insanın insan ve insanın doğa üzerindeki tahakkümü eleştiriye tabi tutularak geliştirildiği belirtildi.

“Özgür İnsan, Özgür Toplum, Özgür Doğa!” sloganıyla hareket edilen beyannamede şunlar ifade edildi: “Ekolojik toplum paradigmamızı hem toplumla hem de doğayla ilişkilerimizi yeniden düzenleyerek yaşamsal kılacağız. Mezopotamya’da, Ege’de, Karadeniz’de yapılan HES ve barajlarla halkların farklılıkları su ile eritilerek halklar asimile edilmekte, suyun ticarileştirilmesi ve uluslararası alanda suyun politik araç olarak kullanılması amaçlanmaktadır. Bölgede yapılan ve yapılması planlanan yüzlerce baraj, yarattığı göç dalgaları ile kentsel ve kırsal alanda sosyal sıkıntılar yaratmakta, doğayı ve ekosistemi tahrip etmekte, doğal, tarihi ve kültürel mirası yok etmektedir. Bölgemizin doğal maden yatakları açısından zengin bir bölge olması nedeniyle termik santraller kurularak işletilmeye başlanmıştır. Hem doğayı tahrip etmekte, hem de çevre kirliliğine neden olmaktadır.”

Ekolojik yerel yönetimler

Türkiye sınırlarındaki mayınlı arazilerin temizlenerek orada yaşayan köylülere devredilmesi ve doğal tarımsal alanlara dönüştürülmesi için çalışmaların yapılacağı belirtilen beyannamede, şu ifadelere yer verildi: “Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaşabilmesi için toplumda farkındalık yaratacak çalışmaların arttırılmasını, sürdürülebilir kentlerin oluşturulmasını destekleyeceğiz. Güneş ve rüzgar enerjisi potansiyeli yüksek olan bölgelerde yaşamın her alanında güneş ve rüzgar enerjisi kullanımını yaygınlaştıracağız.
Ekosistem üzerinde büyük tahribatlara neden olan kimyasal silahlar ile mayınların yasaklanması için gereken tüm çalışmaları yürüteceğiz. Doğal ve zengin maden yataklarına sahip olan bölgemizdeki madenler işletilmeye açılırken, çevreye ve doğaya verdikleri zararlar dikkate alınmamaktadır. Yine bu madenler, bölgede işletilmeden farklı ülkelerin imalat sektörlerine ham madde kullanımı amacıyla ihraç edildiği için Kürdistan ve Anadolu coğrafyası kapitalist tekellerin ham madde yatağı haline getirilmiştir. Bölgemizde üretim ve tüketim planlaması yapılarak, çevreye ve doğaya zarar verilmeyecek şekilde bu maden yataklarının işletilmesini sağlayacağız. Bu konuda belediyelerimiz kendilerine düşeni, tüm yasal yetkilerini kullanarak yapacak; çevreye duyarlı bir madencilik sektörünün gelişmesine destek olacaklardır. Türkiye sınırlarındaki mayınlı arazilerin temizlenerek orada yaşayan köylülere devredilmesi ve doğal tarımsal alanlara dönüştürülmesi için çalışmalar yürüteceğiz”
İnsanların fazla nüfuslar ile yaşamaya başladığı kırsal ve kentsel yerleşmelerde daha belirgin olarak yaşanan bu ekolojik sorunların klasik belediyecilik yaklaşımı ile giderilmesinin olanaksızlığına işaret eden BDP Beyannamesi’nde, yerel yönetimlerin toplumla ilişkisine ilişkin şu önemli vurgular yer alıyor: “Yerel yönetimler, toplumun devlet karşısında direnen özgür kişiliği ve ruhudur. Yerel yönetimleri devletin yerele uzantısı olarak gören politik akımların bu gerçeklikten bihaber tutumları, en başta topluma kaybettirmektedir. Kendilerinden hem daha eski, hem de işlev ve kapsam bakımından onları aşan tarihin bu en köklü kurumlaşmasını salt politik amaçlar nedeniyle siyasal partilerin uzantısına dönüştürüp öyle kimlik biçmek ile devlet alanına hapsetmek özde aynıdır. Yerel yönetimler bütün bunlardan önce, toplumsal bir kimliktir ya da özgür toplumun kimliğidir. Dolayısıyla tanımlamaların da devlet ve partileşmelerden ziyade toplumsal alanın öz yönetimi içinde yapılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Kendine yetebilir ve sağlıklı yerleşmeler hedefimiz ışığında, organik tarımsal faaliyetlerin kooperatifçilik saikiyle gerçekleşmesi için yerel yönetimlerimiz halk meclislerimiz ile ortaklaşa çalışmalar yürütecektir.”

‘Tohum bankalarını destekleyeceğiz’

GDO’lu ürünlerin kullanımı yerine doğal ürünlerin üretimi ve kullanımının teşvik edileceği belirtilen beyannamede, “Doğadaki biyo-çeşitliliği korumak, GDO’lu ürünlerin kullanımını azaltmak ve kapitalizme olan bağımlılığı yok etmek için tohum (gen) bankalarının oluşturulmasını destekleyeceğiz. Belediyelerimize ait seralarda bu çalışmalara destek sunacağız” vurgusu yapılıyor.

Yerinde dönüşüm esas alınacak

Beyannamede kentleşme sorununa da değinen BDP, 1990’lı yıllarda devletin köy yakma ve boşaltmaları ile yaşanan sosyal felaketin plansız büyüyen kentlerin tüm hizmetlerinin çökmesine neden olduğunu belirterek, “Yerele yetki devri yaptığını iddia eden hükümet, Başbakanlığa bağlı TOKİ gibi kurumlar aracılığıyla ‘kentsel dönüşüm’ adı altında örgütlü toplumsal dinamikleri dağıtarak yandaşlarına konut sağlamakta ve yeşil sermayeyi güçlendirmektedir. Kentlerimizin dokusunu tahrip eden ve insanı doğasına yabancılaştıran ‘kentsel dönüşüm’ yerine, planlama ve uygulama süreçlerini kentin tüm dinamikleriyle birlikte yürüterek ‘yerinde dönüşümü’ esas alacağız. 80 yıldır kaderine terk edilmiş olan köylerimizin, içme suyu ve yol başta olmak üzere kentsel hizmetlere erişimi için gerekli yatırım ve hizmetleri hızla gerçekleştireceğiz” diye belirtildi.
Beyannamede, insanlığın beşiği olan yukarı Mezopotamya’nın tüm kentlerinin insanlık mirası olduğu kabulüyle, koruma amaçlı imar planları geliştirilerek bu tarihi mirasın kentlerin ekonomik canlanmasını da göz önüne alarak turizme kazandırılacağı ve kentlerin tarihi dokusu ile mimarisinin korunacağı ifade edildi. “Söz yetki karar halka, halk meclislerine” sloganıyla hareket edileceği belirtilen beyannamede, kentlerin nefes almasını sağlayacak ve tarihin tüm zamanlarında zulme ve baskıya karşı mazlumların bir araya gelip güç birliği yaptığı “Özgür Meydanlar” oluşturulacağı aktarıldı. Barınma hakkının her insanın erişmesi gereken en temel haklardan olup bu konuda çözüm üretmek için sosyal konut projeleri hayata geçirilmesine ihtiyaç duyulduğu vurgulanan beyannamede şunlar aktarıldı: “Sosyal konut projesini hayata geçirirken kar amaçlı yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. Toplumla beraber, toplumsal ihtiyaçlar esas alınarak projeler geliştirilecektir. Bunun için yerel yönetimlerimiz, uygun arsalar üreterek, yörenin mimari dokusuna uygun projeler yaptırarak ve harçlardan muaf tutarak ‘Kendi evini kendin yap’ projesini geliştirecek. ‘Kendi evini kendin yap’ kampanyasıyla toplumun katılımını sağlayan projeler yapacağız.”
Beyannamede, “Kadim topraklara geri dönüş çağrısı” temelinde yürütülen ve yürütülecek olan çalışmalarda BDP yerel yönetimlerinin etkin rol alacağı belirtilerek, “Zorla boşaltılmış bu köylerimizin yeniden inşasında belediyelerimiz, alt yapı, konut, sosyal yaşam ve alternatif ekonomi alanları ve benzeri uygulamalarda geri dönüş kararı almış olan halkın ihtiyaçları doğrultusunda gerekli tüm katkıyı verecektir” vurgusu yapılıyor.

‘Afet bütçeleri üst düzeyde tutulacak’

Lice, Van, Bingöl gibi birçok deprem ve artlarında bıraktıkları tahribata da değinilen beyannamede, afet olduktan sonra tedbir almanın, afetten önce önleyici tedbir almanın esas alınacağı belirtilerek, “Afet planlamasının seçimin ve günü birlik siyasal çıkarların malzemesi haline gelmesine müsaade etmeyeceğiz. Daha önce yaşanan afetlerden çıkardığımız dersler ışığında, belediyelerimiz yaşanabilecek olası afetlerde koordinasyon rolünü üstlenecektir. Yıllık bütçelerinde ve stratejik planlarında afet bütçelerini üst düzeyde tutacaklardır” denildi.

Temel anlayış komün ekonomisi

“Komün ekonomisi demokratik ulusun temel ekonomik anlayışıdır” sloganıyla yola çıkan BDP, kentte yaşayan yurttaşlarla birlikte toplumsal ekonomik örgütlenmeler gerçekleştirilecek başta kooperatif ve komünler olmak üzere ekonomik birliklerin kurulmasını destekleyeceklerini kaydetti. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi için ekonomik ve sosyal politikaların yaşama geçirilerek, bu konuda girişimci ve birliklerin destekleneceği aktarılan beyannamede, “Bölgede tarımsal politikaların tespiti ve uygulanması için ilgili kurum ve kuruluşların içerisinde yer aldığı Tarım Platformu kurulacaktır. Tarımsal araziler ve tarihi, kültürel değeri bulunan bölgelerin yapılaşmaya açılmasına izin verilmeyecektir. Bitki ve hayvan türlerini korumak amacıyla doğaya ve çevreye uyumlu ekolojik endüstrinin geliştirilmesi ve uygulanması desteklenecektir” ifadelerine yer verildi.
Beyannamede devamen şunlara yer verildi: “Bu topraklarda; Kapitalist modernitenin ulus-devlet anlayışının, kar hırsıyla yarattığı sanayileşme talanı ve ekolojik tahribat, demokratik ulusun komünal ekonomisi ve ekolojik endüstrinin açığa çıkardığı devrimsel hamleyle giderilebilir.
Bunun için yerel yönetimlerimiz; halkın yaşadığı ağır ekonomik sorunlara çözüm üretilmesi için kent dinamikleriyle birlikte üretim ve istihdama yönelik projeler hazırlayarak, bunları hayata geçirmeye çalışacaktır. Kentte yaşayan yurttaşlarla birlikte toplumsal ekonomik örgütlenmeler gerçekleştirilecek, bu çerçevede belediyelerimiz, başta kooperatif ve komünler olmak üzere ekonomik birliklerin kurulmasını destekleyecektir.”

İhtiyaca göre eğitim modeli

Demokratik Özerklik’te eğitimin özerk bölgeler eliyle yürütülmesi gerektiği belirtilen beyannamede, “Özgürlükçü demokratik bir toplum yaratma stratejik hedefimizdir. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmamız çerçevesinde eğitim, birey ve topluluğun yaşamda etkinliğini arttırma girişimidir. Belediyeler ve kent meclislerinin ortak kararlarıyla yerellere devredilmiş müfredatlarla yerelin ihtiyaçları üzerinden belirlenen eğitim modelleri inşa edeceğiz” denildi.
Beyannamede, yerel yönetim merkezinden, veli ve öğrenci temsilcilerinden Eğitim Meclisleri kurularak bu meclislerde halkın eğitim taleplerinin tartışılarak toplumsal dokuya uygun çözümler üretileceği belirtildi ve anadilde hizmet veren kreşler ve eğitimin her kademesine yönelik öğrenci yurdu açılacağı vurgulandı. Eğitim alanında ayrıca, yerel yönetim bünyesinde “Demokratik Siyaset Akademileri”nin oluşturulacağı ve hakikat arayışlarının akademilerin şiarı olacağı belirtilen beyannamede, yerel yönetimlerin bünyesinde açılan akademilerde özgün kadın ve gençlik birimleri oluşturulacağının altı çizildi. Beyannamede, “‘Hakikat aşktır, aşk özgür yaşamdır’ şiarıyla yaşamın tüm alanları, sokak ve mahalle meclisleri, parklar, eğitim mekanına dönüştürülecek” denildi.

Spor siyasetin aracı olmayacak

Sporu egemenlerin tekelinden ve siyasetin aracı olmaktan çıkarıp geniş halk yığınlarının uğraşı haline getirmek için çalışmalar yürütmenin amaçlandığı belirtilen beyannemede, yerel yönetimlerin sporun geliştirilmesine katkı sunacağı kaydedildi. “Kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel sporlar açığa çıkarılarak korunup geliştirilip yaygınlaştırılacaktır” denilen beyannamede, yaşlı, çocuk ve engellilere ilişkin özel uygulamaların yürürlüğe konulacağı ifade edildi. Yerel yönetimlerin, sosyal adalet ilkesinin gereği olarak yaşlılara yönelik sağlık hizmetlerinin ve sosyal hizmetlerin etkili ve dinamik bir uygulama ile sunulması için çalışma yürüteceğine dikkat çekilen beyannamede, “Yaşlılara sunulacak sağlık hizmetlerinde pediatri psikolojisi alanında uzmanlaşmanın yaygınlaştırılmasına özen gösterilecek, gençlerin de boş vakitlerinde yaşlılarla ilgilenebilmesi için sistemli bir ağ oluşturulacaktır” denildi.
“Eğitim yoluyla ‘ehlileştirilmeyen’ Kürt çocukları ‘suça eğilimli’ olmakla damgalanmakta ve cezalandırılmaktadır Çocukların bu direnişini sahiplenerek kendi toplumsallıklarını inşa edebilecekleri alanlar oluşturacağız” denilen beyannamede, çocuk işçiliğiyle mücadele etmek amacıyla kentlerdeki sivil toplum örgütleriyle, ailelerle ve çocukların kendileriyle ortak çalışmalar yürütüleceği kaydedildi.

Engellilere fırsat eşitliği

Engelliler için “ayrımcılığın önlenmesi ve fırsat eşitliği”ne dayalı, toplumsal yaşamın bütün alanlarında engellilerin yardıma ihtiyaç duymadan ulaşabilecekleri, kullanırken zorlanmayacakları standartlarda kentler oluşturmayı hedefleyen BDP’nin yerel seçim beyannamesinde, engellilerin kentin yönetiminde söz, yetki, karar ve uygulama sahibi olmasının sağlanacağı ve sağlık merkezleri vasıtasıyla temel sağlık hizmetlerinin engellilerin de ulaşabileceği tarzda düzenleneceği belirtildi.

Kültür direnişin merkezidir

‘Doksan yıllık cumhuriyet tarihi, Mezopotamya’nın kadim halkları ve kültürleri üzerinde inkar, imha ve asimilasyon politikalarının barbar ve vahşi yöntemlerle uygulanmasının tarihidir. Kapitalist modernitenin tekleştiren, farklılıkları yok sayan ve böylece her şeyi olduğu gibi kültürü de meta haline getiren anlayışını ilke edinen cumhuriyetin Kürt halkının ve komşu halkların toplumsallıklarını parçalama ve kültürlerini yok etme adına ortaya çıkardığı uygulamaları, insanlık tarihine birer ibret vesikası olarak geçecektir” tespiti yapılan beyannamede, kapitalist ulus-devlet zihniyetinin yol açtığı kültürel soykırım uygulamalarına son verileceği vurgusu yapılıyor.
“Başta Kürtler olmak üzere pek çok kadim halkın kültürüne kaynaklık eden Kürdistan coğrafyası, askeri ve ticari amaçlar uğruna yapılan barajlarla yok edilerek belleksizleştirilmek istenmektedir” ifadelerine yer verilen beyannamenin devamında şunlar belirtildi: “Kürdistan coğrafyasındaki tüm kültür, dil ve inançlar, Kürdistan’ın temel zenginlik kaynağıdır. Bu kültür, din ve inançların korunması ve geliştirilmesini temel bir politika olarak ele alacağız. Kürdistan coğrafyasındaki tüm maddi, manevi, tarihi ve kültürel miras değerlerinin açığa çıkarılması, korunması ve halkın yaşam alanlarıyla ilişkilendirilmesini sağlayacağız. Yerel yönetimler bünyesinde kültür, tarih ve sanat akademileri, sanat okulları, eğitim evleri, köy kültür evleri, okuma evleri, kütüphaneler kurarak halkın bunlara ulaşmasını geliştireceğiz. Yerel yönetimler bünyesinde yapılan çeşitli kültür ve sanat festivalleri gibi etkinliklerle halkın gelenek- göreneklerinin yaşatılmasını sağlayacağız. Unutulmaya yüz tutmuş geleneksel zanaatların gelişmesi için teşvik edici politikalar uygulayacağız. Yerel yönetimlerimiz, mahalli kültürel ve sanatsal ihtiyaçlar için bütçe oluşturacaktır.”
Kürt dilinin yerel yönetim çalışmalarında, yazışmalarda, halkla ilişkilenmede esas dil olarak kabul edileceği vurgulanan beyannamede, “Ulus-devlet ve hakim etnisitenin dilsel ve kültürel tahakkümü esas alması, demokratik ulus gerçekliğine aykırıdır. Tek seçenek çok dilli-kültürlü-siyasi oluşumlu ulus olabilmektir. Bu çerçevede, yerel yönetim olarak belediyelerde çok dillilik anlayışımız çerçevesinde, her dilde belediyecilik hizmeti esas alınacak ve bu yaklaşım yaygınlaştırılacaktır” denildi.

İnançlar Mezopotamya’nın zenginliğidir


Mezopotamya dünya tarihinde medeniyetlerin, kültürlerin, dillerin ve dinlerin beşiği olarak görüldüğü belirtilen beyannamede, Alevi, Sünni, Êzîdî, Asurî-Süryani, Ermeni, Rum, Arap, Mıhellemi gibi farklı inanç ve kültürlerin ancak mensupları tarafından anlamlı bir şekilde tanımlanabileceğine, devlet ve diğer inançlar eliyle tanımlama çabalarının kabul edilemez olduğuna inanıldığı vurgulandı. Beyannamede şöyle devam edildi: “Dilimize yerleşen farklı din, inanç ve kültürlere yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı yaklaşımların ayıklanması için ortak bir literatür çalışması başlatılacaktır. Farklı din ve mezheplerin inanç ve ibadet özgürlüğüne saygı duyulacak, eğitim kurumlarının ve ibadethanelerinin varlıklarını sürdürmeleri herhangi bir şekilde engellenmeyecek ve tümüne eşit koşullarda destek verilecektir.”
“Toplumsal Sağlık, Sağlıklı Gelecektir” şiarıyla hareket edileceği kaydedilen beyannamede, yerel yönetimlerde bu temel ilkeyi gözetecek koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması için anadilde hizmet veren sağlık merkezleri açılacağı ve temel ilaçların sağlanması, herkes için eşit, ulaşılabilir, ücretsiz, anadilinde sağlık hizmeti sunulmasının temel ilke olacağının altı çizildi. 


DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ