Kürt kadınları bu sene meydanlara erken indiler… İndiler ve meydanları özgürlük talepleriyle inim inim inlettiler. Sokaklarda ve caddelerde devrim şarkıları söylediler. Çığlık çığlığa tutuşan şiirler, haykırdıkça çoğalan sloganlar ve dağlara uzanan halaylar eşliğinde toprağın ve baharın yüreğine seslendiler.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’e adayan; onların öfkeli mirasıyla baharı karşılayan Kürt kadınları, acının ve öfkenin yaktığı yüreklerini bu sene erkenden meydanlara serdiler.
Ve bize; bu zulüm, bu baskı, bu inkar ve imha sistemi yenilecekse; Kürt halkı bir zafer elde edecekse bunun da Kürt kadınının fedakarlığı, cesareti, kahramanlığı, yaratıcılığı, sabrı, direngenliği, metaneti ve azmi sayesinde elde edileceğini gösterdiler.
Aşk olsun onlara… Bin selam, bin sevgi, bin övgü ve bin saygı olsun. Direncin bütün gülleri, kavganın bütün çiçekleri; Mem’den Zin’e, Ferhat’tan Şirin’e, Siyabend’ten Xecê’ye yarım kalmış bütün aşkların ihanete inat yaşayan bütün özlemleri onların olsun…
Bu yılki kutlamalar güçlü bir özgürlük bilincine sahip olan Kürt kadınının sadece ulusal baskılara karşı değil, cinseyetçi baskılara karşı da aktif bir mücadele içinde olduğunu gösteriyor.
Kürt kadını sadece Türk-Kürt ilişkilerindeki eşitsizliğe; oradaki milli zulme karşı değil, kadın-erkek ilişkilerindeki eşitsizliğe; Kürt toplumunu tüketen erkek egemen zihniyete karşı da saygın bir direniş sergiliyor. Bir yandan ırkçı ve imhacı Türkçü sistemle, diğer yandan cinsiyet eşitliğine karşı çıkan erkek egemen sistemle savaşıyor ve her iki savaşa da uygun araçlar yaratmaya, özgür kadın bilinci etrafında etkin bir yapılanma oluşturmaya çalışıyor.
Aslında özgürlük hareketinin bu kadar büyümesinin ve bugünlere gelmesinin nedeni de burada yatıyor. Kürt kadını hayatın her alanında dişini tırnağına katmış direniyor; özgürlük mücadelesi de bu sayede gelişip güçleniyor. Özgür olmak, ülkesine ve kaderine sahip çıkmak için müthiş bir çaba harcayan ve devrimsel bir devinimin içinde olan Kürt kadını kendisiyle birlikte Kürt erkeğini de köklü bir değişime zorluyor.
Sadece ulusal mücadeleye değil, toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde içeride de radikal bir demokratikleşmeye öncülük ediyor. Öncü bu misyonuyla da sadece Kürt halkına değil, bölge halklarına da ilham veriyor. Kürt kadının Ortadoğu’nun en etkin özgürlük ve demokrasi dinamiği olarak öne çıkıyor.
Ortaçağ’dan kalma gerici değer yargılarının esir aldığı Ortadoğu halklarına kurtuluşun yegane yolunun kadın özgürlüğü olduğunu mücadelesiyle gösteriyor.
Bu yüzden ağır bedeller de ödüyor. Egemen sistem bu yüzden bütün cephelerden Kürt kadınına saldırıyor. Ve onu savaşın, baskının, haksızlığın, açlığın ve cins ayrımcılığının kurbanı haline getiriliyor.
Kürt kadını gururla taşıdığı tarihi öncülük misyonu nedeniyle Fransa’da suikaste uğruyor, Türkiye zindanlarında çürütülüyor, İran’da darağaçlarına gönderiliyor, Suriye’de infaz ediliyor.
Yetmiyor ama, bir de kendi evinde erkek şiddetine maruz kalıyor. Devletlerin öldürdüğü, sürdüğü, ezdiği yetmezmiş gibi onu bir de babası, kocası, kardeşi ya da akrabası öldürüyor. Bir de onlar ezip süründürüyor.
Kadının özgürlüğünü içine sindiremeyen erkek egemen sistem sömürgeci sistemlerle el ele vermiş, her fırsatta Kürt kadınına saldırıyor. Kürt kadını onun yaşam alanlarını daralttığı içindir kinle ve öfkeyle saldırıyor, onu boğmaya, tarihi misyonundan alıkoymaya çalışıyor.
Ne var ki onun da başarı şansı bulunmuyor.
On yıllardır ağır bedeller ödeyen, mücadele içinde pişen ve yüreği acılarla çelikleşen Kürt kadınının özgürlük ve eşitlik talebinin önüne geçmek, onu yeniden ırkçı ya da erkek egemenlikçi karanlığın içine gömmek artık mümkün görünmüyor.
Aksine hem inkarcı ve imhacı sistem hem de Kürt toplumunu tüketen erkek ayrıcalıklı gerici sistem kadının mücadelesi sayesinde yenileceğe, bu eşitsiz ilişkiler değişeceğe ve herşey yeniden düzenleneceğe benziyor. Dolayısıyla bunun görülmesi, özgür gelecek kaygısıyla hareket edilmesi ve kadın özgürlüğünün içselleştirilmesi gerekiyor.
Kürt erkeğinin, özellikle de kendini yurtsever ve demokrat  addedenlerin ulusal kavgada olduğu gibi cinsiyet eşitliği kavgasında da Kürt kadınının yanında olmaları gerekiyor. Kürt erkeği kadına yönelik şiddetin toplumun geleceğini tehdit ettiğini görmeli, değişmeli ve kadın özgürlüğü eksenindeki toplumsal değişime destek vermelidir.
Kaldı ki kadının özgürlüğü meselesi özünde erkeğin meselesidir.
Sorunun kaynağı erkektir; onun egemenlikçi sistemidir. Erkeğin özgürleşmesinin yolu da bu sistemin tasfiyesinden  geçmektedir.
Kürt erkeği bu bilinçle hareket etmeli, siyasi İslam’in hortlatmaya çalıştığı Kürt gericiliğine karşı Kürt kadınıyla birlikte mücadele etmelidir. Zira özgür kadın demek, özgür gelecek demektir.
Kürt kadınlarının bu sene erken indikleri, şarkılar, şiirler, sloganlar ve halaylarla şenlendirdikleri meydanlar bunu göstermektedir…