Kuzey Kürdistan’daki savaş, artık salt taraflardan birinin “Kürt sorununda çözüm”, diğerinin “inkar ve imha” demesi temelinde yürüyen bir savaş olmaktan çıktı. Kuzey’deki, dağlardaki ve şehirlerdeki savaş, artık “Üçüncü Dünya Savaşı”nın bir parçası. Nasıl Irak, Suriye bu savaşın birer cephesi ise Kuzey Kürdistan dağları ve şehirleri de Üçüncü Dünya Savaşı’nın bir cephesi.
Böyle olunca, savaşın bir cephesinde “barış” mümkün değil. Ya Türkiye savaşın tüm cephelerinden çekildiği zaman Kuzey’de de barış imkanı doğacak ya da Türkiye içine girdiği savaşta, “düşmana Kuzey cephesinde saldırmayarak” Rojava cephesinde düşmanı güçlendireceği” için Kuzey savaşına son vermeyecek. Durum tastamam bu. Böyle de olmakta. AKP, Rojava’yı çökertmek için Kuzey’e, Kuzey’i çökertmek için Rojava’ya saldırmak zorunda ve aynı zamanda gücünü Cerablus’ta yoğunlaştırıyor. Demek ki artık “Kuzey’deki savaşı durdurmak için”, örneğin PKK Önderi’nin “HPG’nin ateşkes ilan etmesi ve gücünü sınır dışına çekmesine” dönük vereceği kararlar, Ankara tarafından dikkate bile alınmayacaktır. Neden? Çünkü Ankara, böyle bir durumda Kuzey savaşına son vermenin Rojava’yı “yıkılmaz” hale getireceğini bildiği için Kuzey savaşına devam edecektir.
Yani PKK Önderini Bayık değil, Erdoğan “dinlemeyecektir.”
Ama kurnaz AKP, Kuzey savaşının “tek taraflı olarak durdurulması ve HPG’nin sınır dışına çıkarılması için Öcalan üzerinde baskıya” da devam edecektir. Bu baskı diyelim ki sonuç verir de, Öcalan böyle bir karar alırsa, HPG de buna uyarsa, o zaman mevzilerini zayıflatmış olan Kuzey’i imha etmek için AKP asıl o zaman “stratejik saldırıya” geçecektir.
Durum artık iki Newroz’da yapılan açıklamaların ortamı değildir. Artık “üçüncü dünya savaşındayız”.
Öcalan’ın üzerindeki baskıya son verdirmek ve onun yalnızca “Kuzey”le ilgili değil, tüm Üçüncü Dünya Savaşı“ ile ilgili “tarihsel misyonunu” oynamasını sağlamak nasıl mümkün olacaktır?
Sorunun yanıtı Bayık’ın açıklamasında verilmiştir: Cemil Bayık hükümete ve devlete, “tek taraflı ateşkes ve gerillanın sınır dışına çekilmesi için boşuna Önderlik üzerinde, bu arada HDP üzerinde baskı yapmayın, çünkü bu konulardaki kararı Önderlik değil, biz vereceğiz” demiştir. Bu demeçle birlikte artık, devletin Öcalan üzerinde yaptığı ve onun zaten boyun eğmediği baskılar “amacını” kaybetmiştir.
Aynı zamanda hükümet, Öcalan’ı tecrit edip, susturarak her türlü “barışçı öneriyi” de gündemden kaldırmıştır. Ancak aylardır İmralı’nın susturulması, Kandil’in konuşmayacağı anlamına gelmemektedir. Nitekim konuşmuştur: BBC’ye verdiği demeçte, Bayık, “Üçüncü tarafın gözetiminde çift taraflı ateşkese” hazır olduklarını ilan etmiştir. O halde artık hükümetin Öcalan üzerinde yaptığı ve onun aylardır direndiği baskıların kaldırılması gerekmektedir. KCK’nin uymayacağı bir adımı PKK Önderine zorla attırmayı düşünmenin anlamı yoktur.
Öcalan’a “rehin” muamelesi yapmak yalnız ahlaksızlık değil, halkları tehdit eden savaşa son verme imkanını yok etmek anlamına gelmektedir. Yalnızca “Özgür Öcalan”, bırakalım Kuzey savaşını, Ortadoğu’da sınırlanan Üçüncü Dünya Savaşı’nı durdurabilir.
Durdurabilir bile değil. Yalnız ve yalnızca o durdurur.
Bu savaş küresel devletlerin “Tüm Kürdistan’a egemen olarak Ortadoğu’yu zaptetme ve paylaşma” savaşıdır.
Öyle olduğu için bu savaştan çıkışın formülü çok basittir: Kürdistan’ın dört parçasının, her birinin özerkliği temelinde, sınırlar değişmeksizin birleşmesi ve “ne Amerika ne Rusya” sloganıyla, aynı zamanda “hem Amerika hem Rusya” esnekliği ile her parçanın içinde bulunduğu ülkeyi savaş dışı bırakmasıdır.
Zorla bile değil. Kürdistan söylenen biçimde birleştiği gün, tüm bölgesel devletler o anda savaş dışı kalır. Ve artık “kara kuvvetleriyle” Ortadoğu batağına girmek istemeyen küresel güçler, havadan savaşı kazanamayacağı için “savaşı kaybetmiş” olur.
Kürdistanı kim birleştirebilir?
Öcalan birleştirebilir.
İşte bu nedenle Üçüncü Dünya Savaşını sona erdirme meselesi, doğrudan doğruya Öcalan’ın özgürlüğü meselesi olmuştur. O halde her şey “Öcalan’a özgürlük için.”