Size bir liste sunacağım:  “ABD’nin terör örgütü listesine aldığı El Kaide çeteleriyle Rojava’da Kürt halkına, onun canına, malına ve ırzına karşı iç içe geçmek…

NATO’ya bağlı bir ülkenin güney “sınırlarında” NATO’nun Güney Doğu Kanadını “tehdit” edecek olan “küçük bir Afganistan” devletinin kurulmasına neden olabilecek tehlikeli adımlar atmak.
İsrail’e karşı hasmane politika izlemek.
Genel olarak ve belki şu anda da Silivri’de ve Ceylanpınar’da, silahsız gösteri hakkını kullanan halka karşı “orantısız polis şiddeti” kullanmak… Halkın gösteri yapma özgürlüğünü fiilen yok etmek…
Yargı eliyle özgür medya mensuplarının hapse atılmalarından sonra, merkez medyada çalışan gazetecileri patronların üzerinde yapılan baskıyla işten attırarak ve bazı gazete ve TV’leri ele geçirerek, basın özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırmak…
İçinde yer aldığı dünya kapitalist bir dünya olduğu halde, daha önce Doğan Grubuna karşı yaptığı gibi, Türkiye’nin en büyük kapitalist tekeli olan ve çok sayıda Batılı tekelle ortaklık kurmuş bulunan KOÇ Holdingi polis ve maliye vasıtasıyla baskı altına almak…”
Bu liste, istendiği anda ve Pentagon-Washington hattında karar alınır alınmaz, bir “darbe” için yeterli “gerekçenin” listesidir. “El Kaidecilik”, “NATO’yu ve İsrail’i tehdit”, “özgürlükleri yok etmek” ve “serbest piyasaya” düşmanlık… Evet bunlar elbette ABD’nin “darbe” teşvikine otomatik olarak neden olmaz. Ama eğer ABD şimdiki AKP Hükümetini, örneğin kendisinin ve İsrail’in Ortadoğu’daki menfaatleri bakımından artık işe yaramaz ya da zararlı saydığı anda bir “darbe” için “yeterli gerekçe” olur.
Hatta benden söylemesi, bu liste, Mursi’nin bile listesinden daha “ikna edici” bir listedir.
ABD Başkan Yardımcısı’nın demecini okudunuz. Ordunun Mısır’da “demokrasi”ye geçişi sağladığı resmen ilan edildi. Ankara’nın kulislerinde artık “tehlike çanları” çalıyor. Hükümet korkuya kapılmıştır.
Haklıdır. Ama korkuyla yaptıkları işler darbeyi önlemez. Tersine yakınlaştırır. Başbakan sanıyor ki, TSK’nın tepesinde yapılan hükümet yanlısı değişiklikler, örneğin “darbeci” potansiyel taşıdığı söylenen Jandarma Genel Komutanının tasfiyesi, yerine “darbeci” olmayan generalin getirilmesi darbeyi önler.
Önlemez. Darbeler, ordunun başında “darbeciler” olduğu için olmaz. En halim selim bir general bile, eğer devlet ve o devletin büyük patronu ABD “darbe” dediği zaman darbe yapar. Şili’de Pinoşet, Allende’nin seçtiği Genelkurmay Başkanıydı. Pısırığın biri olan ve asıl merakı “nü” resimlerden ibaret Evren de Ecevit’in. İkisi de darbeci değildi. Darbe yaptılar. Böyledir.
Cengiz Çandar’ın Orhan Pamuk’a referans vererek dikkat çektiği şu durum AKP’nin kulağına küpe olmalı: Ilımlı cinsinden “islamizasyona”, “demokratizasyon” karşılığında destek verme politikası Batı açısından artık çöpe atılıyor. AKP türü “İslamizasyon”un sonuna gelindi. Böyle bir “İslamizasyon”da “milli görüşçülükten” Selefiliğe ve El Kaideciliğe zıplamanın mümkün olduğu anlaşıldı. Sütre gerisinde “İslamizasyon” yerine “hizmetizasyon” hokus pokusunu yapan asıl alternatif sırasını bekliyor…
Demek ki, ilk büyük krizde “darbe” tehlekesi kapıyı çalabilir…
Çare ne?
Çare hızla çözüm sürecini sonuca götürmek…”İslamizasyonda” ve onun tamamlayıcı cüz’ü olan “otoritarizasyonda” frene basmak, “demokratizasyon”da gaz pedalını köklemek.
Kürt Özgürlük Hareketi, özgürlükçü Müslümanlar, samimi laikler ve sosyalistler ne der bilmiyorum. Ama bana sorarsanız, kriz derinleşmeden ve darbe ihtimalleri kapıyı çalmadan, AKP elini çabuk tutmalı. Rojava’yı “tanımalı“. Yüzde on barajını hemen kaldırıp, fırtına öncesinde hemen genel seçime gitmeli. Bu olursa yine çoğunluğu kazanır. Buna karşılık BDP yüze yakın bir grup kurar. Bu ortamda CHP’nin demokrat-laik kanadı güçlenir. Eğer AKP de saflarında özgürlükçü Müslümanlara ve liberallere yer verirse, Meclis’te demokratik bir Anayasa için muazzam bir çoğunluk ortaya çıkar… Eğer AKP darbeden paçasını kurtarmak ve Türkiye’yi de darbe belasından korumak istiyorsa böyle yapar.’
Yapmazsa…Yalnız kendi başını değil, Türkiye’nin başını belaya sokar.
Eğer AKP bu kör gidişte ısrar eder ve Türkiye’yi bir darbeye sürüklerse, o zaman Kürtlerin “devletsiz çözüm programını” birleşik bir Demokratik Cumhuriyet’te gerçekleştirme imkanı geçici de olsa ortadan kalkar ve darbe bir Kürt devletinin kurulmasını kaçınılmaz kılar.
Yani Kürtlerin –ideal olmasa da- “alternatifi” vardır, AKP’nin ise çözüm dışında alternatifi yoktur.