EGÎD EREN/HABER MERKEZİ
Yaşadığı iki yıllık tutsaklık sürecini anlatan Gazeteci Şerife Oruç, zorlukları aşma çabasının kendisine muazzam güç kazandırdığını söylüyor. “Fiziki özgürlükleri ellerinden alınmış özgür ruhlu kadınlarla kaldım” diyen Oruç, politik tutsakların en büyük güç kaynağının ‘kağıda yazılmış sıcak bir selam’ olduğunu belirtiyor ve yaşadıkları hak ihlallerinin önüne geçilebilmesi için seslerine ses katılmasını istiyor.Gazeteci Şerife Oruç, iki yıllık tutsaklıktan sonra şu an Manisa’da yaşayan ailesiyle birlikte sebze ve meyve bahçelerinde doğaya olan özlemini gideriyor.
Türkiye tarihinde gazetecilere, medya kuruluşlarına sansür uygulanmadığı bir dönem olduğunu söylemek neredeyse imkansız. 2016 yılında basına yönelik olarak başlayan baskı, Temmuz ayındaki darbe girişimi sonrası arttı. İlan edilen OHAL döneminden bu yana da fiziki ve ruhsal işkenceyle yıpratıldı. Şu anda Türkiye, 143 gazeteci ve medya çalışanının yazdıklarından dolayı cezaevlerinde tutulduğu, 10 yılda 10 bin gazetecinin işsiz bırakıldığı, gazetecilerin ve gazeteciliğin hedefte olduğu bir ülke durumunda.
Bunlardan biri de yaşadığı iki yıllık tutsaklık ardından dışarıya alışmaya çalışan Gazeteci Şerife Oruç. Oruç ile geçirdiği tutsaklık sürecini ve kadın tutsakların durumunu konuştuk.
Sizi gazeteciliğe sevk eden neydi?
Ben Dicle Üniversitesi’nde Sosyoloji okurken toplum sorunlarıyla daha fazla ilgili olmaya başladım. Hem sosyolojik hem de psikolojik olarak toplumsal sorunları dile getirme istemim gün geçtikçe daha da artmaya başladı. Bundan kaynaklı gerçeklerin yazılması tüm insanlığa anlatmanın en iyi yolunun basın alanı olacağına karar verdim. Çünkü yaşadığım coğrafyada yaşam, hayatın doğal akışı içinde ilerlemiyordu. Kendi içinde birçok olguyu barındırıyordu. Direnişi, ölümü, vahşeti, işkenceyi, baskı ve her türlü şiddeti insanlar iç içe yaşıyordu. Gazeteci olmak kişiye bir kimlik kazandırırken, bu kimliğe hangi açıdan yaklaşacağını da belirliyor. İşte bu noktada ne olursa olsun gerçeklerin takipçisi olabilmek, bunu layıkıyla göğüsleyebilmek gerçekten önemli.
Aylarca cezaevinde tek hücrede tutuldunuz. Bu süreci anlatır mısınız? Tek hücrede tutulmak tutsakta ne gibi kırılmalara yol açıyor?
Gerçekleri dile getirme arayışı ve çabası içinde olan herkes bir şekilde asılsız ve yalan beyanlar üzerinden duvarlar ardına sıkıştırılmak isteniyor. Ben de bu asılsız beyanlarla duvarlar ardında iki yıl geçirdim. İlk iki ay bir koğuşta tek başıma tutuldum. İlk defa zindanla tanışmış olmanın zorluğuyla beraber tek başına zorlukları aşmaya, bulunduğum 4-5 adımlık mekanda kendime bir yaşam alanı yaratmaya çalışmak elbette zorlayıcıydı. Ancak bu zorlukları aşma çabası kendisiyle muazzam bir gücü beraberinde getiriyor. Belki o an değil ama sonrasında farkına varıyorsun. İşte o zaman bu güçle karşına çıkacak tüm zorlukları tek tek aşmaya başlıyorsun. Şunu açıkça ifade edebilirim ki, bireyin bulunduğu mekanda var olmayı başarıp başaramaması tamamen kendisine bağlı. Ben de kırılmadan ziyade zorluklarla mücadele edip kendimde bunu güce dönüştürdüğümü ifade edebilirim.
Birlikte kaldığınız devrimci tutsaklar için ‘cezaevi’ neyi ifade ediyor?
Cezaevi her ne kadar bir ‘izolasyon yeri’ olarak değerlendirilse de, mekan ve zaman içinde bulunanlar için bu kavram anlam yitimine uğruyor. Çünkü bu alanlarda fiziki özgürlükleri ellerinden alınmış ama özgür ruhlu insanlar bulunuyor. Ben de fiziki özgürlükleri ellerinden alınmış özgür ruhlu kadınlarla kaldım. Onlar, sınırlar içinde kendilerine ait sınırsız bir yaşam alanı yaratanlardır. Paylaşımlarıyla, her şeye yükledikleri büyük anlamlarla an ve mekan içinde özgürlüğü yaşıyorduk diyebilirim kısaca. Bu noktada duvarların, sınırların kuruluş amacı ve anlamının dışına çıkıyorduk.
Müebbet hapis cezalarıyla sindirilmeye çalışılan tutsaklar nasıl umutlarını diri tutuyor? Nasıl direniyorlar?
Ben 2 yıl içerisinde müebbet hapis cezası alan arkadaşlarla kalmadım. Ancak mahkeme süreci içerisinde ağırlaştırılmış müebbet alan bir arkadaşın gücüne, moraline, yaşam enerjisine tanıklık ettim. Yukarda belirttiğim gibi umutla beraber sınırların anlam yitimi, ‘cezaları’ da anlamsızlaştırıyor. Tanıklık ettiğim kişinin morali, umudu, enerjisi bana bunu açıkça gösterdi. Mekan ne şekilde olursa olsun kadının orada bir yaşamı var etmesi kendi başına büyük bir direniş ve büyük bir anlamdır. Zindanlarda da dışarıda olduğu gibi ilk baskının ve şiddetin yoğunluğu kadına dönük oluyor. OHAL ile beraber bunun çok daha yoğun yaşatıldığını gördük. Ancak her yerde olduğu gibi kadın, kurduğu ve var ettiği yaşamı korumak için tüm gücünü ortaya koyup bundan taviz vermiyor.
Gazetecilerin rehin alınmasının hakikatin yazılmasını engellediğini düşünüyor musunuz?
Gazetecilerin neden tutuklandığı ve hangi sınırlar içine hapsedilmeye çalışıldığı ortada. Son süreçlerde daha açıkça gördük. İçerde bulunan onlarca meslektaşım sınırları aşıp hakikati yazmaya devam ediyor. Sınırlarla hapsetmekle gerçeğin yazılmasına engel olunabilir düşüncesi sadece bir yanılsamadan ibaret.
İki yıl aradan sonra dışarıda olmak nasıl bir duygu?
Gerçekten insanı değişik duygular içine çekiyor. Dışarıda olmaktan çok arkanda bıraktığın özgür ruhlu kadınları düşünüyor, bu kez onlara dair özlemler biriktiriyorsun. Aranızda sadece bir demir kapı var; sen kapının bir tarafında, onlar diğer tarafında. İçerde kocaman bir aile oluyorsun. Her anını paylaştığın bu kadınları ardımda bırakmak beni şu an en fazla zorlayan durumlardan birir. Her birinin gözlerindeki ışıltıyı, ağız dolusu gülüşünü özlüyorum. Şunu şimdi daha iyi anlıyorum ki, tutsaklık duvarlarla alakalı bir durum değil. Tutsaklığın en büyüğü insanın, insanların kendi duvarları içinde hapsolmasıdır.
Bu yüzden en büyük tutsaklık, özgürlük sanıp kendi duvarlarımızın içinde yaşamamızdadır. Şu an dışarıda bu duvarlara çokça çarpar buldum kendimi diyebilirim.
İçerideki tutsaklar için ne yapılmalı, onlarla nasıl dayanışmalıyız?
Politik tutsaklara en güzel destek, alacakları sıcak bir selamdır. Bir kağıda yazılmış sıcak bir selamın yerini hiçbir şey alamaz. Bu, onlar için en büyük moral ve güç kaynağıdır. Bir de yaşadıkları hak ihlallerinin önüne geçilebilmesi için seslerine kulak verilmesi, herkesin elinden geleni yapmasıdır.
Gazetecilik suç değil, aslında herkesin dışarıda olması gerekiyor. Onun için dünyada gerekli kamuoyu oluşması gerekiyor.