Sanatı diğer alanlardan ayıran en önemli farkı, içinde güzel-çirkini yani estetiği barındırmasıdır. Estetik bilgi, sanatçının sujesi ile doğa parçası arasında meydana gelen bir subjektif bilgi olup ve sanat yapıtında somut hale getirilir. Sanatçının subjektif yaşantılarından, uyum ve duygulardan oluşturduğu bir varlık ve bu varlık gerçekliğin karşılığını subjektif karşılığını gösterir. Sanat yapıtlarında var olan bir şey, bir nesne ile bağlantılıdır. Ve o varlığı anlatır, varlıktan bir kesit ortaya koyar.
Sanatçı bir nevi nesnenin yorumlayıcısıdır. Örneğin bir peyzajda dile gelen şey doğanın sanatçı tarafından yorumlanışıdır. Sanatçı „doğa böyledir“ der. Şair şiirle „insan duyguları böyledir“ derken; yazar romanla da toplumu anlatır. Kısacası sanat yapıtı bize varlığı anlatır, varlık hakkında bilgi verir. Sanat yapıtı varlığın, gerçekliğin bir bilgisini ortaya koyduğu gibi, aynı zamanda kendine özgü kavranmış, yorumlanmış bir gerçekliği ve bilgi objesini kendi tarzında somutlaştırır. Sanatçı diye nitelenen kişi özel yetenekleri olan varlıktır. Sanatçı hangi anlatım aracını kullanırsa kullansın, daima toplumun gerçekliğine yönelmektedir. Onunla ilişkilenir, bağ kurar ve onu anlar. Onu kendine göre bir takım çizgi ve boyalarla, seslerle ya da sözcüklerle anlatmaya çalışır. Ona yorum getirir ve onu anlar.
Sanat, kendi gücünü keşfettiği ya da ona atfedilen gücü fark ettiği andan itibaren iktidarla işbirliği içinde olmuştur. İktidar erki bir tekel olmuş, bilim gibi sanatı da kullanmış, kendi kale surları içine almıştır. Kimi zaman etki alanı, kimi zaman propaganda aracı olarak sanattan ve onun yarattığı olanaklardan yararlanmıştır. Örneğin „Sarı Gelin-Ermeni Sorunun İçyüzü“ belgeseli ve „Nefes“ filmi sanatın iktidarla olan ilişkiyi çok açık bir şekilde göstermektedir. Yine sinemadan yararlanarak Kürt halkını (sözde) anlatan aşiret ağası filmleri, iktidara hizmeti ve yarattığı yanlış anlaşılmalara yol açan bu hizmeti, sanatın nasıl kötüye kullanıldığının acıklı örnekleridir.
Sanata atfedilen görev, topluma özgürlüğü, barışın temsilcisi olmalıdır. Unutmayalım ki, ilk topluluk olan klanda sermaye ve emek yoktur. Yani insanın özünde böyle bir değer yoktu. Ancak sistemlerin ortaya koyduğu ilk anlayış sermaye oldu. Sermaye ise toplumun ölümünü getirdi. Oysa toplum olmadan iktidar da olamaz. Sanata atfedilen güç, toplumu özgürlüğüne kavuşturabilir. Kapitalist sistemin ulaştığı aşama halkların kültürel ve sanatsal değerlerinin cenderesidir. Sanatçı, işte bu yüzden, sanatsal ve kültürel sömürüye isyancı bir duruşla karşı çıkmak zorundadır. Böylece hem kendisi hem de toplum özgürlüğüne kavuşacaktır.
ERCAN ALTUNTAŞ / Kırıklar 1 nolu F Tipi Cezaevi