Bombalamanın olduğu dönem gazetede çalışan BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, devletin kirli savaşını deşifre ettikleri için hedef haline geldiklerini; ancak katletme, bombalama ve tutuklamalara rağmen halkın soluksuz kalmasına izin vermediklerini söyledi
1992'de çıkan Özgür Gündem gazetesi ile günlük etabına başlayan özgür basın serüveni tüm baskı, sindirme, katletme ve bombalama politikalarına rağmen büyüyerek bugünlere geldi. Yayın hayatına başladığı yıllarda devlet terörünü sayfalarına taşıyan gazete, devlet güçleri ve paramiliter uzantılarının hedefi oldu, onlarca muhabiri ve dağıtımcısı katledildi. 1994 yılına gelindiğinde özgür basın geleneğini devralan Özgür Ülke gazetesinin İstanbul Kadırga'daki merkez binası, Cağaloğlu'ndaki bürosu ile Ankara'daki bürosu 3 Aralık gecesi eş zamanlı olarak bombalandı. Gazetenin merkezdeki ulaştırma görevlisi Ersin Yıldız yaşamını yitirdi. Çok sayıda gazete çalışanı yaralanırken, gazete binaları kullanılamaz hale geldi. Özgür basın çalışanları, bombalamanın ardından durmayarak sonraki gün çıkacak gazete için kolları sıvadı. Özgür Ülke sonraki gün 4 sayfalık da olsa "Bu ateş sizi de yakar!" manşeti ile okuyucuya ulaştı.

Devletçe yapıldığı belgelendi

Bombalamanın üzerinden henüz 15 gün geçmişti ki, Özgür Ülke gazetesi dönemin Başbakan'ı Tansu Çiller imzalı "Gizli" ibareli bir belgeyi sayfalarına taşıyarak, saldırı kararının gazetenin bombalanmasından 3 gün önce yapılan MGK toplantısında alındığını ortaya koydu. MGK'de imzalanan belgede Özgür Ülke'nin adı verilerek "Bölücü ve yıkıcı faaliyetlere destek verecek şekilde yayın yapan yayın organlarının faaliyetleri son günlerde devletin bekası ve manevi değerlerine açıkça saldırı şeklini almıştır. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik bu önemli tehdidin bertaraf edilmesi maksadıyla Adalet Bakanlığı'nca bu kadar suç duyurusu olmasına rağmen hukuken etkili bir şey yapılamamasının nedenlerinin belirlenerek, giderici önlemlerin alınması gerekmektedir" ifadelerine yer veriliyordu. Ancak belgenin altında imzası bulunan Tansu Çiller, 7 Kasım 2012'de TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu tarafından dinlendiği zaman, BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in bombalamanın belgesini göstermesi üzerine, "duygulanmış" ve gözyaşları içinde "Benim böyle bir şey yapacağımı nasıl düşünebilirsiniz? Ben bir anayım(!)'' demişti. Gazetenin o dönem Yayın Koordinatörlüğü'nü yapan BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, bombalama olayını ve özgür basının o günden bugüne geldiği aşamayı anlattı.

Kirli savaş gerçeği

Özgür basının 90'larda çok önemli ve tarihsel bir rol oynadığını anlatarak söze başlayan ve kendisi de o dönem gazetede çalışan Gültan Kışanak, Kürt halkına dönük köy yakmaların, katletmelerin, işkencelerden geçirmelerin ve koruculaştırmaların yoğun olarak yaşandığı günlerde özgür basının günlük rutin haberlerin dışında aynı zamanda kirli savaş gerçeğini birebir kamuoyuna yansıtmak gibi bir misyon üstlendiğini belirtti. "Gerçekler karanlıkta kalmayacak" sloganı ile yayına başladıklarını dile getiren Kışanak, şöyle devam etti: "Büyük bir fedakarlıkla çalışmalarımızı yürütüyorduk. Topyekun savaş konseptinin özgür basın çalışanlarına yönelik de katliamları oldu. Musa Anter'den Orhan Karaağar'a kadar birçok arkadaşımız katledildi. Tarihsel olarak bir halkın sesi, dili, gözü kulağı olan bir çalışma olmasına rağmen aynı zamanda kendisi de namlunun ucundaydı. Böylesine zor bir görevdi."

Ölümü göze almıştık

Gazete çalışanlarının tamamında, büyük bir şevk, direnç ve fedakarlıkla gazeteciliği yürüten bir ruh hali olduğuna vurgu yapan Kışanak, başka türlü dönemin üstesinden gelinemeyeceğine dikkat çekti. "Arkadaşlarımız devrimci duruşun içinde olmasalardı o yıllarda gazetecilik yapmak mümkün olmazdı" diyen Kışanak, bir gerçeğe ulaşmak ve haberini yaparak yürütülen kirli savaşın yüzünü teşhir etmek için ölümü göze aldıklarını söyledi. Gazetenin bombalanmasından önce zaten baskıların dayanılmaz bir hal aldığını ifade eden Kışanak, her gün bürolarının basıldığı, arkadaşlarının cezaevlerine konulduğu ve sansür uygulamalarının hadsafhaya ulaştığını belirtti. Kışanak, "Özgür Ülke'yi boğmaya çalışan bir süreç vardı" dedi ve ekledi: "O süreçte biz bugün görevimizi yapalım, yarın hayat ne gösterirse onun gereğini yarın yaparız diyerek gazetecilik yaptık. Yani her akşam eve giderken sabah yine gazeteye gelebilecek miyiz, sağ gelecek miyiz gibi şeyleri düşünerek eve gidiyorduk."

Alevler içinde bir bina

Gazetenin bombalandığı gece hemen Kadırga'daki gazete merkezine koştuklarını anlatan Kışanak, gazeteye vardıklarında alevler içinde bir binayla karşılaştığını söyledi. 20 kadar arkadaşının ölümden kıl payı kurtulduğunu söyleyen Kışanak, şöyle devam etti: "Böylesi bir ortamda yaralı arkadaşlarımızı hastanelere kaldırdık. Ersin arkadaşımız yaşamını yitirdi. Bir taraftan arkadaşlarımızla ilgilenirken bir taraftan da gazeteyi mutlaka çıkarmamız gerektiğini konuşuyorduk. Sabah 09.00'da var olan arkadaşlarla bir araya gelerek gazeteyi çıkarmaya koyulduk. Çünkü onların yapmak istediği gazeteyi susturmak, gerçeklerin yazılmasını önlemek, halkı soluksuz bırakmaktı. Buna izin veremezdik. Bilgisayarlarımız, daktilolarımız, fotoğraf makinalarımız yoktu; ama yüreğimiz vardı, bunu yapabilirdik. O gün devrimci, sol, sosyalist basın tüm imkanlarını seferber etti. Alınteri, Atılım, Newroz, Özgür Halk dergilerinin imkanlarını kullandık ve gazeteyi ertesi gün çıkardık."

Çiller'in sahte gözyaşları

Bombalama emrinin Tansu Çiller'in imzasıyla verildiğini ele geçirdikleri bir belge ile ıspatladıklarını anımsatan Kışanak, "Bu şu demekti; topyekun savaş konsepti, Kürt halkına özgürlük isteyenlere katliamı reva görecek kadar, bir gazete binasını bombalayacak kadar pervasızdı. Bizler de bu halkın mücadelesini kamuoyuna taşımak, gerçekleri yazmak konusunda onlardan daha fazla kararlı ve azimliydik" dedi. Bombalama emrini veren dönemin Başbakan'ı Çiller'e, Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nda yer alan BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder aracılığı ile o belgeyi sorduğunu söyleyen Kışanak, "Kendisi ağlayarak 'ben bir anneyim böyle şeyler yapmam' dedi. Ama belgesi kanıtları ortadaydı. Yani o sahte gözyaşları bu vebali ortadan kaldırmaz" diye konuştu.

Direniş mirası var

Özgür basının geldiği aşamayı da değerlendiren Kışanak, "Bugün özgür basın geleneği çok daha güçlenerek yayınına her alanda devam ediyor. Çok daha güçlü bir şekilde bu halkın sesi, kulağı olmaya devam ediyor. Demek ki o günlerin direnişi tarihe çok şey yazmış, o günlerin direnişi arkada çok büyük bir miras bırakmış. Bugün özgür basının çalışmasıyla gurur duyuyoruz" diye belirtti.


FERHAT ÇELİK / DİHA/İSTANBUL