Çözüm yolunda Kürdistan - III


Kandil‚ “dünün gerçeği öldü; yarınınki ise henüz doğmadı” diyen bilgeyi haklı çıkarırcasına geçen her günün ardından gelen yeni günü farklı bir heyecan; tutku ve arzuyla karşılıyor. Burada binlerce insan yaşıyor ve herkes her gün ne yapacağını en ince ayrıntısına kadar biliyor.
Örgütlülük PKK’nin temel stratejisi olduğu için burada da müthiş denilebilecek bir örgütlenme ağı kurulmuş bulunuyor. Binlerce insanın yaşadığı Kandil’de ve Medya Savunma Alanları’nın diğer bölgelerinde bu yüzden en ufak bir kargaşa dahi yaşanmıyor. Herkesin görevi ve yapacakları önceden planlanmış durumda. Herkes örgütlülüğün ilkeleri neyi gerektiriyorsa onu yapıyor.

‘Şekerpare sever misin?’

Her günün bir öncekinin tekrarı gibi göründüğü Kandil’de yakından bakınca aslında, gelen her günün bir öncekiden farklı yaşandığı anlaşılıyor. Doğa, gökyüzü, zaman, mekan açısından da aynı şeyi söylemek mümkün. Sabahı aynı sabah değil Kandil’in; güneşi aynı güneş, gecesi aynı gece, yıldızları aynı yıldızlar değil. İnsan burada herşeyi sanki ilk defa yaşıyormuş gibi bir duyguya kapılıyor…
Mangada oturmuş bir gün sonrası için planlandığımız KJB (Koma Jinen Bilind) röportajı için hazırlık yapıyorum. Bawer içinde kurşun taşıdığı kafasını uzatıyor ve ‘heval Günay’ diyor: “şekerpare sever misin..?”
Tatlı sevmem. Kendimi bildim bileli de pek yemem. Meslek refleksi ama, şekerpare’ye ilgi göstermeden edemedim. ‘Nereden gelmiş?’ diye sordum. “Şiyar heval yaptı” dedi, Bawer. Ardından da, “çay da hazır, seni bekliyorlar” diye de ekledi.
Kalkıyor, Bawer’le birlikte kamelyanın yolunu tutuyorum. Akarsuyun kenarına kurulmuş uzun tahta masanın üzerine tepsi tepsi dizilmiş şekerpareleri beni bekliyor buluyorum. Hepsi de kıvamında ve enfes görünüyorlar. Şiyar Koçgiri yapmış. Şiyar’la karşılıklı oturuyoruz. Tadına bakmamak olmaz elbette. Zorlanarak da olsa bir tane yiyiyorum.
                                   
Herkesin devleti kendi içinde

Tatlı yiyoruz ama, tatlı konuşmuyoruz! KCK Bilim Aydınlanma Komitesinden Şiyar Koçgiri’yle hareretli bir tartışmaya girişiyoruz. İktidar, otorite –devlet ve toplum ilişkisini tartışıyoruz.
Şiyar, insanlığın on binlerce yıllık gelişim seyri içinde iktidarın, otorite ve devletin ‘yeni’ olduğunu, iktidarın insanın yerleşik hayata geçmesi ve toplumsallaşmayla başladığını, dolayısıyla da gelecekte ortadan kalkacağını ileri sürüyor. PKK’nin devletsiz- toplum tezinin de bunun habercisi olduğunu söylüyor.
Bense ‘felsefe yapmaya’ çalışıyorum. İnsanın olduğu her yerde hükmetme arzusu ve çabasının olduğunu söylüyorum. Herkesin kendi devletini içinde taşıdığını iddia ediyorum. Bunun Şiyar Koçgiri ve PKK için de geçerli olduğunu söylüyorum…
Bunu söyleyince yanımda oturan Melsa adındaki geçmişten tanıdığım bir gerilla ayağa kalkıyor ve “Günay arkadaş sen de devletçi olmuşsun” diyor. Melsa şaka yollu sistem edince tartışma daha bir alevleniyor ancak, yeni misafirler geliyor ve kesmek zorunda kalıyoruz.

Şerwan anlatıyor

Çotkar ve Şerwan geliyor. Çotkar, oldukça neşeli ve espri küpü bir gerilla. Zeki de. Yaratıcı cümleler kuruyor ve ortamı kahkahadan kırıp geçiriyor. Amedli Çotkar. Amed’in Qırıklarıyla ünlü Xançepek mahallesinden. 20 yıldır dağlarda. HPG’de görev yapıyor. Onunla Amed’i konuşuyoruz. Özlediğini söylüyor. Onun da bir yanı eksik bu hissediliyor. Hasret her zaman zaten herkesin yüzünde konuşmadan öylesine duruyor. Bunu görmek ya da hissetmek her koşulda mümkün olabiliyor.
Şerwan Çewlikli. Onunla ilk defa karşılaşıyorum ancak, Avrupa’da yaşayan ailesini tanıyorum. Ona annesini en son Newroz’da gördüğümü söylüyorum. İyi olduklarını söylüyorum. O da selamlarını yolluyor.
Şerwan, PKK’ye yeni katılan savaşçılara eğitim veriyor. PKK’ye katılımlar sürüyor. Ondan sürece dair görüşlerini ve barış sürecindeki bu katılımların nedenini öğrenmek istiyorum.
“Geçen sene çok çetin geçti ve bizde bu kez tamamdır inancı gelişti. 2011’de çok zorlanmıştık ve bu yüzden de çok tepkiliydik. 2012 yazındaki müthiş diyeceğimiz savaş bunun için yaşandı. Ve karşılığı da alındı. Düşman bazı alanları terk etmeye mecbur kaldı. Tabii Başkandan çağrı gelince gerilla durmak zorunda kaldı. Şimdi bu süreç yaşanıyor. Umarız Başkanın çağrısı bu kez karşılıksız kalmaz…”
Şerwan barışçıl süreçte gençlerin PKK’ye neden katıldıklarını ise şöyle açıklıyor:
“Sorun çözülmemiş ki daha. Haksızlık, eşitsizlik, baskı ve zulüm devam ediyor. Tamam bir süreç var ama, ne olacağı bilinmiyor. Sorun çözülse, kalıcı bir çözüm güvence altına alınsa tamam ama, henüz öyle bir şey yok. Ayrıca gençler çok öfkeli ve sabırsızlar. Süreçte en ufak bir sorun olduğunda hemen heyecana kapılıyor, ‘savaş başlıyor’ diye ayaklanıyorlar. Onları tutmak zor oluyor. Öncelikle bu öfkenin dinmesi gerekiyor. Bunun için de hükümetin bazı adımları atması zorunluluğu var…”


‘Biat etmek istemiyoruz’
Ertesi sabah KJB’nin bulunduğu alana doğru yola çıkıyorum. KJB koordinasyonundan Sozdar Avesta ve Fatma Adır’la Stêrk TV için bir program yapacağım. PKK lideri Öcalan yeni süreçte kadın hareketinin ‘öncü’ görevi üstlenmesi gerektiğini söylüyor. Kadın hareketinin bu konuda ne düşündüğü; buna hazır olup olmadığı soruları başta olmak üzere birçok sorunun yanıtını KJB’den almaya çalışacağım.
Kandil’in her yeri bir başka güzel ama KJB’nin merkezi alanı gördüklerim içinde hepsinden daha güzel. Kadın hareketi deyim yerindeyse ‘Kandil’in harikası’ bir alana yerleşmiş. Ayrıca bütün birimler işin doğası gereği ‘konar- göçer’ konumda görünüyorlar fakat, KJB sanki bin yıllardır burada duruyor. İnsan oraya ayak basar basmaz öyle bir izlenim ediniyor.
Coğrafyamızda yaşanan korkunç siyasi depremlere rağmen kadının ruhu burada; KJB alanında dimdik ayakta duruyor. Sanki Sara’nın (Sakine Cansız) ruhu sizi karşılıyor. Bunu hissediyorum. KJB sadece Kürdistan’a değil, bütün Ortadoğu’ya ilham veriyor. İnsan içinde binlerce yılın ayak sesini taşıyan bu kutsal ışığa dokunmak ve onunla çoğalmak istiyor. Ben ve sevgili meslaktaşlarım Çiçek, Dilan ve Geli de zaten bunun için buradayız. İşimizin ve elbette KJB’nin öneminin farkındayız.
Sozdar Avesta, “Kürt kadını bedelini ödedi ve bölgenin güçlü bir özgürlük dinamiği haline böylece geldi” diyor. Buradan geriye gidişin söz konusu olamayacağını, erkek egemen sistemin kendi sınırlarına çekileceğini ve cinsiyet özgürlüğünün sağlanacağını söylüyor.
Avesta, kadın hareketinin misyonunun hem ulusal özgürlüğün sağlanması hem de toplumun bütün hücrelerine kadar demokratikleşmesi olduğunu söylüyor. Bu misyonu Kürt kadınına PKK Lideri Öcalan’ın biçtiğini söylüyor. Kadın hareketinin bu misyonun hakkıyla yerine getirme çabası içinde olduğunu belirtiyor. Kürt kadınlarının bölge ve dünya kadınlarının mücadelerine ilham verdiğini, Kürt kadın hareketinin dünya genelinde saygın bir yeri olduğunu da söylüyor. KJB’nin latin Amerika’dan Hindistan’a, Afrika’dan Çin’e küresel alanda geniş bir ilişki ağı yakaladığının altını çiziyor. Bunun olumlu sonuçlarının alınmakta olduğunu belirtiyor. 
Fatma Adır’a, demokratik çözüm sürecinde ortaya çıkması muhtemel bir sorundan söz ediyorum. Kürt kadın hareketinin özgürlükçü karakterinin siyasal İslamın biat kültürüyle nasıl uzlaşacağını soruyorum. Adır, “biat etmek istemiyoruz” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Evet, bizimle özellikle AKP Hükümeti arasında bir doku uyuşmazlığı yaşanıyor. Hükümetin bu konudaki tavrı ve tutumu da biliniyor. Ancak biz kendimize, değişim ve dönüşüm gücümüze güveniyoruz. Biat etmek istemiyoruz ama, kimseye biat ettirmek de istemiyoruz. Biz özgür ve eşit yaşamak istiyoruz.”
“Bundan taviz vermemiz mümkün değil. Dolayısıyla mücadelemiz sayesinde siyasal İslam’ın zihniyet değiştireeceğine inanıyoruz. Hükümetinin baskılarını aşabiliriz, aşacağız da. Hükümete demokrasiyi ve özgürlükleri kabul ettirmenin yolu bize göre mücadeleden, daha çok mücadeleden geçiyor. Biz buna hazırız ve bunu başaracağımıza inanıyoruz…”
 
Kürt erkeğinin başka şansı yok

Adır, bölge halklarının ayaklanma sürecinde olduklarını ve kadınların bu sürecin temel dinamiklerinden biri olduğunu da söylüyor. Tunus, Mısır ve Libya örneğinden yola çıkararak kadın özgürlüğü olmadan bölgenin özgürleşemeyeceğine dikkat çekiyor. Adır ve Avesta’yla yaptığım program Stêrk TV’de yayınlandığı için bu konuda da ayrıntılara girmek istemiyorum.
Kişisel izlenimime gelince;
Kadın Özgürlük Hareketi, içinden geçmekte olduğumuz çözüm süreci de dahil, Kürdistan’ın dört parçasındaki özgürlük süreçlerine öncülük etmeye devam ediyor. Özgürlük mücadelesi onun emeği ve ödediği bedel sayesinde her geçen gün biraz daha gelişiyor. Kürt kadınının yakaladığı özgürlük düzeyi aslında Kürt halkının önemli bir zaferi kazandığını gösteriyor.
Kürt erkeği bu zaferi hazmetmekte zorlanıyor fakat, ülkesine ve kaderine sahip çıkmak amacıyla deyim yerindeyse ölümüne bir mücadele veren ve başdöndürücü bir devinimin içinde olan Kürt kadını karşısında hiçbir şansı da bulunmuyor…
KJB’de yaptığımız röportajın bittiği saatlerde Amed’de yapılan Ortadoğu Kadın Konferansı başlıyor. KJB yönetici ve üyeleri kalabalık gruplar halinde televizyon başına toplanıp, konferansı izlemeye başlıyor. Biz onları orada bırakıp, Siyasi Komite’nin yolunu tutuyoruz...
 
‘Paradigmasal değişim yaşanıyor’

Kürt ve Kürdistan sorunu sadece İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin, Türkiye’nin ve Ortadoğu bölgesinin değil, epey bir süredir dünyanın da gündemine oturmuş bulunuyor. Kürtlere ve Kürdistan’a dayatılan inkar ve imha dönemi artık kapanıyor. Yükselişe geçen mücadele ve birlik sayesinde Kürtler ve Kürdistan tarih sahnesine çıkıyor. Buna karşılık Kürdistan’ı işgal eden ülkeler yangın yerine dönmüş bulunuyor. Irak ve Suriye çözülüyor. Türkiye ve İran ise bir krizden çıkamadan diğerinin içine düşüyor. Her yönüyle yeni bir süreç yaşanıyor ve biz bunun niteliğini öğrenmek amacıyla bu kez KCK Siyasi Komite’sinin kapısını çalıyoruz.
Komite bünyesinde Kürdistan’ın dört parçadan gelmiş deneyimli kişiler yer alıyor. Komite Kürdistan’da, bölgesel ve küresel alanda yaşanan siyasi gelişmeleri yakından izliyor. Buna ilişkin önlemlerin alınması, gerekli siyasetin üretilmesi için çalışıyor. Buraya KCK’nin ‘Think thank’i diyecem ama, bu tanım komiteyi tam olarak karşılamıyor. Siyasi Komite bundan fazlası anlamına geliyor.
Siyasi Komite’de bizi PKK kurucularından Rıza Altun karşılıyor. Altun’la Avrupa’dan tanışıyoruz. On yıl oldu görüşmeyeli. İkimizin de saçlarındaki beyazlar artmış. Altun benden üç yaş büyük ama, daha dinç görünüyor. Bunu söylüyorum. “Burası hareketli, Avrupa gibi ağır ve hantal değil, ondandır” diyor…
Birçok eski tanıdığın olduğu Siyasi Komite’de oldukça sıcak bir ortam var. Rauf, Serhat, Berfin, Haydar Varto, Şiyar daha birçok tanıdıkla birlikteyiz. Sonra da Rıza Altun’la bir röportaj yapıyoruz. Stêrk TV’de ve gazetemizde yayınlanan röportajda aktüel gelişmeleri stratejik bakışla ele alıyoruz.
Rıza Altun’a göre Ortadoğu’da yaşanan çalkantı Kürtleri de derinden etkiliyor. Altun, statükonun yıkıldığı bölgede yeni kurulacak dengeler içinde Kürtlerin de bir yeri olacağına inanıyor fakat, bu yerin neresi olacağını bugünden söylemenin de zor olacağını belirtiyor. Küresel güçlerin Kürtlerin ve Kürdistan’ın geleceği konusundaki tasarımlarının net olmadığını; opsiyonlarını açık tuttuğunu, gelişmelere göre pozisyon alacaklarını söylüyor. Kürdistan’ın stratejik bir önem arzettiğini ancak, Kürt siyasi güçlerinin bu temelde örgütlenme ve birleşmeleri konusunda zaafiyetlerin yaşandığını düşünüyor.
Soğuk Savaş sonrası stratejik önemini yitiren Türkiye’nin 2007’den bu yana Kürtler ve Kürdistan üzerinden kendine yeni bir stratejik önem inşa etmeye çalıştığını ileri sürüyor. PKK’nin de “hem kendi varlığını korumak hem de kurulmak istenen yeni dünya düzenini içinde varlığını sürdürebilmek amacıyla” köklü ve paradigmasal bir değişim yaşadığını dikkat çekiyor. Altun bunun ideolojik bir değişimi ifade ettiğinin de altını çiziyor.
Akşam yemeğini komitenin çardağında yiyoruz. Menüde balık ve salata var. Bir baş kuru soğan istiyorum. Lavaş ekmeğinin arasına balık, üstüne de soğan kırıkları dolduruyor, öyle yiyorum. Tadına doyum olmuyor…

Siyaset konuşsun mutabakatı var ancak…

Hazır bu ekibi bulmuşken, her şeyi konuşmak, tartışmak istiyorum. Öyle de oluyor; karanlığın içindeki çardakta oturuyor, bir parçadan ötekine Kürdistan’ı konuşuyoruz. O gece oradan çok şey öğrenmiş olarak ayrılıyorum… Bunları yeri geldiğince paylaşmayı düşünüyorum.
Şimdilik süreçle ilgili olarak oradan edindiğim izlenimleri şöyle özetleyebilirim:
PKK daha öncesinde olduğu gibi demokratik çözüm sürecinde de özgücüne dayanarak yürümeye çalışıyor. Bölgesel ve küresel güçlerin işe karışmalarını istemiyor. Süreç ilerlese de tıkansa da Kürtlerin önemli kazanımlar elde edeceğine inanıyor. Her iki koşula da hazır görünüyor.
Sorunun siyasi zemine çekilmesi konusunda hükümetle bir ‘mutabakat’ olduğu anlaşılıyor. Silahların susması, siyasetin konuşması mutabakatı var ancak, hükümet ağırdan alıyor. Buna rağmen hükümetin geri adım atacağı ve eskisi gibi masayı devireceği düşünülmüyor.
Silahlı mücadeleye meşruiyet kazandıracağı için hükümetin demokratik siyasetin önünü açmaktan vazgeçemeyeceği hesaplanıyor. Ayrıca iç ve dış siyasi gelişmelerin hükümeti çözüme daha da zorlayacağına inanılıyor. Buradan baktığında süreçte siyasi inisiyatifin PKK’nin elinde olmaya devam edeceği anlaşılıyor.
PKK’nin asıl zorluğunun hükümetin ya da devletin izleyeceği politikalardan çok, yeni döneme uygun değişim ve dönüşümden kaynaklanacağı anlaşılıyor. Bu yüzden ağırlık içeriye veriliyor. Kürt orta sınıflarının öne çıkacağı yeni dönemde legal sahada yaşanan sorunların zaafiyet yaratacağı öngörülüyor. Birçok alanda olduğu gibi legal alanda bir ‘yenilenme’ hamlesinin başlaması da kaçınılmaz görünüyor. Yazı dizisini burada noktalıyorum, ama dediğim gibi; izlenimlerimi aktüel gelişmeler ışığında peyder peyder paylaşmayı sürdüreceğim. BİTTİ

GÜNAY ASLAN