Karanlıklar prensi saldırmaya ve öldürmeye devam ederken, ısrarla aslında neye saldırdığını anlatmaya çalışıyorum. Onların hegomonyacı ve işgalci düşüncelerinin arasına hendekler kazmak, imha etmeye çalıştıkları radikal demokrasinin ne olduğunu anlatmak…
Radikal demokraside üretimi örgütlemek, ilk başta zihinlerimizi sarmış iktasidi hegomonyayı kırmayı gerektirir. Aslında sadece ‘üretim’ demek bile bu iktisadi düşüncenin sonucudur. Sanki ‘üretim’ onu ‘tüketen’den ayrı bir kategoriymiş gibi algılandığı andan itibaren, kendi başına teraziye konduğunda ölçütü ancak ‘verim’ ve ‘kar’dır. Onu ‘tüketen’nin başka bir unsur olarak ele alınması, ikisi arasındaki doğrudan olan bağı yok saymak, -kelimenin tam anlamıyla sınıflandırmak- mesela tüketenin çocuk, yaşlı ya da genç, güçlü ve hızlı olup olmadığına bakmadan herkese aynı şekilde ‘satmayı’ ortaya çıkarır. Garip bir şekilde önceden kalma bir nezaketin uzantısı olarak otobüslerde çocuk, yaşlı ve hamile kadınlara yer verme inceliğinin tabelaları vardır da mesela ekmek herkese aynı fiyata satılır ve kimse de bunun neden olduğunu düşünmez. Çünkü üretim ve tüketim sanki iki ayrı kategoridir ve daha doğrusu bu sistemde, daha çok iki ayrı sınıfın ‘sahip’ olduğudur. Şimdi bu meseleye başka zaman yine dönmek üzere bu ‘iktisadi’ bakışı, radikal demokrasinin cüretiyle çöpe atıp, nasıl bir ‘üretim’ örgütlemek üzerine tartışalım.
Öncelikle bir yerde çalışmaya başlarken ilk soru ‘Ne kadar PARA kazanacağımız ‘değil ‘Ne kadar ZAMAN harcayacağımız’ olmalıdır. Çok basit ve temel bir sorudur bu. Çünkü bu dünyada hiçbir zaman, yeniden üretemeyeceğimiz şey zamandır. Eğer 80 yaşınıza kadar yaşayacaksanız bunun ne kadarını fabrika cehennemine, okul tutsaklığına, bunlara ulaşmak! İçin ulaşıma ya da bir dükkanda birileri gelsin diye beklemeye, başkasının tarlasında ya da kendi mezarımızı kazmaya ayırıyoruz ? Esas soru budur. Bu yüzden her şeyi bir yana bırakın muhtemel sağınızda solunuzda bulunan, çok parası olan ve tek zevkinin bu paraları hesaplamak ve saymak olan salak insanlara sorun ne yaşadılar bu hayatta? Neden erkekler birbirlerine hep askerlik anısı anlatırlar? Askerliği çok sevdikleri için mi yoksa hayatta hiç başka şey yapmadıkları için, hadımlaştırılmış bir hayatın neticesi mi bu?
Bu yüzden Özyönetimler de, Radikal demokrasiler de ‘üretim’ ortaya çıkan verim ve karlılık üzerinden değil yaşantımızdan ne kadar çalışmaya süpürüldüğü üzerinden bakılır. Dolayısıyla ‘üretim’ ve tabii ki ‘tüketim’ ne kadar çok özgür zamanımız olacağı üzerinden örgütlenir. İşte bu ÖzgürZaman kooperatiflerinin ana çıkış noktasıdır. Özgür Zaman kooperatiflerinde olanlar kendi çalışma zamanlarını örgütleyerek, çalışma zamanlarını birlikte planlayarak dolayısıyla özgür zamanlarının sahibi olurlar. Mesela ÖzgürZaman Kooperatifinden bir grup yılda sadece 2 ay taş sıkma zeytin değirmeninde çalışarak, geri kalanını dünyada gezerek yaşayabilir. Çok mu ütopik geliyor? Hayır siz disütopyada yaşıyorsunuz. Bir şehirde çalışmak için o şehirin çok pahalı kirasını ödeyip, ulaşımına katlanıp, o iş için elbiseler satın alıp, eh çoktan o iş için okullar bitirip ve hafta sonu çamaşırlarınızı yıkamakla geçiriyorsunuz ve elinizde hiçbir şey kalmıyor. Geriye kalan sadece tükettiğiniz ömrünüz. Bu da eğer 80 yaşına kadar yaşarsanız. Belki de sadece iki haftalık ömrünüz kaldı ve siz hala patronun sizle konuşurken gözlerini ayıramadığınız iltihaplı diş etlerini seyrediyorsunuz. Bu mu hayat?
ÖzgürZaman Kooperatifleri nasıl mı olacak? Bu gelecek yazılarda ama önce şu bir disütopyada olduğunuzu kabui edin de…