Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın esaret koşullarında tutulmasını Kadın Özgürlük Hareketi olarak hiçbir zaman hazmetmedik ve kendimizi bu esaret koşullarına alıştırmadık. Son 15 yıldır bu tutsaklığa karşı halk ve hareket olarak büyük bir direniş içerisindeyiz. Uluslararası komplonun geliştiği ilk süreçten bu yana mücadelemiz hep direniş minvalindeydi. Komplo gerçekliğini parçalamak, planlarını boşa çıkarıp etkisiz kılmak için Önderliğimiz etrafında ‘Ateşten Çember’ oluşturduk. Bu amaçla geliştirilen birçok eylem, etkinlik oldu.

Önderliğimizin özgürlüğünü farklı eylem biçimleriyle talep eden hala birçok etkinlik ve eylem söz konusudur. Avrupa’da geliştirilen nöbet eylemi ve Kürdistan’ın dört parçasında geliştirilen imza kampanyası, bu eylemlerden birkaçı. Fakat gelinen aşama itibariyle de daha kitlesel ve etkili bir hamleye, Önderliğimizin özgürlüğünü milyonlar halinde talep etmeye ihtiyaç vardır. Önderliğimiz özgürleşmedikçe, Kürt halkına yönelik inkar ve imha politikaları devam edecek ve uluslararası komplo farklı planlarla sürekli devrede tutulacaktır. İmralı işkence sistemi zaten son 15 yıldır hep bunu hedefledi.
Devlet, Önderliğimizi tecrit altında tutarak, Kürt halkını sindirmeyi, özgürlük umutlarını bitirmeyi ve tamamen teslim almayı amaçladı. Fakat Önderliğimiz İmralı işkence sisteminin tüm insanlık dışı uygulamalarına rağmen büyük bir direniş örneği sergileyerek, sistemi etkisiz hale getirmeyi ve bizleri özgür yarınlara taşıyabilecek Demokratik Ekolojik Kadın Özgürlükçü Toplum Paradigması’nı geliştirdi. Evrensel bir karaktere sahip olan paradigmamız, insanlığın bugün yaşamış olduğu sosyal, ekonomik, ekolojik vb. tüm sorunlara çözüm üreten, mücadele yol ve yöntemlerini geliştiren bir paradigmadır. Paradigmamız ekseninde gelişen özgürlük mücadelemiz, sadece Kürdistan’ı değil Ortadoğu’yu özgür yarınlara doğru adım adım taşırmaya devam ediyor.
Dolayısıyla komplo ne Önderliğimizi teslim alabildi, ne mücadelemizi etkisiz hale getirebildi ne de Kürt halkını sindirebildi. Önderliğimizin özgürlüğü, biz kadınların ve Kürt halkının özgürlüğüyle et ve tırnak gibi iç içe geçmiştir. Bir zincirin halkları gibi birbirine bağlı ve birbirini etkilemektedir.
Önderliğimiz “Benim özgür yaşamı arzulamam için, bağlı olduğum toplumun özgür olması gerekirdi” diyor. Yani kendi özgürlüğünü toplumsal özgürleşmeden bağımsız ele almıyor. Toplumun özgürlüğünü de kadının özgürleşmesinden bağımsız ele almıyor. Kadının da özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün sağlanmasının en temel şartlarından biri olarak ortaya koyuyor. Ve özgürlüksüz nerede yaşanırsa yaşansın, oranın zifiri karanlık bir zindandan farksız olmayacağını ifade etti. Dolayısıyla sadece Önderliğimizi değil, hepimizi İmralı adasına 15 yıldır mahkum etmiş bulunuyorlar. Bu esaret koşullarını hem kadınlara hem de bir halka dayattılar, dayatıyorlar.
Toplumsal özgürleşmemizin olmazsa olmazı; Önderliğimizin özgürlüğüdür. Bundan sonraki tek talebimiz ve mücadele hedefimiz bu olacaktır. Önderliğimizin özgürlüğü zamana yayıldıkça, tutsaklığımız gittikçe ağırlaştırılacaktır.
Bu hamle, çözüm sürecinin ilerleyebilmesi ve kalıcı bir barışa evrilebilmesi için de önemli olmaktadır. Önderliğimiz hiçbir zaman özgürlüğünü devlet heyetiyle yapmış olduğu görüşmelerde söz konusu etmemiştir. Sürecin bundan sonra sağlıklı ilerleyebilmesi için Önderliğimizin mutlaka İmralı esaret koşullarından çıkartılması ve eşit şart ve koşullarda süreci ilerletebilmesinin yollarının açılması gerekiyor. Bunu Türk devletinin sağlamayacağı ortadadır. Sadece kendisine güvenceler oluşturmakla uğraşan devletin ve AKP hükümetinin süreç üzerinden de tasarruf geliştirerek, kendi iktidarını daha da güçlendirme planları yaptığı açıktır. Başlattığımız hamle, AKP Hükümeti’nin de bu planlarını boşa çıkarmayı amaçlamaktadır.
Yine hamlenin bir diğer amacı, kadının özgürlüğünü sağlamaktır. Erkek egemenlikli sistemsel gerçeklik yaşamın her anını bir işkenceye çevirmiş durumda. Kadın katliam haberleri gündemden düşmüyor. Her güne yeni bir kadın katliam haberiyle uyanıyoruz. Cinnet geçiren erkek gerçekliği, yaşamın her alanında kadını vuruyor, öldürüyor. Hem de insan aklının ve vicdanının tasavvur etmekte zorlandığı yöntemlerle. Erkek egemenlikli zihinsel inşanın kadını ötekileştiren, nesnelleştiren bir toplumsal algı yaratmasının bu katliam gerçeğinin gelişmesinde büyük bir payı vardır. Dolayısıyla bu zihniyet gerçeğiyle mücadele etmek, kadının yaşam kaynağı, yaşamın öz suyu olduğunu ve kadınsız yaşamın karanlıktan, ölümden farksız olmayacağı yönünde bir bilinç yaratmaya ihtiyaç vardır. Hamle hem bu bilinci yaratabilecek hem de kadını daha örgütlü bir güç haline getirecektir.
Özgür Önderlik, Özgür Toplum ve Özgür kadın için ‘Kadınlar Önderliği ve Özgürlüğü İçin Eylemde’ hamlesini sahiplenme zamanı. Özgürlüksüz geçen her anın, ölümle eşdeğer olduğunun bilinciyle, özgürlüğe daha sıkı sıkı kenetlenmenin zamanı. Özgürlük zamanlarının kadının mücadele öncülüğüyle geleceği bir andayız…

RÛKEN CÎLO