ZABEL MİRKAN

“İnsanlar, benim o gün çok yorgun olduğum için koltuğumdan kalkmayı reddettiğimi söyleyip duruyorlar. Evet, yorgundum ama sürekli haksızlığa uğramaktan ve bunu kabullenmekten yorgundum.”

1 Aralık 2013 günü eski ABD Başkanı Barack Obama, bugün artık Detroit’teki Henry Ford müzesinde sergilenen bir otobüste oturuyordu. O otobüsün ve hatta Obama’nın oturduğu koltuğun şöyle bir anlamı vardı: Bu tarihten tam 58 yıl önce, siyah bir genç kadın o otobüsteydi ve bir beyaz tarafından o koltuktan kaldırılmak isteniyordu. Haksızlığa uğramaktan yorgun düştüğünü söyleyen ve siyahların direnişinin simgelerinden biri haline gelen bu isim Rosa Parks’tan başkası değildi.

Terzi ve sendikacı Rosa

1913 yılında ABD’de doğan Rosa, marangoz bir babanın ve öğretmen bir annenin çocuğuydu. Gençlik yıllarında pamuk işçisi olarak yarı zamanlı çalışan Rosa aynı zamanda üniversiteye girmeyi başardı. O dönem siyah bir kadın için oldukça zor olan üniversite hayatını, önce büyükannesinin sonra da annesinin rahatsızlanması nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kaldı. Yarıda bıraktığı üniversite eğitimini yıllar sonra tamamlayan Rosa terzi olarak çalışmaya başladı ve aynı yıllarda sendikaya üye oldu. 1943 yılında İnsan Hakları Hareketi’ne katıldı. Siyah İnsanların Gelişmesi İçin Ulusal Birlik’e (NAACP) girdi ve ardından da Montgomery organizatörünün sekreteri oldu. Uzun yıllar boyunca siyahların hakları için çeşitli çalışmalarda bulunan Rosa yaşadığı bölgede politik tutumuyla tanınıyordu. Beyazlar için makul görünen bir siyah olmasına rağmen, yaşayacakları onun beyaz dünyayı rahatsız eden bir figüre dönüşmesine yol açacaktı. 1950’ler Amerikası siyahlar için oldukça baskıcı koşullara sahipti. Irkçılık gündelik hayatta fazlasıyla karşılık buluyordu ve siyahlar hâlâ “ikinci sınıf” vatandaşlardı. O yıllarda Afro-Amerikalıların toplu taşıma araçlarında yalnızca kendilerine ayrılan yerlere oturmalarına izin veriliyordu, üstelik buna rağmen onlardan istendiğinde beyazlara yer vermek zorundaydılar…

‘Siyah bedenimi, elbiselerimin içine gömmeye çalıştım’

1 Aralık 1955’te, iş çıkışında Montgomery’de otobüse bindi ve “değişken” statülü koltuklardan birine oturdu. 1900’lerin başından beri uygulanan yasaya göre, belediye otobüslerinde ilk 4 sıradaki koltuklar beyaz yolculara aitti. Siyah insanlar, belediye otobüslerinin yolcularının çok büyük bir oranını oluşturmalarına rağmen en arka koltuklarda oturmak zorundaydılar. Ortadaki değişken statülü koltuklarsa beyazların sıraları doluncaya kadar siyahların da oturabilecekleri koltuklardı. Beyaz sıralar dolduğunda ya da şoför istediğinde siyahlar oturdukları bu koltukları boşaltıp daha arkaya geçmek zorundaydılar.

O gün beyaz yolculardan biri ayakta kalmıştı ve şoför Rosa’ya değişken statülü koltuğundan kalkmasını emretti. Rosa “Hayır,” dedi ve ekledi: “Kalkıp yerimi bir başkasına vermem gerektiğine inanmıyorum.” Yerinden kalkmadı. Şoför ondan şikayetçi oldu ve Rosa tutuklandı. Siyah İnsanların Gelişmesi İçin Ulusal Birlik’in Montgomery şubesi başkanı Edgar Nixon ve Parks’ın bir arkadaşının 100 dolarlık kefaleti ödemesi üzerine tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Nixon, Kadınların Politik Konseyi üyesi ve Alabama Eyalet Üniversitesi profesörü Jo Ann Robinson’u durumdan haberdar etti. Robinson, o gece hiç uyumayarak 35 bin el ilanı hazırladı ve Montgomery halkını otobüsleri boykot etmeye çağırdı. Rosa, yıllar sonra bu anla ilgili şöyle diyecekti: “Şoförün yaklaştığını görünce siyah bedenimi, elbiselerimin içine adeta gömmeye çalıştım.”

Otobüs koltuklarına siyah kurdela takıldı

O günün ardından binlerce siyah bu ırkçı tutumu protesto etmek için toplu taşıma araçlarını kullanmadı. Bazı üniversiteler siyahlar tarafından işgal edildi. Bu boykotlardan biri tam 381 gün sürdü. Martin Luther King’in liderlik yaptığı ve giderek büyüyen hareket 1964’te çıkarılan yasa ile amacına ulaştı. Artık toplu taşımada siyahlar için ayrı bir bölüm olmayacaktı. Küçük gibi görünen eylemler dünya çapında büyük yankı uyandırdı. Rosa bir direnişin simgesi haline gelen Rosa, uzun süre ölüm tehditleri aldı ve iş bulamadı, bu yüzden ölünceye dek yaşayacağı Detroit’e taşınmak zorunda kaldı. Tüm bunlara rağmen hak mücadelesinden vazgeçmedi. 1999’da Time Gazetesi tarafından 20. yüzyılın İnsan Hakları Savunucusu seçilen Rosa Parks 2005 yılında, 92 yaşındayken, Michigan’daki evinde hayata gözlerini yumdu. Rosa, yaşamını yitirdiği 24 Ekim’den toprağa verildiği 29 Ekim gününe kadar yaşadığı şehirdeki bütün belediye otobüslerinin ilk dört sıra koltuklarına siyah kurdela takıldı…