Kürdistan’daki savaş şiddetlenmiş bulunuyor. Türk devletinin sınırötesi kara operasyonu daha başlamadan büyük bir darbe yemiştir. HPG kara harekatına hazırlanan askeri güçlere karşı şehit düşen 7 arkadaşlarının anısına eylem yapıldığını açıklamıştır. Eğer siz saldırırsanız misliyle karşılık görürsünüz mesajı vermiştir.
Çukurca eyleminden sonra hemen bir kara harekatı yapmak zordur. Çünkü sınırdaki tüm birlikler dağılmış ve morali bozulmuştur. Bu nedenle gerçek değil, ama sanal bir kara harekatı başlatmışlardır. Kuşkusuz sınırötesi harekat için güç yığılmaktadır. Ama bunun bir zaman alacağı açıktır. Öte yandan İran ve Güney Kürdistanlı güçleri yanlarına almadıkları taktirde kaybedeceklerini görüyorlar. Çünkü PKK yöneticileri ve gerilla komutanları Medya Savunma Alanlarına girilirse ciddi bir direniş göstereceklerini açıkladılar. Kapsamlı bir harekat olursa bu durumun siyasi gelişmeleri hızlandıracağı şimdiden anlaşılmaktadır. Çünkü böyle bir saldırıdan sonuç alamazlarsa Kürt sorununun çözümü kaçınılmaz hale gelecektir.  Türk ordusu savaşı tamamen tekniğe dayandırmış bulunuyor. Ancak sonucu teknik değil, savaşanların karakteri belirleyecektir. Türk askerinin, polisinin, özel kuvvetinin ne yaparsa yapsın gerillanın fedai karakterine ulaşamayacağı açıktır. Askerin ya da profesyonel birliklerinin kafasının yarısı savaşta ise, yarısı arkadadır. Öte yandan savaşın bir vatan savunması olmadığını bilmektedirler. Gerilla ise saçından tırnağına kadar kendini mücadeleye kilitlemiş ve haklı bir dava verdiğine inanmaktadır. Bu karşılaştırmalar niteliksel bir farkı ifade etmektedir.
Üç PKK yöneticisi ve gerilla komutanının yaşamını yitirdiği açıklandı. Her biri 20-25 yıl arası bu mücadele içinde yer almıştır. En zorlu alanlarda mücadele yürütmüşlerdir. Özgür yaşamı ve bunun için mücadeleyi kişiliklerinin karakteri yapmışlardır. Zorluklardan bırakalım yılmayı ve yorulmayı, tecrübe ve birikimlerini daha kapsamlı bir mücadelenin dayanağı haline getirmişlerdir. Bu açıdan PKK’lilerin moral ve coşkularının yıllar geçtikçe artması irdelenmeye değerdir. Yıllar içinde heyecanlarına ve inançlarına bilinci daha fazla katarak mücadelelerini niteliklileştirdiklerini göstermektedir.
Çiçek Botan, katıldığında okuma yazması olmayan, ama özgürlük isteğiyle dolu bir Kürt kızıdır. Ama yıllar onu daha inançlı ve bilinçli yapmıştır. PKK Meclis Üyesi olmuştur. Bu üyeliğin Özgürlük Hareketi’ndeki en üst ve büyük sorumluluk olduğu bilinmektedir. PKK artık Merkez Komite olarak değil, Parti Meclisi ile yönetilmekte ve mücadeleye öncülük yapmaktadır.
Çiçek, Botan eyaletinde yıllarca komutanlık yapmış, sadece kadın savaşçıların değil, erkek savaşçıların da komutanlığını yapmıştır. Zaten Komuta Konseyi üyesidir. Defalarca yaralanmıştır. Bir defasında dudağı mermiyle parçalanmış, soğukkanlılığını yitirmeden bizzat kendisi dudağını dikmiştir. Bu yaralı haliyle çatışmaya devam etmiştir. Bu özellikleriyle Kürt kadın gerillalığın sembolü olmuştur.
Eğer bugün Botan kadını özgürlük için ayağa kalkmışsa, serhıldanların önünde yürüyorsa bunun başta Çiçek Botan olmak üzere kadın gerillaların özgürlük duruşunun sonucu olduğu açıktır. Botan kadını onlar şahsında kişilik kazanmış ve serhıldanlarda yaptığı öncülükle kendi özgürlüğü şahsında Kürdistan özgürlüğünü kazanmaya yönelmiştir.
PKK’nin kuruluş bildirisinde kaderi Kürdistan’ın kaderi gibi kara olan Kürt kadınlarına Özgürlük Mücadelesi’ne katılma çağrısı yapılmıştır. Kadın özgürlüğünün Kürdistan’ın özgürlüğüne; Kürdistan’ın özgürlüğünün de kadın özgürlüğüne bağlı olduğu vurgulanmıştır. Kürt kadını işte şimdi dağda ve şehirde kendi kişiliği ve mücadelesinde Kürdistan’ı özgürleştirmeye yürümektedir.
Dinlerde ve toplumlarda kutsallaştırılan kadınlar tam da Kürt Özgürlük Mücadelesi içinde yer alan kadınları tarif etmektedir. Bu iradeli ve özgür duruşlu kadınlar karşısında erkeklik de kölelik de ölmüştür. Kürdistan’da kimse bu kadınlara kof erkeklik taslayamaz duruma gelmiştir. Bu özgürlük tanrıçaları olan kadınlar erkeği de eğitmiştir. Erkeğe kadına nasıl bakması gerektiğini öğretmiştir. Bugün Kürt kadını başı dik ve onurluysa bu, Çiçek Botan gibi Kürt kızlarının ömürlerini özgürlük için vermeleri sonucudur. Onların aşkı özgürlük ve Kürt halkı olmuştur. Özgür olmayan bir halkın, bir Kürt’ün ne özgür ne de onurlu bir yaşam kuramayacağına inanmışlardır. Böyle düşünen, böyle yaşayan insanlarımızın, Kürt erkek ve kızlarımızın önünde eğilinmez de ne yapılır?
Çiçek Botan, her çiçek kendi özgür toprağında güzeldir sözünü yaşamıyla göstermiş bir özgürlük savaşçısıdır. Uçaklar onun yüreğini parçalamış olabilir, ama onun dökülen kanının tüm Kürdistan toprağında özgürlük çiçeği olarak açılmasını hiçbir güç engelleyemeyecektir. Çünkü o ölüme giderken mutlaka yüzündeki o kendiyle, yoldaşlarıyla, toplumuyla, özgürlükle, insanlıkla barışık haldeki gülüşünü tüm Kürdistan toplumu ve kadınlarına göndermiştir.
Rüstem Cudi, Üniversite anfilerinden Kürdistan dağlarına koşmuş; Yiğit Mustafa Gezgör’ün doğduğu ve yaşamını yitirdiği Urfa ve çevresinin eyalet komutanı olmuş; Botan’da gerillalık yapmış; dağların sıcaklığını ve özgürlük havasını Rusya Kürtlerine taşımıştır. İdeolojik ve politik bilinciyle mücadelenin bilinçli yürütülmesine güç vermiş bir devrimcidir. Birçok gerillanın, Kürt devrimcisinin öğretmenliğini yürütmüştür. En etkili mücadelenin bilinçle olacağına inanmıştır. Mücadelenin ise her zaman bilinçlenmenin ve ideolojik mücadelenin esası olduğunu söylemiştir. Televizyon ve radyolardaki konuşma ve değerlendirmeleri bu karakterinin ve devrimci aydın özelliğinin en somut belgeleridir.
Rüstem Cudi, Güneybatı Kürdistanlıdır. PKK’nin bütün Kürdistan parçalarını birleştirdiğinin ve her parçadaki Kürt’ün diğer parçada mücadele etmesinin en somut kişiliklerinden olmuştur. Kürtler arası birlik duygularını en güçlü biçimde kişiliğinde somutlaştırmıştır. Zaten bu özelikler Doğuda, Batıda, Güneyde ve Kuzeyde insanları Özgürlük Mücadelesi saflarında buluşturmuştur. Son Çukurca eyleminde yaşamını yitiren gerillaların 4’ü Doğu Kürdistanlıdır. Kürdistan’da parçacı anlayışların kırılmasında Rüstem Cudi gibi özgürlük savaşçılarının rolü belirleyicidir. Türk devletinin son aylarda Güneybatılı PKK komutanlarını hedeflemesi bu nedenledir. Çünkü en fazla da Kürtler arası birlikten korkmaktadırlar.
Alişêr Koçgiri de Sünni, Alevi, Êzidi Kürtlerin ortak mücadelesinin ve birliğinin sembolüdür. Kürdistan’da inanç ve etnik parçalanmanın ortadan kalktığını Alişêr şahsında görmek mümkündür. Kürdistan’da her inanç ve her etnik kültür kendi kimliğiyle özgürce yaşama imkanına kavuşmuştur. Artık Êzidi, Alevi, Süryani, Arap, Ermeni horlanamaz. Sünni, Alevi ve Êzidi Kürtler kendi inançlarıyla yaşayarak birlik olma gerçeğini yaratmışlardır. Süryani, Asuri, Keldani kendi inancı ve kültürüyle özgürce yaşayabilir. Arap ve Türkmenler de Kürdistan’da yaşamını özgürce sürdürebilir. Aslında Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoğu’nun nasıl özgür ve demokratik olacağını kendi zihniyetinde ve pratiğinde ortaya koymuştur.
Alişêr, Alevi Kürt gençliğinin ve toplumunun özgürlük mücadelesindeki sembol isimlerinden biridir. Zaten mücadelesini bir yönüyle de Koçgiri ve Dersim direnişlerinin güncellenmesi olarak görmüştür. Koçgiri ve Dersim Kürtlüğünün liderlerinden Alişêr’in ve Nuri Dersim’in anılarına büyük bağlılıkla mücadelede yerini almış, yaşamının her anında onların özlemlerini gerçekleştirmek için çabalamıştır.
Alişêr; Koçgiri ve Dersim’de katledilenlerin, Maraş, Sivas, Madımak ve Gazi katliamlarının öfkesini hep yüreğinde taşımıştır. Bu acıları Özgürlük Mücadelesi’ni geliştirerek dindireceğine inanmıştır. Özgür Gündem’de çalışırken, Koçgiri’de gerillalığı geliştirmek için doğduğu coğrafyaya koşmuştur. Televizyondaki anlatımında belirttiği gibi yeniden Koçgiri dağlarına kavuşma özlemiyle yanıp tutuşmuştur.  Alevi Kürt genci olarak saflara katılmış; Alevilikteki hak, adalet, eşitlik ve özgür yaşam özelliklerini Özgürlük Mücadelesi’nin karakterine taşımıştır. Özgürlük Mücadelesi’nin direnişçiliğinin bir yönüyle de Hüseyin direnişçiliği karakterinde olmasında onun da payı bulunmaktadır. Kürt Halk Önderi’nin PKK direnişçiliğini bir yönüyle de Hüseyin direnişçiliği olarak tanımlamasını o da kendi yaşamı ve pratiğinde somutlaştırmaya çalışmıştır.
PKK’nin tüm ezilenlerin direniş örgütü olduğunu Alişêr de kendi mücadelesinde açıkça ortaya koymuştur. Kim haksızlığa ve zulme uğruyorsa PKK onun direniş gücüdür. Onların özgürlüğü ve onuru için mücadele etmektedir. PKK Kürtlerin de, Türklerin de, Arapların da, farsların da, Süryanilerin de, Ermenilerin de, Sünnilerin de, Alevilerin de, Êzidilerin de, Hıristiyanların da direniş örgütüdür. Ezilmiş ve horlanmış tüm toplumlar ve bireyler kendisini PKK’de görebilir ve ifade edebilir. Bunun en somut kanıtı da Alişêr’dir.