Efrîn’de şehit düşen YPJ’li savaşçı Anna Campbel’in babası Dirk Campbell: Kızım her zaman çaresizin ve garibanın yanında olmuştur. Her zaman kendini diğer insanların yerine koymuş ve onların acısını paylaşmıştır. PERVİN YERLİKAYA/FADIL DONMA/EUSKİRCHEN Enternasyonalist savaşçı YPJ’li Anna Campbell (Helîn), Türk savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 16 Mart 2018’de Efrîn’de şehit düşmüştü. Anna’nın babası Müzisyen Dirk Campbell de, 13 Temmuz’da Almanya’nın Euskirchen’de yapılan gençlik festivalinde sahnedeki yerini almış, kızı ve Kürdistan ile ilgili güzel anlatımlarda bulunmuştu. Campbell ayrıca Amed’de öğrendiği Kürt müzik kültürüne özgü Billur (Kaval) ile alandaki herkese duygulu anlar yaşatmıştı. Dirk Campbell ile Rojava, Kürt Özgürlük Hareketi ve şehit kızı Anna (Helîn) üzerine konuştuk. Anna, Rojava’ya gitmeden önce, Kürt halkı ve Özgürlük Mücadelesi hakkında bilginiz var mıydı? Fazla olmasa da biraz bilgim vardı. Suriye’de büyük sorunlar yaşandığını, Suriye devletinin parçalandığını ve birçok savaşa zemin olduğunu biliyordum. Kızımın kapitalizm karşıtı görüşünden dolayı da biraz bilgim vardı. Antikapitalist, marksist ve anarşist grupların Rojava ile politik bağlantıları vardı. Kızım da Rojava’ya büyük ilgi duyuyordu. Mesela okumam için bana Rojava’daki devrimi anlatan kitaplar göndermişti. Genelde feminizm ağırlıklı kitaplardı bunlar. Ama belirtmeliyim ki Anna, feminizme gönülden bağlıydı. Kadın hakları, kadın özgürlüğü, kadının toplumda, politikada rolü ve katılımı ile ilgili düşünceler onun ilgisini çekerdi. Aynı zamanda ekoloji de büyük ilgi duyduğu konulardandı.  Kürt Özgürlük Hareketi ve enternasyonalist katılımcıları hakkında düşünceleriniz nedir? Adını hatırlamasamda Abdullah Öcalan’ın temel fikirlerini anlatan bir kitap okumuştum, ‘Kürdistan’da barış yolunda dışarıdan da yardıma ihtiyacımız olacak’ dediğini biliyorum. Türk ve Kürtler arasındaki problemi çözmek için enternasyonalist yardımcıların gerekli olduğunu düşünüyorum. Arkadaşım Henry Robinson İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nda komutanlık yapardı. Britanya ve İrlanda arasındaki problemin çözülmesinde büyük rol oynadı. Arkadaşım aynı zamanda Kolombiya’da barış sürecine yardımcı olmaya gitmişti. O her savaşın eninde sonunda biteceğini düşünürdü. ‘Neden olacağından daha erken bitmesin’ derdi hep. ’10 yıl beklememizin anlamı yok. Yüzbinlerce insan ölmeden hemen harekete geçelim’ derdi. Kızınız Anna Campbell Rojava’ya gittikten sonra hayatınızda neler değişti? Rojava’ya gittiğinde onun adına çok endişeliydim. Hayatta kalması ve iyi olmasını umuyordum ama hayatıma olduğu gibi devam etmiştim. Fakat Anna şehit düştükten sonra her şey değişti. Britanya’da radikal islamcılar saldırınca, Britanya toplumu bunu nasıl gördü, ne hissediyorlardı, onların düşünceleri nasıldı, bu konuda nasıllar? Genel bir kanı olduğunu söyleyemem fakat saldırıyı yapan insanların köktendincilik yaptıkları söylendi. Tek istediklerinin Britanya’da zarar ve ölüm getirmek olduğu, toplumu korkutmanın peşinde oldukları söylendi. Saldırıyı yapanlar aynı zamanda deli olarak adlandırıldılar. DAİŞ, Avrupa’da saldırılar düzenlerken kızınız Rojava’da bu gruplara karşı savaşıyordu. Siz babası olarak bu konuda neler düşündünüz? O sırada kızımla telefonla konuşmuştum. İslam ile ilgili önyargılarımı dile getirdim. Bunlara tepki gösterdi. Rojava’ya gittiğimde birçok iyi yürekli müslümanla tanıştım. Barîn Kobanê’nin ailesiyle tanıştım örneğin. Kızının bedenine işkence yapılarak, İslamcı gruplar tarafından katledilmişti. Katledilişini videoya alan gruplar aynı zamanda internette yayımlamışlardı. Kanımca hala internette geziniyor bu video. Barîn’in ailesiyle tanıştığımda ‘Siz müslümansınız. Peki nasıl oluyor da sizinle aynı inanca sahip insanlar kızınıza böyle bir şey yapıyor?’ Diye sordum. Babası, ‘Onlar insan değil canavarlar. Benim dinim saygının ve toleransın dinidir’ dedi. Kızınızla ilgili anlatmak istediğiniz başka şeyler var mı? Doğması gerekenden 6 hafta önce doğmuştu kızım. Bu nedenle çocukken hep biraz güçsüzdü. Ben de, bu durumun onda hep daha güçlü, daha sağlam olma isteği uyandırdığını düşünürdüm. Sanki küçükken bize güçlü olduğunu kanıtlamak isterdi. Aynı zamanda çok duygusal ve romantik bir kızdı. Kitap okumayı çok severdi. Geleneksel kitapları okur, geleneksel şarkılar dinlerdi bazen. Hayal gücü çok gelişmiş bir çocuktu. Hayali oyunlar kurar ve kardeşleriyle benim hiç tanık olmadığım, kendi kurdukları oyunlar oynalardı saatlerce. Şehirde büyümedi benim kızım. Ormanlar, tarlalar vardı büyüdüğü yerde. Böylelikle ideal bir dünyanın nasıl olabileceğini hakkında fikir sahibiydi ve normal kültürün içinde kendini rahat hissetmiyordu. 11 yaşındayken okul arkadaşları küçük bir arıyı öldürmeye koyulmuşlar. Anna, tek başına arıyı çocukların emellerinden kurtarmak istemiş. Çocukların ne diyeceğini düşünmeden yapmış bunu. Kızımın her zaman çaresizin ve garibanın yanında olmuştur. Her zaman kendini diğer insanların yerine koymuş ve onların acısını paylaşmıştır. Üniversiteye gittiğinde sol gruplarla tanışıp insanları ve hayvanları korumak adına birçok organizasyona, eyleme ve etkinliğe katılmıştır.  

‘Tüm gücümle hevallerimle savaşacağım’

Anna Campbel’in YPJ’ye yazdığı mektup: Umarım Efrîn’e gönderilirim. Oraya gitmeli ve yoldaşlarımın savaşını sonuna kadar devam etmeli, direnişi büyütmeli ve güçlendirmeliyim. Tüm şehit arkadaşlar için silahımı elime almalı ve savaşmalıyım. Beni Efrîn’e gönderdiğiniz için pişman olmayacaksınız. Tüm gücümle hevallerimle savaşacağım." Dirk Campbell’in bize bir kısmını okuduğu şehit kızının YPJ’ye yazdığı mektup: "Altı yıldır devrimciyim bu süre zarfında devrimin ideolojisini, önder Apo’nun felsefesini okudum ve savaşma nedenimizi anladım. Aynı zamanda Dêrazor operasyonuna katıldım ve görevimi başarıya yerine getirdim. Sizlere şimdi bir savaşçı olarak Efrin’e gitmek istediğimi belirtmek istiyorum. YPJ’ye katılmamın nedeni baskıcı güçlere karşı savaşmaktı. Fakat şimdi yoldaşlarım şehit düşerken ben burada oturuyorum. Buna daha fazla dayanamam. Bir kadın olarak kadın birliklerine katılarak bu devrimin bir parçası olmalıyım. Bu devrim sadece Kürdistan’ın veya orta Doğu’nun değil bu devrim bir insanlık devrimidir, tüm insanlığın umududur. Türk devleti ve ona bağlı gruplar Efrîn’e saldırmaya başladığında bizleri zayıflatmak ve güçsüz hale getirmek istemişlerdi. Bu yüzden bütün Kadınların özgürlüğü için savaşmalıyım. Türk askerlerinin ve DAİŞ’in ideolojisi aynıdır. DAİŞ yıllardır kadınları katlediyor ve bastırıyor, kadınlardan nefret ediyorlar. Bu korkunç zihniyeti yok etmek, özgürlüğümüzü korumak adına savaşmak bizlerin görevidir. Bir kadın olarak kendimi tanımalı ve silahı elime almayım. Rêber Apo’nun da söylediği gibi her kadın savaşmalı ve savaşta yerini bulmalıdır. Bende elime silahımı almalı, kendimi tanımalı ve daha güçlü bir devrimci olmalıyım. Erkek arkadaşların savaştığı yerlerde kadın arkadaşlar da savaşmalı. Arap ve Kürt arkadaşların savaştığı yerde enternasyonalist arkadaşlar da savaşmalıdır. Bizim hayatımız Kürt ve Arap arkadaşlarımızın hayatından değerli değildir. Ben bu devrime bir heval olarak katıldım eğer sonunda gazi olacak veya şehit düşeceksem buna bir heval gibi hazırım. Umarım Efrîn’e gönderilirim. Başka bir iş yapacak mecalim yok. Kalbim saldırılara daha fazla dayanamıyor. Dün ilk enternasyonalist arkadaşın Efrîn’de şehid düştüğü açıklandı. Oraya gitmeli ve yoldaşlarımın savaşını sonuna kadar devam etmeli, direnişi büyütmeli ve güçlendirmeliyim. Şehit arkadaşlar onların hatırasına ve onuruna savaşmamızı istediler. Tüm şehit arkadaşlar için silahımı elime almalı ve savaşmalıyım. Beni Efrîn’e gönderdiğiniz için pişman olmayacaksınız. Tüm gücümle hevallerimle savaşacağım."