"Şarkıları bin yıldır ölümü ve ayrılığı söyleyen bir ülke de siz gerçekten özgür müsünüz?" Şükrü ERBAŞ
Bugün açlığın 37. gününe girdiler, her gün bir adım daha göz göre göre ölüme yaklaşıyorlar… İki hafta önce açlığın 15. gününde yine yazmıştım bu konuyu, ne yazık ki toplumda bir duyarlılık oluşmadı ve ben yine yazmak zorunda kaldım. Umut ediyorum bu sorun çözülür ve korkunç sonuçlar doğurmadan bir diyalog, çözüm gelişir de ben de bir daha bu konuyu yazmak zorunda kalmam…
Evet, tutsaklar açlık grevinde… Tutsaklar, “Öcalan üzerinde yürütülen tecridin sona erdirilmesi, sağlık, güvenlik ve özgür hareket etmesinin koşulsuz bir biçimde sağlanması ve anadilimiz üzerindeki ırkçı ve inkarcı asimilasyoncu politikalara son verilerek, başta mahkemeler olmak üzere, eğitim ve öğrenimin önündeki tüm engellerin kaldırılması talebiyle, 12 Eylül 2012 tarihi itibariyle açlık grevine başladığımızı belirtmiş ve bu taleplerimizin karşılanmaması halinde, eylemimizi tırmandıracağımızı ifade etmiştik. AKP-Erdoğan rejimi bu güne kadar taleplerimize yanıt vermedi. Bunun yerine, halkımıza soykırım operasyonları ile cevap verdi, cezaevlerinde sevk-sürgün politikalarına ağırlık verdi. Bu faşist ve soykırımcı politikaları hiçbir biçimde kabul etmeyeceğimizi tüm kamuoyuna ve halkımıza ilan ediyoruz” açıklaması yaparak, açlık grevlerini kamuoyunda paylaşmışlardı…
Sürekli yazıyorum, tutsaklar bu toplumun unuttuğu-unutturulduğu insan topluluklarıdır. Bugün bedenlerini ölüme yatıran tutsakları görmezden gelemeyiz… Onların talepleri bir halkın talepleridir…
Hükümet yeni cezaevleri yapmak yerine, açlık grevlerindeki tutsakların taleplerini görmelidir, tartışmalıdır ve çözüm-diyalog girişiminde bulunmalıdır. Ek olarak, Ceza ve İnfaz Yasası ile CMK’da insan haklarına dayalı düzenlemeler yapmalıdır. Mevcut cezaevlerinde fiziki şartlar bir an önce iyileştirilmeli ve insani standartlar sağlanmalıdır. Ağırlaştırılmış infaz rejiminden vazgeçilmeli, tutukluluk istisnai hale getirilmeli, denetimli serbestliğin kapsamı genişletilmeli, infaz süresinde adli ve siyasi ayrımına son verilmeli ve infaz süreleri kısaltılmalıdır… İşkenceye karşı sözleşmenin seçmeli protokolü uyarınca kurulması öngörülen ulusal önleme mekanizması tarafsız ve bağımsız bir mekanizma olarak kurulmalıdır. Cezaevleri sivil toplum kuruluşlarının denetimine açık hale getirilmelidir.
Önceleri 48 cezaevinde 400’ü aşkın tutsak açlık grevine girmişti, bugün ise cezaevlerindeki tüm siyasi tutsaklar açlık grevinde… Uzun süreli açlık grevi sonucu birçok tutsak ciddi sağlık sorunu ile karşı karşıya geldi ve B-1 vitamini almaya başladılar. Fakat birkaç cezaevi idaresinin tutsaklara B-1 vitamini vermediklerini duyuyoruz, bu da aleni onları ölüme terk etmek demektir…
12 Eylül’den bu yana açlık grevleri devam etmekte ve siyasi tutsaklar da bu sürece dahil olmaktalar. Tutsakların en son başvurduğu direniş biçimidir açlık grevi ya da ölüm orucu… Tutsakların yıllardan bu yana başvurduğu açlık grevi-ölüm orucu eylemleri sömürgeci devlet anlayışına karşı bir direniş biçimidir de…
Cezaevlerinde yeni ölümlerin olmasının hiçbir topluma katkısı olmaz. Türkiye kamuoyu ve mevcut AKP Hükümeti devam eden açlık grevlerine karşı oldukça duyarsız, 1980 yılından bu yana açlık grevlerinde 144 kişi yaşamını yitirdi. Bedenlerini ölüme yatıran tutsakların ölümlerine izin verilmiş ve seyredilmiştir… Bugün yapılan açlık grevleri AKP’nin Kürt meselesini şiddet yöntemiyle çözme isteminin sonucudur, bunu iyi okumak gerekiyor…
Hatırlayalım, AKP Hükümeti yeni cezaevleri yapma müjdesini nasıl da keyifle vermişti, medya da bunu büyük bir gururla kamuoyuyla paylaşmıştı. Ama gelin görün ki; bugün tutsaklar ölümün eşiğinde ve ne hükümet, ne de onun medyası bunu görmüyor, daha doğrusu görmek istemiyor…
Meclis bu soruna daha ne kadar duyarsız kalacak? Malta Sözleşmesine uyarak zindanlardaki tutsakların sağlık hakkının gözetilmesi gerekmektedir.
Yeni ölümler istemiyoruz, bizlerin yüreğinde artık bir mezar yeri kalmadı…
Özgürlük mahkûmları...