Dünyada birçok toplumun kendisine manevi kültür kaynağı olarak destan ve tarihlerinde büyük retoriklerle dile getirip yeni kuşaklara aktardığı “Kahramanlık ve yiğitlik çağları” vardır. Biz tarihsel soykırım kıskacındaki Kürt halkının çocukları ise her gün yanı başımızdaki bu kahramanlık destanlarını gölgede bırakacak nice adanmışlıklara, fedailiklere dokunarak an be an bu özü kutsallıklarımıza akıttık ve yaşam kaynağını yaptık. Zira bunlar bizi biz eden hakikatlerdir.
Bu yazıyı kaleme almayı, 5 Mayıs 2012 günü Gündem’de çıkan amcam M. Naci Sumeli’nin, Kürt halkına uygulanan soykırımın binlerce örneklerinden sadece biri olan benim yargılanma(!) sürecini ve genel durumu özetleyen anlamlı yazısından sonra uygun buldum. Bu “özgürlük seli”nin içinde akmaktan daha onur verecek bir şey olmasa gerek ve ana kaynaktan aktığımız sürece yatağımızı, yörüngemizi bulacağımız, bize aitliklere ulaşacağımızı gururla söylemek isterim.
Bir Afrika özdeyişini hatırlıyorum, “Aslan kendi tarihini yazıncaya kadar, yazılanlar hep aslan avcısının kahramanlıkları olacaktır!..” Yani biz Kürtleri şimdiye kadar hep iktidarlar ve sömürgeciler anlatmışlar. Belki de (ilkçağ dönemlerini saymazsak) ilk defa Kürtler özgür iradeleriyle tarih yaratarak kendilerini tarihe not ettiriyorlar. Dahası devam eden bu yürüyüşün son sözleri söylenmemiştir henüz. Bu anlamda ne kadar söylense kifayetsiz kalacaktır yazılanlar. Halkımızın bu muhteşem şahlanış döneminde söz-eylem sahibi olmamak tarihe “yok hükmünde” geçecektir!
Bölgemizde yaşanan hem “halkların baharı” hem de kaotik ortamda var olan devletli toplum sistemlerinin dışında alternatif bir sistemi olan, özgürlükçü ve örgütlü gücü olan yegane halk Kürtlerdir. Bundan dolayıdır ki, kapitalist güçlerin askeri, teknik, ekonomik vb. desteğini arkalarına alan bölge statükoları, en çok bu örgütlü-iradeli Kürtleri hedefine koyuyorlar. Kürdistan sömürgecileri, tüm çelişkilerine rağmen bu kirli paydada ortaklaşabiliyorlar.
Bu kapsamda, ülkemizde, özellikle son yıllarda TC devlet ve iktidarının Kürt halkının tüm kazanım ve değerlerini hedef alarak “hukuk” garabetiyle nasıl terör estirdiği, tasfiye edip, teslim almaya çalıştığı bilinmektedir. Kürtlerin seçilmişlerini, akademisyenleri, avukatları, STK’ları, gazetecileri ve daha birçok kesimi Cemaatin polis ve savcılarının itibarsızlaştırma “hakaretnameleriyle” etkisizleştirme çabaları hepimizce malum. Kısacası “beyaz faşizmin” inkarcı-imhacı zihniyeti yerine, “yeşil faşizmin” daha da inceltilmiş hali ikame etmektedir. Oysa tüm bunlar, korku imparatorluklarının cüceliğini gösteriyor.
Önce özgür basın geleneğinin devamında ısrar ettiğim için tutuklandım. Sonra da varlığımızın gerekçesi olan anadilimde savunma yapmak, inkarı reddettiğim için -birçok arkadaşım gibi- onlarca yıl cezaya çarptırıldım. Zira devletin başbakanı tutuklu gazetecileri çoktan “terörist” ilan etmişti bile! Ulusal kimliğimin inkar edilip-kabul edilmediği ve devlet Başbakanı “bunların basın kartı-kimliği bile yok” diyebilen bir ülkede yaşıyorduk!
“Kürtçe ülkeyi böler”, “Kürtçe medeniyet dili değildir” denen bir ülkenin yargıçlarının Kürtçe savunma talebine onlarca yıl ceza vermesinin bir kıymeti-hükmü var mıdır? Benim toplumsal ilke ve değerlerimi kabul etmeyen bir sistem benim varlığımı nasıl kabul edecek? Nitekim etmiyor; her gün göz önünde katlediyor. Biz bu halkın çocukları olarak varlığımızın sebebi olan dilimizi dahi konuşup savunamayacaksak, birbirimizin yüzüne nasıl bakabiliriz? Dolayısıyla böylesi bir yaşamı yaşanmış saymayacağız!
O günkü mahkemede göründüğümüzden çok daha kalabalıktık. Yanımda Apê Musa ve tüm Özgür Basın Geleneği'nin ebedileşenleri vardı. Onların vasiyetini yerine getiriyorduk. Yüzü aşkın tutuklu yoldaşımın (meslektaşımın) ve halkımın büyük bedele rağmen haykırdığıydı dile getirilmek istenen. Ancak oligarşik sistemde bunların bir karşılığı “yok”tu, zira ben halen yoktum, yasaktım!
Evet, gazeteciler toplumun bir parça vicdanıdırlar. Onun için hakkın ve halkın hakikatine dokunmak durumundadırlar. Toplum hakikatlerinden kopuk bir hüner, etik ve estetikten yoksundur. İktidar ve egemenlerin ahlaksızlık ve vicdansızlığını meşrulaştırmaktan öteye gitmezler. Bundan dolayı özgür Kürdün yüreğinden ve bilincinden akan özgürlük mücadelesi selinde hep akıp, birbirimize armağan edeceğimiz özgür yaşamlar yeşerene dek kutsallıklarımıza akıtacağız!..

Tekirdağ 1 nolu F Tipi Cezaevi