Kürt Halk Önderinin başlattığı sürecin üzerinden bir buçuk yıl geçti. 2013 Newroz’unda çatışmasızlık resmen ilan edildi. Esir asker ve polisler serbest bırakıldı. Gerilla güçlerinin geri çekilme iradesi gösterildi. Yüzlerce gerilla Türkiye sınırları dışına çıktı, yüzlercesi sınır dışına çıkmak için harekete geçti. Bu adımlardan sonra AKP’nin Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için adım atması gerekiyordu. Çünkü çok az politik olan birisi de bilir ki, Kürt Özgürlük Hareketi karşılığı olması gereken adımlar atmıştı. Ancak AKP bu adımlara hiçbir cevap vermedi. Bu adımları anlamsızlaştıran, hatta başlatılan süreci çürüten bazı palyatif adımlarla geçiştirme ve oyalama politikası izledi. Bu politika AKP açısından süreci bitirme ve sürecin muhatabı olmaktan çıkma anlamına gelmektedir. AKP’nin “süreç var ve süreci bitirdim” dememesi bu gerçekliği değiştirmez. AKP hiçbir zaman süreci bitirdim demez; çünkü politikası oyalama ve zaman kazanmadır.

Bir daha vurgulamalıyız ki Kürt Halk Önderi bu süreci esas olarak halklar ve demokrasi güçlerini muhatap alarak başlatmıştır. Eğer Kürt Halk Önderinin 2013 Newroz mesajı dikkatle okunursa bu gerçeklik görülür. Bu açıdan Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi “AKP süreci kendi cephesinden anlamsız hale getirdi ve muhatap olmaktan çıktı” diyerek süreci bitirme yoluna gitmemiştir. Türkiye toplumu ve demokrasi güçlerinin bu sürece sahip çıkıp mücadele ederek Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için mücadeleyi geliştirmesine fırsat vermiştir. Bu tutum aynı zamanda seçimlerden önce AKP’ye son bir şans tanımak anlamına gelmekteydi.
Dikkat edilirse Kürt Özgürlük Hareketi Newroz’dan önce yayınladığı deklarasyonda AKP’nin bir demokratikleşme iradesi ve çözüm gücü olacak karakterde olmadığını, bu durumuyla sürecin muhatabı olmaktan çıktığını vurgulamıştır. Bu, Kürt Özgürlük Hareketi’nin iradesi ve görüşüdür. Mart ayında PKK Yürütme Komitesi ve KCK Yürütme Konseyinin yaptığı toplantılarda bu sonuç çıkmış ve kamuoyuna deklere edilmiştir. Özgürlük Hareketi’nin en son ortaya koyduğu resmi görüşü budur. Bu deklarasyonda esas çözüm gücünün Türkiye demokrasi güçleri olduğu vurgulanarak bir demokrasi programı etrafında demokrasi hareketi yaratılıp mücadelenin yükseltilmesi çağrısı yapılmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu görüşü ve kararı geçerlidir, pratikleşmesini istediği politika ve adımlar da bu çerçevededir.  
Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi’nin baş müzakerecisi Kürt Halk Önderidir. Bunu her fırsatta deklere etmiştir. Devlet ve hükümet istediği zaman bu Önderlikle müzakere eder ve sorunun çözümü için adım atar. Bu kapı her zaman açıktır. Bu gerçeklik Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadele çağrısıyla çelişmemektedir. Aksine birbirini tamamlayan duruş ve tutumlardır. Kürt Özgürlük Hareketi sorunun çözümü için mücadele eden bir güçtür. Çözüm olmayana kadar da bu pozisyonunu bırakmayacaktır. Çözümü devlet ve hükümetten beklemeyerek kendisi gerçekleştirecektir. Bu, Kürt Özgürlük Hareketi’nin misyonudur. Türkiye demokratikleşip Kürt sorununun çözümü gerçekleşmeden de mücadelesini durdurması ve birilerinin özgürlük ve demokrasiyi lütuf etmesini beklemez, beklemeyecektir.
Çatışmasızlık da çözümü sağlamak için bir politikadır. Çözüm  için her politika denenebilir. Nitekim Kürt Özgürlük Hareketi yirmi yıldan fazladır defalarca ateşkes ilan etmiş ve çözüm projeleri sunmuştur. Tüm bunlar mücadeleyi durdurmak için değil, mücadelenin amacı olan özgürlük ve demokrasiyi geliştirmek için yapılmıştır. Bu açıdan özgürlük ve demokrasi gerçekleşmediğinde mücadele tabii ki kesintisiz sürecektir; kırk yıldır sürdüğü gibi!
Kürt Özgürlük Hareketi, demokratikleşme ve çözümün AKP’den beklenemeyeceği, demokrasi güçlerinin bir demokrasi programı etrafında mücadeleyi yükseltmesi gerektiğini vurgulamıştır. Kürt Halk Önderi seçim öncesi bir şans tanımış, ama AKP bunu doğru kullanmak yerine, çözüm için yasal zemin olmaz diyerek Kürt Özgürlük Hareketi’nin değerlendirmesini doğrulamıştır. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin çağrısının hemen devreye konması gerekir. Bu konuda da HDP’ye büyük görevler düşmektedir. Zaten mevcut siyasi ortam HDP’yi tek çözümleyici siyasi güç haline getirmiştir. Bazılarının dediği gibi karşılığı olmayan bir siyasi hareket değildir. Aksine Türkiye geneli açısından karşılığı olan tek siyasi hareket HDP’dir. HDP’ye karşı olanlar ve tırtıklayanlar Türkiye gerçeğini anlamayan, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde bir ufku olmayanlardır. Çünkü bu proje dışındaki tüm siyasi yaklaşımlar Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde tıkanma yaratmaktan başka bir rol oynayamaz.
Devlet ve AKP’den çözüm beklenemeyeceğine göre, HDP’nin rolünü derhal oynaması gerekmektedir. Kürt Halk Önderinin düşüncesi de bu yöndedir. HDP’ye bu kadar büyük rol vermesi, Kürdistan dahil Türkiye genelinde siyasetin HDP üzerinden yürütülmesin istemesi bunun açık ifadesidir. Bunu böyle anlamamak, Kürt Halk Önderini anlamamaktır. Kürt Halk Önderi, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü bu projede ve siyasi hamlede görmektedir. Kürt Halk Önderinin düşüncelerini doğru görüp, ama bu projesine karşı olmak tutarsızlıktır; açıkça Kürt Halk Önderinin ideolojik ve politik yaklaşımına karşı olmaktır.
Devlet ve AKP’nin eğer bir çözüm niyeti ve zihniyeti varsa İmralı’ya gider, müzakere eder ve sorununun çözümü için adım atar. Hiç kimse bunun önünde engel değildir. Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için kimse AKP’nin elini bağlamıyor. Kuşkusuz çözüm istemeyenler vardır; ancak devlet ve hükümet çözüm için adım atarsa bunu hiç kimse engelleyemez. Çünkü Türkiye toplumu büyük çoğunlukla Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyor. Bu nedenle Türkiye demokratikleşmiyor ve Kürt sorunu çözülmüyorsa, bu, devletin ve AKP’nin çözüm zihniyeti olmamasındandır.
Bu ortamda Kürt Özgürlük Hareketi’nden AKP’nin oyalama ve çürütme politikasını kabul etmesini hiç kimse beklememelidir. Zaten bir buçuk yıldır devlet ve AKP’den bekleme politikası yanlıştı. Bu beklentili politikayı en fazla eleştiren de Kürt Halk Önderiydi. Bunu da herkes bilmelidir. Kürt Halk Önderinin mücadelesizlik içinde kalınmasını istediğini düşünenler yanılmaktadır. Tam aksine, mücadelenin geliştirilmemesi eleştirilmektedir. Kürt Halk Önerinin devlet ve hükümete açık kapı bırakması, çözüm isteniyorsa biz hazırız demesi yanlış anlaşılmamalı ve yanlış yorumlanmamalıdır.
Önderliğin duruşuyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadele çağrısı arasında bir uyum ve birbirini tamamlama vardır. Ancak mücadele AKP ve devlete adım atmaya zorlar. Devlet ve AKP’nin adım atmadığı bir yerde Kürt Özgürlük Hareketi ve halk kendi mücadelesiyle kendi çözümünü yaratır.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin duruşu her zaman mücadele çizgisidir. Şimdi de böyledir. Hele kırk yıllık mücadele bu kadar birikim yarattıktan sonra tabii ki özgür ve demokratik yaşam için mücadeleyi daha da yükseltecektir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin pozisyonunu ve tutumunu böyle anlamayanlar Özgürlük Hareketi’ni anlamayanlardır.
Kürt Özgürlük Hareketi 2013 Newroz mesajında silahların susmasından sonra demokratik siyasetin devreye girmesi çağrısı yapmıştır. AKP ne kendisi bir demokratik siyasi tutum içinde olmuş, ne de demokratik siyasi mücadelenin önünü açmıştır. Aksine hegemonik yaklaşımını sürdürmüştür. Gezi Direnişinde olduğu gibi demokratik mücadelenin üzerine şiddetle gitmiştir. Demokratik siyasi gösterilere tahammül etmemiş, zorla bastırma politikası izlemiştir. Bunun sonucu birçok insan yaşamını yitirmiştir. 30 Mart seçimlerinde Kürdistan’da yaptığı seçim hileleri ve birçok yerde BDP’nin kazandığı belediye başkanlıklarının AKP’ye verilmesi, demokratik siyasete de imkan tanımadığını açıkça göstermektedir. Zaten hala binlerce siyasi tutuklu zindanlardadır. 14 Nisan’dan sonra bir kısım siyasi tutuklu mecburen bırakılsa da, demokratik siyasi mücadeleye zemin sunan bir anlayış ortada yoktur.
Tüm bu gerçeklikler, kültürel soykırımcı sömürgeci devlet yapılanması ve hükümet politikasına karşı çok boyutlu mücadelenin geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Kürt halkı seçimde demokratik özerkliğe oy vermiştir. Halkın bu demokratik özerklik iradesi demokratik özerkliği kurmayı ve korumayı meşru ve gerekli hale getirmiştir. Bu açıdan herkesin geçen bir buçuk yılda olduğu gibi yanlış olan beklentili yaklaşımı bırakarak örgütlenmeyi ve mücadeleyi geliştirmesi gerekir. Bunun dışında Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi’nin istediği politika ve amaçların pratikleşmesi mümkün değildir. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi’nin çağrısı olan mücadele çizgisinin tüm demokrasi güçleri ve yurtsever devrimci güçler tarafından pratikleşmesi dönemin görevi olmaktadır.