
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği önünde dün saat 12:00'de yoğun kar yağışı ve soğuğa rağmen toplanan Kürdistanlılar, buradan BM'nin Cenevre merkezine kadar yürüdü. "Öcalan'a Özgürlük" pankartı, Kürdistan ve KCK bayrakları ile beyaza bürünen Cenevre'de rengarenk görüntüsüyle dikkatleri üzerinde toplayan eylem büyük ilgi gördü. BM merkezi önünde yapılan kitlesel açıklamasında Kürtçe bir konuşma yapan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, "Artık Kürtlere bulundukları her yerde, platformlarda büyük bir sorumluluk düşmektedir. Bu süreçte daha fazla birlik ve beraberlik gerektiriyor. Çok ciddi bir konsept ile karşı karşıyayız. Bu konseptin hedefinde ise Başkan Apo da var. Başkan Apo görüşe çıkmayarak, eylem halinde olduğunun mesajını verdi. Bu bizim de nerede olmamız gerektiğini açıklıyor. Tecrit ile birlikte gerillaya kimyasal silah kullanılıyor, Kürt halkı uçaklarla katliamlardan geçiriliyor, binlerce Kürt siyasetci içeri alınıyor. Biz bu konsepte karşı uzun yürüyüşle tepkimizi ortaya koyacak, uluslararası çevreleri duyarlılığa ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağıracağız" dedi.
18 gün sürecek
Soğuk havaya ve kara rağmen bütün gün BM önünde eylemlerine devam eden Kürdistanlılar, bugün Lozan'a doğru uzun yürüyüşe geçecek. Birleşmiş Milletler temsilciliğinin bulunduğu İsviçre’nin Cenevre kentinden, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve İşkenceyi Önleme Komitesi'nin (CPT) bulunduğu Fransa’nın Strasbourg kentine kadar 18 gün sürecek eylem 400 km'yi bulacak. 18 Şubat 2012 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamentosu ile AİHM ve CPT merkezlerinin bulunduğu Fransa’nın Strabourg kentinde uluslararası komplonun da lanetleneceği büyük mitingle sonuçlanacak.
Statüsüzlüğü kabul etmeyeceğiz
Eyleme katılan aydınlar ve kurum temsilcileri ulusal birlik ve tecride karşı ortak tavır alma çağrısında bulunarak "statüsüzlüğü kabul etmeyeceğiz" mesajı verdi.
Nurettin YILDIRIM Thoulouse, Maison-Franco Kurd Midi Pyrenée Dernek Yönetim Kurulu Üyesi : Gün Kürtlerin ulusal birligini yaratma günüdür. Ulusal birligini yaratmayan halkımız, uygarca, dünya, ilerici, insanlık ailesi içindeki yerini alamaz. Özellikle, Kuzey Kürdistan'da yaşayan, yirmi milyon Kürt, diliyle, kültürü ile, karşılaştığı, inkar ve imha politikalarına karşı otuzüç yıldır süren Özgürlük Hareketi, halkımızın son hareketi olmalıdır. Halkımıza AKP faşizmine karşı birlikte hareket etme çağrısı yapıyorum.
Maison-Franco Kurd Midi Pyrenée Dernek Başkanı Sait YILDIRIM: Önderlik ve Kürdistan halkı özgürleşinceye dek mücadelemiz devam edecektir.
Ciwaka İslamiya Kurdîstan (CİK) Başkanı Melle Şafî: Almanya'dan katılıyorum. Kürt Önderi Abdullah Öcalan, üzerinde uygulanan tecridi kabul etmiyoruz. Tecritin ne insanlıkta ne de Allah ve din katında yeri yoktur. Biz de bu çirkin uygulamayı protesto ettiğimiz için bu uzun yürüyüşe katıldık. Abdullah Öcalan, dünyaca Kürt Halk Önderi olarak kabul edilmiştir. Türk hükümeti ve herhangi başka bir ülkenin üzerimizde tecrit gibi uygulamalar yürütmeye hakkı yoktur. Biz, Fethullah Gülen ve R. Tayip Erdoğan'a özellikle söylüyoruz ki zulüm, işkence, tecrit, bir halkı yok sayıp bütün haklarını adaletsizce yok sayarak onları asimile etmenin dinimizde ve Allah katında asla yeri yoktur. Bu Allah katında kesinlikle kabul edilemez bir tutumdur. Kürt halkının barış için attığı adıma karşılık olumlu bir adım da sizden gelmek zorundadır. Buradan Kürt halkına da şunları söyleyebilirim ki Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecrit ve halk üzerinde uygulanan imha politikasına karşı birlik olmalıyız. Herkes biliyor ki Kürt halkı eskisi gibi değil. Türkiye hükümeti de bunun farkında dolayısıyla silahla, öldürmekle, PKK'yi bitiremeyeceklerini anlayan AKP hükümeti, şimdi de dini ve Allah'ı biz Kürt halkına karşı bir silah olarak kullanma yoluna başvurmuştur. Farkında olunması gereken bir husus var ki Allah katında faşizme yer yoktur. Din, zulüm etmeyi yasaklamıştır. Kürt halkı, AKP hükümetinin, dini ve Allah'ı kendi istemleri dogrultusunda kullandıklarını görmelidir. Kürtler, yapılan bu zulüm karşısında en iyi cevabı birlik ve beraberlikleri ile vereceklerdir.
Xalîdê Êzîz: İsveç'ten katılıyorum. Sloganımızdan da anlaşılacağı gibi, Kürt halkının özgürlük ve sosyal-siyasal statüsü yok sayılmakta. Kendilerini dünyanın en ilerici milletleri diye nitelendiren Avrupa ülkeleri, Kürt'ler söz konusu olunca, hak, hukuk, adalet, insan hakları gibi değerlerin, hiçbir kıymetinin olmadığı bu devletler için, şahsi menfaatlerinin, her şeyin üstünde olduğu gün gibi ortada. Ayrıca, uzun bir dönemden bu yana AKP yeşil faşizminin, Avrupa Birliği devletlerinin ve ABD'nin tam desteğini alarak, Kürtlere karşı, başlatmış oldukları topyekun kırıma karşı Kürt halk evlatlarının, Kürdistan'daki halk serhildanlarının, dağlardaki berxwedan mücadelesi ve bunun bir ayağı olan biz Avrupa'da yaşayan Kürtler olarak, bu gidişata dur diyebilmek ve bundan sonra asla ve asla statüsüzlügü kabul etmediğimizi dile getirmek adına bu yürüyüşe katıldık. Özgürlük mücadelesinin, genel olarak içinde bulundugumuz şartlardan dolayı başlatmış olduğu, devrimci halk savaşının, Demokratik özerkliği hayata geçirebilmek için, yürütmenin bir ayağı olan Avrupa'daki çalışmaların, dağ-ülke ve Avrupa üçlüsü olarak, sürece cevap olabilmek için var gücümüzle çalışmalıyız. Bunun için, kendisine, insanım diyen herkesi, duyarlı olmaya ve bu mücadeleyi sahiplenmeye davet ediyorum.
BENGÜ YAÐIBASAN/ALİ ONGAN/ALİ ÖZŞERİK - CENEVRE
Başta kurum temsilcileri, aydın ve sanatçılar olmak üzere, Avrupa’daki dört parçadan Kürt ve Kürdistanlıları, Türkiye, Ortadoğu ve Avrupalı demokrat-ilerici dostları uzun yürüyüşe katılmaya çağıran KON-KURD'un açıklamasında ise şunlar belirtildi: "Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi üyesi ile Avrupa Birliği üye adayı Türkiye devletinin, sadece son birkaç ayda Kürt halkına yönelik soykırım politikası had safhaya ulaşmıştır. Roboski’de çoğu çocuk yaşta 35 kişinin Türk savaş uçaklarınca bombalanarak katledi, Kandil bölgesinde aynı aileden 1 yaşındaki bebek dahil 7 kişi seyir halindeki araçlarının Türk savaş uçaklarınca bombalanması sonucu yaşamını yitirmiştir. Türkiye Kürdistan ve Türkiye’deki baskıların yanı sıra Ankara hükümetinin Avrupa’daki legal demokratik Kürt kurumlarını kapatmak için yoğun bir diplomasi faaliyeti yürütmektedir.Tüm bunların, 13 yıldır tek başına tutulduğu ada cezaevindeki hücrede, ağır psikolojik ve fiziki işkenceye maruz bırakılan PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin artırılmasıyla yoğunluk ve hız kazanmıştır.
AİHM ve CPT, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler’in sorunun ve çözümün aynı zamanda tarafı konumundaki bu kurumların sessiz ve duyarsız tavrı kabul edilemez. AİHM’de Sayın Öcalan’ın sürmekte olan davası ve Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi olması dolayısıyla, konunun doğrudan bir tarafı ve muhatabı olan Avrupa Konseyi, AİHM ve CPT’nin, 13 yıldır süren, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlali olan bu fiziki ve psikolojik işkence durumuna son verilmesi için görev ve sorumlulukları gereği, derhal harekete geçmesini talep ediyoruz. Türk hükümetinin tecrit politikası, aynı zamanda Sayın Öcalan’ı bir savaş esiri olarak kabul ettiğini gösterir. Savaş esirlerinin durumu ise Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler sözleşmeleri başta olmak üzere birçok uluslararası sözleşmede yer alır. O halde bu sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmesi, yani Sayın Öcalan sağlık, yaşam ve güvenlik koşullarının derhal düzeltilerek, Kürt sorununun barışçıl siyasal çözümünde belirleyici rolünü oynaması bakımından özgürlüğünün sağlanması için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi’nin, yaptırım gücünü kullanmasını bekliyoruz.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin defalarca tek taraflı olarak geliştirdiği ateşkesler ve diğer birçok pratik adımla ispatladığı, sorunun diyalog ve müzakere yoluyla, barışçıl ve siyasi çözümüne yönelik niyet ve çabasının takdir edilerek, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, NATO, ABD ve Rusya gibi uluslararası güçlerin, Kürdistan’ı sömürge altında tutan devletlerle ilişki ve etkileme güçlerini, diyalog ve müzakerelerin yeniden başlatılması, Kürt halkının ulusal varlık ve haklarının her parçada ulusal ve uluslararası düzeyde yasal bir güvence ve statüye kavuşturulması temelinde, sorunun kalıcı bir çözümle sonuçlanması için devreye koymasını talep ediyoruz.”