İttihat ve Terakki’nin meşhur 16. Ağustos 1909 tarihli “Cemiyetler Yasası” Osmanlı İmparatorluğu ve daha sonrasında Cumhuriyet döneminde bu coğrafyada yaşayanlar için bir kırılma olmuştur! Daha fazla özgürlük vaadiyle gelen İttihat ve Terakki cemiyeti; söz konusu yasayla “Türk” olmak dışında farklı etnik kökene vurgu yapan derneklerin ve cemiyetlerin kurulması yasaklanmıştır! Güya birey hakları güçlendirilirken aslında toplum korkunç bir cendereye alınmıştır. Sonrası ise herkesin malumu; Önce 1915 Ermeni Katliamı, sonra isyanlar-bastırmalar ve Dêrsim Katliamı! Bununla yüzleşemeyen bir toplum, bunca şeye rağmen bir türlü demokratikleşemeyen bir devlet! KONTORGERİLLA JİTEM, ERGENEKON, ve şimdi de CEMAAT, eğer böyle devam eder de hep beraber başka bir yol bulamazsak bundan sonra göreceklerimiz de cabası!

Bir birinin antitezi olarak gelip içerik olarak bir birine benzemeler! Bir türlü demokratikleşememe! Öyleyse niye olmuyor? Nispeten daha aşağıdan gelen, toplumun yer yer mağdurlarına dayanarak iktidar olan AKP neden bir anda zıddına dönüşüp aynı devletin içerik olarak devamcısı olup çıkıyor! Bu toplumda, bu coğrafyada bir sorun mu var! Demokrasi bu coğrafya olamaz bir hayal midir?
Neden insanlar kendi öz vatanında paryadır artık! Kendi öz vatanında yabancı! Neden bu coğrafyanın insanı; komşusundan, iş arkadaşından, hatta kendi çocuğundan bile saklanır, onun varlığı neden saklanacak bir şeye dönüşmüştür artık? Ne olduğunu söyleyemez! O artık; Laz, Kürt, Çerkez veya Alevi, Süryani, Ezidi değildir, olmamalıdır! Bir anda onun; Laz, Çerkez, Kürt, Ermeni, Alevi olması toplumun “refahını, birliğini, dirliğini, tehdit eden bir şeye dönüşmüştür! Nerelisin sorusu bile birçoğunun uykusunu kaçırır; çünkü bu sorunun cevabında birçok insan kendini suçüstü olmuş gibi hisseder!
Hemşerin nerelisin? Cevap; hem soran hem de sorunun muhatabı olan için çok çok önemlidir! İlginin kaynağı çoğu zaman basit bir nereden geldin merakına dayanmaz. Devletin güç merkezlerinden, toplumun bütününe empoze edilmiş “karşısındakinin kendinden mi yoksa öteki mi” olduğunu anlamaya çalışan bir sorgulamadır aslında! Devlet yıllarca insanlara nüfus cüzdanı verirken onları numaralandırarak “Ermeni, Rum ve Yahudi” olarak kodlamıştır! Devletin; kimin hangi kökenden geldiğine olan bu ilgisinin nedeni nedir? Bu ilginin devletin vatandaşla ilişkisinde pratik sonuçları ne olacaktır? Böyle bir devlet demokratik olabilir mi? Devlet demokratikleştirecekse, nereden başlamalı! Herkesin; Kürtlüğünü, Lazlığını, Araplığını, Ermeniliğini unutmasını isteyen, herkesten Türk olmasını isteyen devletin, kendisinin unutmama; hatta gizlice kodlayarak saklamasının nedeni nedir?
Bu aslında toplumda çok yaygın muhatabı olduğumuz “Nerelisi hemşerim? Sorusunun devletçe sorulması ve kayıt altına alınmasıdır! Buna göre işe girecek, buna göre ticaret yapacak, buna göre bilim yapacak, hatta polisle başınız belaya girmişse buna göre muamele göreceksiniz! Bu ülkenin kağıt üzerinde eşit; ama uygulamada; daha az eşit vatandaşı olacaksınız! Kendinizi hep tehdit altında hissedeceksiniz! Ne olduğunuzun bir gün yüzünüze vurulacağı korkusuzla yaşayacaksınız! Aslında sizden Türk olmanız istenirken; “İyi Türk” olamazsanız, aslında hiç Türk olmadığınız gerçeğiyle her an karşılaşabileceğiniz endişesini her zaman taşımanız da istenmektedir! Hiçbir zaman bitip tükenmek bilmeyen bir “Türk olama” Türklüğünü ispatlama çabasıyla artık baş başa bırakılmışsınızdır artık! Ya kendiniz olacaksınız ya da Ogün Samast, Topal Osman!
Bu garip hali Türkiye’nin her yerinde yaşarsınız! Yıllarca “Dêrsimlilerin “bir kısmı “Nerelisin Hemşerim? Sorusuna “Elazığlıyım!” diye cevap vermişlerdir. Ne büyük travma! Ben aslında ben değilim veya ben aslında olduğumu söylediğim şey değilim! Aynı şeyi Karadeniz’de de görürsünüz! Karadeniz’de yaşayanların önemli bir çoğunluğu kendilerinin Türk olamadığını bilirler; hatta bir birinin arkasından konuştuklarında ötekinin aslında “Rum” kökenli olduğunu söylerler! Söyleyen ise ya Laz ya da Gürcü’dür! Herkes aslında ne olduğunu bilerek Türklük yarışına girer! Türk olma ısrarımız bizi meşhur fıkradaki “maymuna işkence yaparak ona fil olduğunu itiraf ettirmeye çalışan işkenceci polis durumuna düşürmektedir! Bir farkla; söz konusu fıkrada işkenceci polis maymuna fiziki işkence yapmaktadır, artı bunun yanı sıra; kendisi işkence yapan, maymun ise işkenceye maruz kalan durumundadır! Türkiye pratiğinde ise durum daha da vahimdir. Verili sistem hem kendisi size maddi manevi işkence yapmakta hem de sizin kendinize; bir birinize işkence yapmanızı istemektedir!
Şöyle ki: Siz her gün yataktan kalktığınızda yeniden kendinizi Türk olmaya ikna etmeli ve öyle sokağa çıkmalısınız; bu da yetmez! Başkalarının da yetirince Türk olup olmadığını kontrol etmelisiniz!
Devletin vatandaşını numaralandırarak kodlamasının; sadece “gayri Müslimlerle” sınırlı olduğunu düşünmek için oldukça saf olmak gerekir! Gerçekte durum kamuoyuna yansıyandan çok daha vahim diye düşünmek için çok daha fazla sebebimiz var aslında! Aksi halde Maraş’ta tek tek Alevilerin yaşadığı evler bir gecede aranıp bulunamaz onca insan hunharca katledilemezdi! Kuvvetle muhtemeldir ki; “Hangimiz; Kürt’üz, Laz’ız, Ermeni’yiz, Yahudi’yiz. Kaç kuşaktır nerede yaşıyoruz; Bizden önceki atalarımız döndüyse, kaç kuşak önce döndü!” Bütün bu saçma sapan kayıtlar devletin karanlık odalarında bir gün kim hangi muameleyi görecek diye saklanmaktadır!
Toplumun çok önemli bir kesimi tıpkı “Dostoyevski’nin” Suç ve Ceza”sındaki meşhur kahramanı “Raskolnikov” gibi kimsenin kendisini görmediği, kim olduğunu sormadığı, herkesten saklanarak yaşadığı bir tımarhaneye çevrilmek istenmektedir!
Tercih hakkı bizim; ya kendimizden başka hiçbir şey olmamızın istenmediği demokratik bir cumhuriyette; ya da kuşkularla, korkularla çevrili bir tür tımarhanede yaşayacağız!