Çünkü Erdoğan’ın 'Dêrsim özrü' daha çok CHP üzerinden yapılan polemikle sınırlı kaldı. Erdoğan, 'bu özrü' öyle rast gele değil de, devlet arşivlerini açarak belgeleseydi daha inandırıcı yapsaydı bir karşılığı olabilirdi. Erdoğan gerçekten samimi olsaydı, BDP’nin, Dêrsim soykırımının araştırılması için meclise verdiği önerge ret edilmezdi. Bu durumda Erdoğan’ın sözlü yaptığı özür hayata geçmediği için bir karşılık da bulmadı. Burada önemli olan, binlerce insanın katledildiği, binlerce insanın batıya göç ettirildiği, küçük kız çocuklarının orada katliama katılan subaylara peşkeş çekildiği, insanların süngülerden geçirildiği bir soykırımı belgelerle açığa çıkarabilmekti. Çünkü bunlar devletin tozlu arşivlerinde duruyor. Hatta belki de ilk adım olarak, Dêrsim’de katliam yapmış insanların isimleri bugün parklara, bahçelere, havaalanlarına veriliyor, ilk iş o isimler oralardan kalkabilirdi. Yine Dêrsim ismi layık olduğu bir şekilde iade edilebilirdi.
Cin uzun zamandır şişeden çıktı. Yüzleşmeden korkan devlet, arada bir ağzımıza bir parmak bal çalıp geri adım atıyor. Devletin günahları o kadar çok ki; kaç kere özür dilese bitmez. Elbet Dêrsim başta olmak üzere tarihte yaşanan tüm katliamlarla devlet yüzleşmelidir. Gelinen nokta da asıl muhatap olması gereken ve asıl özrü dilemesi gereken CHP olmasına rağmen bildik ezberi tekrarlayıp durdular. Erdoğan’ın Dêrsim duyarlılığı da CHP ile olan polemiğin dışına çıkamadı.
Tam da bu noktada Dêrsimlilerin şapkasını önüne alıp iyi düşünmesi lazım.
Yıllardır Dêrsim’den iftiharla meclise gönderdikleri Kamer Genç’in, Erdoğan’ın özrüne karşılık hala "Bu iş çok acı bir olay. Geçmişte birtakım olaylar olmuş ama olayları gündemde tutmak kimseye fayda kazandırmaz Tayyip bey. Özür dilemek bir şey ifade etmiyor. Önce araştıralım, belki özür dileyecek bir şey yok” aymazlığını gösterdi. Dêrsimliler, Kamer Genç ya da o zihniyetteki birine oy verirken bir kere daha iyi düşünmesi gerek. MHP gibi ırkçı bir partinin lideri olan Bahçeli de "Türk milletinin geçmişinde utanacağı bir konu yoktur” diyebiliyorsa, Kamer Genç ve o zihniyetin temsilcilerinin Bahçeli’den ne farkı var?
Yine yıllardır Dêrsimlilerin itiraz etmediği ve günlük hayatlarında adres gösterirken sürekli kullandığı kışla bile utanç vericidir. Bilindiği gibi şehirlerin bazı sembolleri vardır, her şehri sembolize eden mimari yapılar vardır. Kilise, medrese, anıt, müze vs. Ne acıdır ki Dêrsim’i sembolize eden en eski yapı ise kışladır ve bu kışla devlet koruması altındadır. Devlet için kıymetli bir bina olabilir ama Dêrsimliler için başka bir şey ifade eder, etmelidir de… Ama en çok da insanın ağrına giden, insanların kafalarındaki kışlanın yıkılmaması. Yani CHP’nin varlığı ya da o zihniyetin varlığı o kışlanın hala kafalarda yıkılmadığının en önemli göstergesidir.
Korkunç hayat hikayeleri ile büyüdük, terteleden bir şekil sağ kurtulup, yaşadıkları travmayı büyük bir utançla anlatanlar ise, bizim atalarımızdı. Sanki utanması gereken onlarmış gibi... Hala yaşlılarımız Munzur’da insan çığlıkları duyduklarını söylerler.
Dêrsimlilere sormak lazım, siz işin neresindesiniz? Devlet orada soykırım yaptı mı, yoksa hala "isyan” olarak mı görüyorsunuz? Seyid Rıza'nın mezarının nerede olduğunu soracak mısınız, yoksa "zaten o Dêrsim lideri değil, kendi aşiretinin lideridir” deyip, soğuk su mu içeceksiniz? Soykırımı belgeleyen devlet arşivlerinin açılması için baskı yapacak mısınız, yoksa "onlar acı olaylardı, yaşandı ve bitti” mi diyeceksiniz? Dêrsim isminin iadesini isteyecek misiniz, yoksa "biz Tunceli’ye alıştık gerek yok” mu diyeceksiniz? Tüm yaşanan bu soykırımı utanç müzesi haline getirip, yeni kuşaklara anlatacak mısınız, yoksa "ne gerek var, zaten o dönemi yaşayanlar teker teker ölüyor” mu diyeceksiniz? Hala Kürtlüğünüzden utanıp, celladınıza olan aşkınızın peşine mi düşeceksiniz?