Selma AKKAYA
Kenya toplumunda yüzyıllardır erkek egemen sistemin gereği, erkek çalışır, şehirleri ve köyleri yönetir, işyerlerinde ve evlerde otoritenin sahibidirler. Aynı zamanda yaygın şiddet olayları ve kadınlara karşı cinsel ve fiziksel saldırılar erkekler eliyle gerçekleşir. Kenyalı kadınlar yakın zamana kadar bu duruma karşı en ufak bir refleks dahi vermediler. Şimdiyse Kenya’da daha fazla kadın, nihayet kendi başlarının çaresine bakmak için ayağa kalkıyorlar. Buna kaynaklık eden bir önemli unsur ise Umoja.
Doğu Afrika ülkesi Kenya’da erkek şiddetinden kaçan kadınların kurduğu köy Umoja, Kenya dilinde ‘birlik’ anlamına geliyor. Bugün Umoja’da gelişmekte olan, kendi ayakları üzerinde durmak için yetenek ve çabalarını harekete geçiren, birbirine kenetlenmiş bir topluluk bulunuyor. Umoja’da yaşamak için sadece kadınlara izin veriliyor. Kadınlar, çoğunluğu 11 yaşından küçük çocuklarla birlikte yaşıyor. Çünkü Samburu geleneğinde kadınlar, ergenlik yaşına gelen erkek çocuklarıyla bir arada yaşayamıyor.
The Guardian gazetesi söz konusu kadın köyü hakkında yaptığı araştırmayı 2015 yılında yayınladığında, Umoja’nın 1990 yılında İngiliz askerleri tarafından tecavüze uğrayan 15 kadın tarafından kurulduğunu öğreniyoruz. Rebecca Lolosoli liderliğinde 28 yıl önce kurulan köy, Kenya’nın kuzeyinde yaşayan Samburu topluluğunun ataerkil kültüründen kaçmak isteyen kadınlar ve kız çocukları için güvenli bir sığınak haline gelmiş.
Başlangıçta 15 tecavüz mağduru tarafından kurulan Umoja, şu anda cinsel şiddetten kaçarak kendisine sığınak arayan 80’i aşkın kadın ve 200’den fazla çocuğa ev sahipliği yapıyor. Kenya gibi cinsel şiddet ve cinsiyet eşitsizliği konusunda uçurumlara sahip ülkede, böylesi bir köyün varlığı diğer Kenyalı kadınlar için adeta özgürlüğün umudu gibi. ”Dünya değişti” diyen köyün kurucusu Lolosoli, ”Kızların haklarına sahip çıktığını, kadınların Umoja köyüne erkekler giremediği için buraya kaçtığını” ifade ediyor.
Güvenliğin yanı sıra okul ve sağlık hizmetlerine de ihtiyaç duyduklarını ifade eden Lolosoli, ”Köyde yaşayan kadınların tek isteği bir gün çocuklarını gönderebilecekleri bir okula kavuşmak” diye konuşurken, ”erkeğin egemen olduğu bir kültüre sahibiz. Ölene kadar onların istediğini yapmakla mükellefiz. Doğurduğumuz çocuklar bile onlara aittir” ifadelerini kullanırken, Umoja’nın bu kaderi değiştirmeye çalıştığını belirtiyor.
Köyün kuruluşundan sonra, o güne kadar ticaret hayatı dışında olan kadınlar, ilk kez Umoja’da ticaret yapmayı öğreniyorlar. İlkel koşullarda yaşamalarına karşın, köyde yaşayan kadınlar, herkes için yiyecek, giyecek ve barınak sağlayan düzenli bir gelir elde ediyorlar. Köyün yakınında safari turist gruplarının kaldığı nehir kenarında bir kilometrelik bir kamp alanı işletiyorlar. Bu turistlerin çoğu ve yakınlardaki doğa rezervlerinden geçenler Umoja’yı da ziyaret ediyor. Kadınlar mütevazı bir giriş ücreti talep ettiği köy ziyareti sırasında kendi ürünü olan takılar satışa sunuluyor. Umoja köyünde kadınlar, ilk ticaret yapmaya başladıklarında erkeklerin toplu saldırısına uğruyor. Kendilerini korumak için direnen kadınlar sonunda engelleri aşarak turistlere sattıkları kolyelerden elde ettikleri parayla kreş yaptırmayı başarmış.
Köyün kuruculuğunu yapmış bir diğer kadın ise Jane. The Guardian’a köyün ilk kurulum sürecini anlatırken, Gurkha üniformalarını giyen üç adam tarafından tecavüze uğradığını söylüyor. Saldırı için Jane, “Çok utanıyordum ve başka insanlarla konuşamıyordum. Bana korkunç şeyler yaptılar. Sonunda kocamın annesine hasta olduğumu söyledim, çünkü yaraları ve depresyonumu açıklamak zorunda kaldım. Geleneksel ilaçlar verildi ama bu benim acımı dindirmeye yardım etmedi. Kocama tecavüzü söylediğim zaman, beni bir bastonla dövdü. Bu yüzden ortadan kayboldum ve buraya çocuklarımla birlikte geldim” diyor.
Jane, Kenya’nın kuzeyinde, dikenli bir çitle çevrili, Samburu’nun otlaklarında bir köy olan Umoja’nın ilk sakinlerinden. İnek gübresi, bambu ve dallardan yapılan kulübelerde yaşıyorlar. Bu kulübelerde yaşayan kadınlar geleneksel Samburu desenli etekler, parlak renkli gömlekler ve omuzlarına bağlı bir kanga (renkli bir şal) şeklinde giyiniyorlar. Canlı renkli boncuklardan yapılmış tellerden yapılmış kolyeler boyunlarının etrafında çarpıcı dairesel desenler oluşturuyor. Renkli kıyafetler, kuru hava ve arazi ve havayı dolduran tozu alan sert güneş ile tezat oluştururken köyün tamamı kadınlar ve onların çocuklarından oluşuyor.
Kadınların çoğu, Umoja’da yaşadıktan sonra bir erkekle yeniden yaşamayı hayal edemediklerini ifade ediyor. Köyde sadece tecavüz mağdurları yaşamıyor, aynı zamanda zorla evlendirilmek istenen kadınlar da köyün sakini haline gelmiş bulunuyor. Örneğin Mary, bir inek için 80 yaşında bir adama satıldığı için evden kaçıp bu köye sığınıyor. Bu nedenle köy, 1990 yılında yerel İngiliz askerleri tarafından tecavüze maruz kalan 15 kadın tarafından kurulmuş olsa da, Umoja’nın nüfusu artık çocuk evliliğinden kaçan kadınları, kadın sünneti, aile içi şiddeti ve tecavüzün mağduru kadınların tamamını kapsayacak şekilde genişlemiş.
Umoja’da, aynı zamanda orada yaşamayan çevre köylerde bulunan diğer kadınlara kadın sünneti, kadın hakları ve öz savunma konusunda dersler veriliyor. Bu derslerin yanı sıra kendi yaşamlarını sürdürmeleri için çeşitli el sanatları konusunda eğitim yapan Umojalı kadınlar, kendilerine tecavüz eden İngiliz askerlerine karşı hukuksal mücadelelerini de sürdürmeye başlamış.
2003 yılında, Umoja’dan bir grup kadın, İngiliz ordusunun geride bıraktığı bombalarla yaralanan yerli halk ile çalışmak için Archers Post’ta aylık bir program düzenleyen İngiltere merkezli bir uygulama olan Leigh Day’den avukatlarla bir araya gelmiş. Umoja kadınları, yıllar önce kendilerine yapılanları anlatarak böylelikle rapor haline getirilmesini sağlıyor.
Martyn Day, kadınlarla görüşen avukatlardan biriydi. Avukatlar, tıbbi raporlar gibi bir dizi orijinal belge topladı. Aynı zamanda tecavüzden geriye yüzlerce melez çocuğun bilgileri bu dosyada yer alıyordu. Bunların DNA’ları alınması için resmi işlem başlatılması gerekiyordu. Avukatlar, söz konusu belgelerle Kraliyet Askeri Polisine başvuruda bulundu. Ama İngilizler dosyanın üzerini kapatmayı yeğledi. Umoja kadınları ve onlara avukatlık eden Martyn Day, bütün bunlara karşın bu davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını ifade ediyor.
Umoja köyü yoklukların arasında kadınlar için bir özgürlük alanı olarak kendini var etmeye devam ederken, başarılı bir anaerkil toplum örneği olarak büyük bir sıçrama noktası işlevi görüyor. En önemlisi de Kenya’daki tüm kadınlara esin kaynağı oluyor.
Kaynak:
https://www.theguardian.com/global-development/2015/aug/16/village-where-men-are-banned-womens-rights-kenya