Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Osmanlı’nın atasına ait olduğu iddia edilen kemiklerin, Kürdistan ulusal haketinin Suriye’deki kolu PYD ve onun askeri gücü YPG’nin yardımyla yerinden aktarıldığını inkar ediyor ve şöyle diyordu:

"Hiç alakası yok. Biz bu tür terör örgütleriyle işbirliği yapacak kadar, kusura bakmasınlar düşmedik, küçülmedik."

Kürtlerden yardım almayı onursuzluk sayan Erdoğan’ın başında bulunduğu rejim, DAİŞ ya da IŞİD denilen çeteyi silahlandıran, katil adayları temin eden, çalıp talan ettiği ülke mallarını satın almakla suçlanıyor.  

DAİŞ denilen bu çetenin faaliyetleri ise dünya medyasında şöyle sıralanıyor:

 Törensellikle insan kesme, Allah Allah haykırışlarıyla kadınlara, bebek yaştaki kız çacuklarına tecavüz, talan ve soygun, müze, tarihi anıtları, mabetleri kısacası insanlığın evrimine dair değerleri dinamitleme…

Erdoğan, bunlara yardım ve yataklıkla itham ediliyor, ama, "kusura bakmasınlar, bu katiller, tecavüzcüler, talancılarla müttefik olacak kadar düşmedik, küçülmedik" dediğini de duymadık, ağzından.

Ama insanlık katillerine karşı direnişleriyle yer yüzünün takdrini kazanan Kürt hareketinden yardım almanın, kimin, hangi ahlaki kriterine göre ahlaksızlık ve onurunun hangi teline göre nakise, yani şerefinin şerbetini bulandıran pislik, için seviye bakımından "düşme ve küçülme" onu da anlayamadık.

Asrın lideri işte, onu anlamak zordur ki, Alice harikalar diyarında…

Bu konuyu irdeleyecektik, bugün. Bir de yaklaşan seçimler nedeniyle "haraç-mezat pazarına düşen devlet Kürtleri"nden örneklerle, bazı Kürt aday adaylarını…

Ancak, elde olmayan nedenlerle bir başka güne…