Özür haftası nedeniyle, yıllar evvel yazdığım bu yazıyı, güncelliğini koruduğunu ve beklediğimiz özrün gelmediğini anımsatarak yeniden alalım buraya:

Özre yer bırakmayacak kadar acı bir tarihin izlerini hala yaşayanların söyleyeceği sözler, gelinip bizden de özür dilensin olmayacaktır kuşkusuz. Yerine konulacak çok daha başka bir şey olmalı.

...

Şimdi aydınlar bu karmaşanın bir yerinde durup, aynayı da kadim kıyıcı zihniyetin ablak suratına tutup, “bak, biz özür diliyoruz, hadi sen de dile, rahatlayacaksın” telaşındalar. Bir avuçlar zaten. Toplumsal döngünün ve barışın huzuru için de hep aynı isimler ortada. Ben ikna oldum; bu insanlar aklı başında ve ne yaptığını biliyorlar. Önce Ermenlierden özür dilenecek, ardından Kürtlerden ve Alevilerden. Keldani, Süryaniler var daha. Ve sonra Dersimli'lerden.

Tam da burada durup, “iyi ama bunca acıdan sonra ne özrü?” demek de var. Barışa giden yolu budayan, daraltan bir inat. 38 mağduru büyüklerimizin, aynı şeyi bizler de yaşamayalım diye sustuğu ve hatta susmakla kalmayıp duvarlarına bayrak ve poster astığı, ama aynı gurur ve öfke ile o bayrak ve sazın altında divanını kurup saz çaldığı, her tele dokunuşta içli küfür/sitem gibi ağladığı, geçmişine yandığı, geleceğinden kaygılandığını da unutmayalım. Sitem ve öfke nefrete bulaşmadan bugüne kadar bir karakteristik özellik olarak kaldıysa bizde, tek nedeni öfkenin yanında çivisine asılı sazın sunduğu sevgi ve hoşgörüydü. O sazın her telini içimizde körelen bir yanımıza bağlayıp öyle konuştuk bu yıllarla. Okuduk, sağalttık kanayan yerlerimizi. Ama işte, insanız neticede; açılmayan defterler çıkınca ortaya, hoşgörü olgunluğu ile davranıp, “yapmışlar bir hata” diyemedik ve diyemiyoruz da.

Devletin bir özrü ile düzelecek mi her şey?

Hem devlet özür diler mi?

Aslında dilemez. Ulusdevlet dilemez. Çokulusludevletlerin en büyük heyecanı, kaos ve karmaşaya karşın yine de hoşgörüdendir. Ama ulusdevlet içinde farklılığa daha az yer verildiği için hoşgörüsüzlüğünü, barındırdığı diğer gruplara da yansıtır ve grupların da bireylere karşı hoşgörüsüz olmasını sağlamaya çalışır. Devletin özür dilemesi için “kabahati”ni bilmesi, üstlenmesi gerekir. Oysa özür dilense belki Ermeniler de “evet, biz de kendimizi savunmak için örgütlendik ve sizi öldürdük, biz de özür diliyoruz o halde” diyebilecekler.

Kürtler Ermenilerden, Ermeniler Türklerden, Lazlar Kürtlerden ve Alevilerden, Aleviler Sünnilerden, Sünniler hepsinden, Balıkesir Diyarbakır'dan, Diyarbakır Antalya'dan, Antalya tüm Kürt kentlerinden hoşlanmaz ve belki nefret eder. Milliyetçilik ve tek din ve tek dil ile açıklanamayacak kadar sosyolojik izleri ve kökenleri olan bir nefrettir bu. 

 “Yaşam boyu dürüstlük, çalışmak, Tanrı sevgisi, coşku, sebat ve ölüm karşısında bile yazgıya boyun eğmek! Kurban ediliş saatinde bile inanç, umut ve Tanrı coşkusu! Kaybettiğimiz kardeşlerimizin kahramanca tutum ve davranışları aslında Tanrı'nın zaferi ve Kilise'nin sesi oldu.” diyor Papaz Hyacinthe Simon, 1915 Günlüğü'nde.(*) 1915 yılının Mart-Kasım aylarında Mardin ve çevresinde Hıristiyan Osmanlı Ermeni, Asuri ve Keldani'lere yapılan soykırımı “utanç”tan başka bir sözle açıklayamıyor Papaz Simon. Bu toprak dediği Türkiye'nin, Anadolu'nun içtiği kanda boğulup gittiğini söyleyerek bağırıyor bize: ”Bizi kurtarın!” 

Seyid Rıza da ipi boynundayken hatasızlığın ve günahsızlığın tanrısına sesleniyordu. 

Umut bir diğerinin korkusu olmuştur her zaman. Ama korkudan umut doğmaz! Korku umudu boğar sadece.

1915 yılında Mardin'de nasıl bir katliam yaşadıklarını günlüğüne aktaran Dominikan Ruhban Peder Hyacinthe Simon, 1919'da şöyle bitiriyor sözlerini:

“İmparatorluklar yıkıldı. Yeni krallıklar çıktı ortaya. Yeni cumhuriyetler doğuyor bir taraftan. Öte yandan ele geçirilen ovalarda top sesleri duyulmuyor artık. Yeni kazıklar çeken karabasan hışırtısı var sadece. Köylü kulübelerinde ruh dinginliği, barış geldi sonunda. Ve yeniden toparladı kendini tüm dünya. Düşüşünden ve yaralarından şaşkına dönmüş yalnız Türkiye kaldı.”

Ve biz bir özrün tılsımı kırıkları olarak dolanıyoruz, bu ülkenin derin dehlizlerinde...

(*)1915 Bir Papazın Günlüğü-Fr.Hyac.Simon des Fr.Precheuers-Perî Yay.