
24 Temmuz akşamı Türk ordusuna ait savaş uçakları tarihinin en büyük saldırılarından birini gerçekleştirdiğinde bu saldırının gerilla güçlerine yönelik olduğunu sanmıştık. Ama saldırılar sonrası yaşanan gelişmeler, o bombardımanın özyönetim ilanlarına yönelik bir operasyonun parçası olduğunu ortaya koyuyor. Sık işlenmiş bir istihbarat raporu ve ardından bir Cumhurbaşkanının sipariş ettiği plan ve başbakanlıkça uygulamaya konan bir işaret fişeği… 24 Temmuz saldırıları meğerse buymuş.
Saldırıların arefesinde Kürdistan’ın birçok bölgesinde uzun süredir toplumsal bir talep olarak tartışılan özyönetim ilanlarının sinyalleri vardı. Bu sinyaller çok yönlü bir istihbarat raporuna dönüşerek Reis’e sunuldu. Özyönetim ilanlarıyla birlikte Kürdistan’da Kürtler açısından önüne geçilemeyecek bir siyasi ve politik kazanım sürecinin başlayacağını ve bunun seçime yansıyacağını gören Reis, İstihbarat şefini, ordusunu ve başbakanını da yanına aldı. Nihayet halkın demokratik özyönetim kararlarını şiddet ve çatışma ortamı içerisinde boğdurmayı öngören bir ‘erken doğum’ planını salık verdi.
24 Temmuz ve erken doğum
24 Temmuz’a gelinceye kadar iki önemli gelişme oldu. Öncelikle Türkiyeli devrimci gençlerden oluşan ve Kobanê‘nin yeniden inşaası için yollara düşen ESP’li gençlere Amara Kültür merkezinde katliam niteliğindeki saldırı gündeme geldi. Aynı zamanda gerillaya operasyonların da fitili ateşlendi. Kimi gerilla grupları pusuya düşürüldü. Bunun karşısında HPG misilleme eylemi olarak tanımladığı Ceylanpınar’daki 2 polisin öldürülmesi eylemini üstlendi.
Bu olaylar 24 Temmuz’da gerçekleştirilecek hava saldırısının gerekçesiydi. Nitekim 24 Temmuz’da Türk savaş uçakları kendi deyimleriyle tarihinin en büyük hava saldırılarından birini icra etti. Bu tertiplenen operasyon sonrası neler olabileceğini herkes gibi Reis ve ekibi iyi biliyordu. Kıyamet kopacaktı. Reis, kıyameti, ateşkesin bağlı bulunduğu o pamuk ipliğini kesmek süretiyle kopardı. Ateşkesin resmen bittiğinin kanıtı olan bu saldırılar sonrası Kürdistan’ın birçok bölgesinde HPG’nin ‘savunma savaşı’ tabiri altında uygulamaya koyduğu gerilla eylemlilikleri gelişti. Bu, HPG açısından kaçınılmaz bir gereklilik olurken Reis’in planı için ise beklenen ‘erken doğum’u ifade etti.
Özyönetimler ve algı operasyonu
Tam de böyle bir ortamda Kürt halkı özyönetim ilanlarını gerçekleştirdi. Kürdistan şehirlerinde toplumun özyönetim ilanları ile gerillanın savunma savaşı kabilindeki hamle süreci içiçe ilerledi. Özyönetimlere yönelen azgın saldırılar karşısında Kürt gençliği özsavunma direnişi ile devreye girdi. Bu direnişte beklenen oldu ve gençlik saldırının şiddetinin ortaya çıkardığı yeni araçlarla devreye girdi. Suruçtaki katliam ve hava saldırıları gerçekleşinceye kadar gerilla örgütü olan HPG’nin gündeminde böyle bir hamle yoktu. Ve ifade edildiğinin aksine şehirlerde yeni bir savaş hazırlığı olarak cephane stoku (!) yapılmamıştı. Özyönetim ilanlarıyla HPG’nin hamlesini aynılaştırmak isteyen algı mühendislerince söylemleştirilen bu stok yalanı özyönetim ilanlarının demokratik ve sivil yanını perdelemeyi öngören, en açık ifadeyle bir yalandı.
Nitekim ortaya çıkan çatışmalı ortam için iyi bir algı operasyonuna ihtiyaç kalmıştı. Bunun için cumhuriyetin otoritesinin sorgulanmasına yol açabilecek görüntüleri ‘bilinen medya’ ekranlardan düşürmedi. Ekranlarda ellerinde silahlı sivil güçler organizeli gerilla grupları gibi yansıtıldı. Dağdan kente doğru gerilla güçlerinin taşındığına dair sözde istihbarat raporları medya aracılığıyle servis edildi. Savaş, şiddet, ölüm, işkence görüntüleri ekrana taşırıldı. Öyle ki bir devletin acizliğini ve basiretsizliğini ortaya koyacak türden tüm görüntüler ve sözler algı operasyonunun başarısı için sineye çekildi. Sonuçta Kürdistan halkının bu büyük ve tarihi demokratik sivil özyönetim atılımı şiddet, saldırı, soykırım, işkence fırtınasının içinde boğdurulmak istendi. Hem de tüm bunların sorumlusu olarak PKK işaret edilerek.
Savaş seçimin hizmetinde!
Bununla da yetinilmedi. Reis’in bir taşla çok kuş vurma hevesi gereği bir de seçim için Kürdistan şehirleri yenilgiye hazır hale getirilmek istendi. Yani savaş ve saldırı bir de seçimin hizmetine koşuldu. Toplum korktulmak istendi. Herkesin en doğal hakkı olan ‘Özyönetim’ tehlikeli hale getirildi. Siyasi politik yanı bastırıldı. Bir toplumun kendini yönetmek üzere karar kıldığı, bunun için kendi halk meclislerini inşaa ettiği, özgü yaşama devletin otoriter güçlerini redederek bir adım daha yaklaştığı, sokakta devlet terörü namına duyulabilecek tüm endişelerden uzaklaştığı gerçeği akıllardaki savaş enkazının altında bırakılmak istendi. Toplumun kendi örgütlü hayatını tüm renkleri ve heyecanıyla, özgürce, kendi kimliği, dili ve rengiyle inşaa edebileceğine dair ufku, saldırı ve katliamların canhavli içerisinde unutturulmak istendi. Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama yürüyüşünün en altın yolu olan bu ilanlarla ‘toplumsal yeniden inşaa’ değil ‘yıkım’a gidileceği kandırmacası peyda oldu. Bu gürültüde yüksebilecek en samimi ve yüksek ses olan ‘BARIŞ’ söylemlerinin ucu bu algı operasyon şeflerince bilendi ve PKK’ye yöneltilmek istendi. Kürtler ve özellikle Türkiye ‘herşey eski haline dönsün’ kabilinde bir vasata rıza gösterir hale getirildi.
Özyönetim artık masada
Özyönetim ilanları kriminalize edilmek istenirken HPG’nin savunma savaşı içerisinde sınırlı tuttuğu yoğun gerilla direnişi bu ilanların adeta öksüz kalmasının önüne geçti. Kürdistan’da kendi kendini yönetmek isteyen halk bedel de verse bu arayışından vazgeçmedi. Siyasi ve politik yanını AKP yönetiminin sergilediği faşizan saldırıları teşhir ederek korudu ve özgür Kürdün tarihinde önemli bir demokratik kazanım hanesinde başarıya dönüştürdü. PKK bunu başarmamış olsaydı, AKP bu gün istediği sonuçu almış bir biçimde Kürdistan’da sergilediği terörü asgari düzeye çekip daha sakin bir ortamda seçime gitme yolunu tercih edebilirdi. Ancak Kürdistan’ı hala bir savaş atmosferi içerisinde tutmak Reis’in özyönetim ilanlarının finale doğru gitme endişesinden ileri geldi.
Kim ne derse desin artık ister ateşkes masasında isterse müzakerede; Kürtlerin bu süre içerisinde yoğun bedellerle elde ettiği ve HPG güçlerinin geliştirdiği gerilla hamlesiyle garantörü haline geldiği özyönetim gerçeği masanın üstüne konmuş durumda. Artık ateşkes denklemi içerisinde halkın özyönetim ilanları da var. Bunu PKK görmüş durumda. Halk Savunma Merkez Karargah Komutanı olarak açıklamalarda bulunan Murat Karayılan “ Artık bir ateşkes durumunda halkın özyönetimlerini de hesaba katmak zorundayız, halk ne diyor artık buna da bakmak zorundayız” diyor. Bu olaylar ola ki bitip süreç olağan bir hal alırsa hiç kimse özyönetimler unutulucak yanılgısı yaşamasın. Hiç kimse Kürdistan denilen o ülkede bir halk ağır bedellerle, günlerce, cenazesini defnetme fırsatı bile bulamadan, direnerek sokaklarını kurtardığını, ülkesi üzerindeki işgale son verdiğini unutturmaya kalkmasın. Şimdi ortada koca bir “Özyönetim ilanları ne olacak?” sorusu duruyor.