Bugün bütün kentler erkektir. Temerküz merkezinin, iktidarın yapısal görüntüsü bu durumu o kadar basit gösterir ki ayrıca açıklanmasına bile gerek yoktur. Mesela eğer ‘sana bir tepeden bakabilseydik aziz İstanbul’ milyonlarca insanın bu temerküz cehenneminde nasıl kahrolduğunu daha iyi görebilecektik belki ama kent cehennemi o kadar büyüktür ki insan hangi cehennemde olduğunu bile görememektedir. Her geçen gün doğayı talan ederek daha da büyüyen bu cehenneme sırf bu yüzden bile kendi doğası gereği Özyönetim karşıdır.
Bu anlatmaya çalıştığım, devasa yabancılaşmanın yaşam alanı kentlerin tersine olarak da Özyönetimin kent yıkıcı olmasıdır. Bu söylediğimin manası tabii ki ve ne yazık ki! düşünseldir. Kentin içinde neredeyse her sokağında yaşayanların Özyönetim’leri yani Radikal Katılımcı bir demokrasisi, herşeye kendilerinin karar vermesi yabancılaşma karşısında yıkıcı bir etki yaratır. Çok hayali ve ütopik bir şey değildir bu ve aksine bu yüzden Rojava dünyanın sıfır noktasıdır. Bir yanda devasa yabancılaşma simgeleri metropoller, yani kimlik uçurumları arasında yok olan insanlık öte yanda bu uçurumun dehşetli halinin yaşandığı bir coğrafya da Komün, Özyönetim yani radikal katılımcı demokrasi önerisi ve inşaa mücadelesi.
Bu yüzden Che’nin sözünü uyarlayarak bitirmeliyim; İki-üç daha fazla Rojava...