İnsanlık karşıtı barbar DAİŞ çetelerinin halklara yönelik katliamlarına paralel olarak, tarihsel mirasa yönelik bugüne kadarki en büyük yıkımla da karşı karşıyayız. DAİŞ vahşeti en büyük doğal afetler ve felaketlerden daha büyük bir yıkımı, acıyı yaşatıyor. Bu felaket merkezine Palmira gibi nadide bir insanlık mirası daha eklendi. Bunun haberlerini soğuk ses tonlarıyla basından izledik. Kıyım boyutlanırken, tepkisizlik sürüyor, haberler birkaç satırla sınırlı kalıyor. Oysa asırların felaketleri ve savaşlarına meydan okuyarak bugünlere ulaşabilen Palmira'nın değeri yazmakla bitmez. DAİŞ çetelerinin bu kolektif insanlık değerini balyozlarla yok etmeye başladıkları belirtiliyor. En acısı da tarihsel yıkımın yanı başında infazların da gerçekleşmesi.
Palmira kenti merakı olan tüm insanların, toplumların geçmişe bizzat yolculuk yaptıkları, üzerinde dersler gördükleri, toplumsal kültürlerin etkileşiminin ve birlikteliklerinin nasıl olabileceğini ortaya koyan bir kent. Özelikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Şam'da bulunduğu yıllarda sıkça ziyaret ettiği yerlerden biri. Öcalan ziyaret etmekle kalmaz, öğrencileri ve ziyaretçilerini de bu tarihi kenti gidip görmeleri, tarihi sahiplenmeleri için teşvik ederdi. Bir Ortadoğulu olarak düşünsel ve manevi olarak bağ kurmalarını sağlardı. Her ziyaretinde tarihi değerlendirmeler yapar, Zenobia'yı, onun şahsında kadının gücünü anlatırdı.
Dünün Haçlıları bugünün DAİŞ'i
Kadın düşmanı DAİŞ çetelerinin bugün Zenobia gibi güçlü bir kadının adım attığı mekanı yerle bir etmesi ne kadar trajik. Bu yıkım bir tesadüf olmadığı gibi, sıradan da değil. 2000'li yıllarda Irak savaşıyla başlayan Ortadoğu’yu işgal etme sürecinde de kültürel talana, müzelerin soyulmasına tanık olduk. Binlerce insanın hayatına malolan, halkları yerlerinden, yurtlarından eden savaşta, bin yılların tarihi mirasını da ortadan kayboldu, çalındı, yıkıldı.
Haçlı seferlerinin gerçekleştiği 1'inci yüzyılda da insanlık bu türden kanlı ve hasarlı işgallere tanık oldu. Adeta insanlıktan intikam alma seferleri gibi gerçekleşen Haçlı seferlerinde işgalciler, aynı anda toplumun ve tarihin değerlerine yöneldi. Ne de olsa ilk toplumsallaşma Ortadoğu'da gelişmişti. Yeni ve ilk olanlar orada varlık buluyordu. Onlar var oldukça kendi egemenliğini kanıtlaması mümkün olmayacaktı emperyallerin.
Tarih onlarla başlamalıydı ve bu zihniyetle binlerce tarihi eseri kırıp, yerle bir ettiler. Taşınabilir olanların hepsini de batıya, kendi müzelerine taşıdılar. Ortadoğu’yu var eden tüm kanıtlarını ortadan silmek başlıca görevlerindendi Haçlıların.
Birinci Haçlı seferi 1096-1099 tarihleri arasında gerçekleşmişti. Dini gerekçeleri, tüm dünyayı Hiristiyanlaştırmak ve insanları günahlarından arındırmaktı. Bu amaçla onlarca sefer ve işgal girişimiyle Avrupa üzerinden, Balkanlara yönelmiş, oradan da Ortadoğu'ya, Anadolu’ya geçmişlerdi. Bu işgaller bir tarihi yok etme ve mirasın her biçimine saldırma seferleriydi. Maddi amaçlar gibi gösterilen bu saldırılar daha çok Ortadoğu'nun mirasına, tarihine yönelik geliştirilmişti. Batı henüz kendi toplumuna dönük tarihsel dayanaklarını kalıcılaştırmamıştı. Altın ve maddi zenginliğin yanında bir de tarihi mirasa saldırı, Ortadoğu'ya karşı yaşadığı köksüzlüğünü kendince aşma seferleriydi. DAİŞ’in önceki versiyonu, biçimiydi aslında. Tarihten intikam alma seferleri tarihi altüst etme girişimleriydi.
Şu anda aynı biçimde ve zihniyetle DAİŞ Ortadoğu'ya yönelmekte. Haçlılar gibi dini sebeplerle başladılar işgallerine. Bugünün Haçlıları da "Tüm Ortadoğu’yu tanrının yoluna koymak için ne yapsan mubahtır" deyip saldırmakta. İkisi de dini sebepler gibi yansıtılsa da özünde siyasi ve politik nedenlere dayanmakta. Tarihin, toplumların ortak hafızasını ortadan kaldırmak için geliştirilen işgallerdir.
Palmira Zenobia'nın kenti
Bugün Palmira'da yapılmak istenen de budur. Palmira 1. yüzyılın ortalarında ticaret, kervanlar güzergâhı üzerinde Pers İmparatorluğu, Akdeniz şeridindeki Romalıların ve Fenikelilerin limanları arasında, Roma İmparatorluğu denetiminde bir şehirdi. Tarihe daha çok 1. yüzyılda kurulmuş bir şehir gibi geçmiş olsa da araştırmalar daha da gerilere, M.Ö. 19. yüzyıla kadar gitmektedir. Tüm bu coğrafi avantajları ticaret ve halkların merkezi haline gelmişti. Palmira'da gelişen kültür Aramilerin, Yunanlıların, İranlıların, Ortadoğu’nun birçok halklarının birlikte yaşamasını da getirmiştir. Ortak kültürün izleri; şehrin her yerine resmedilmiştir. Orada yaşayan tüm kültürlerin zamanla eklediği bir mirasla günümüze kadar Ortadoğu’nun geçmiş mirasını canlı olarak kanıtlaması, hakların ortak toplumsallığını da ortaya koymaktadır. M.Ö. 2000'den kalan tapınaklar o dönemin tarihinden bize kalan canlı geçmiş mirastı. Daha sonraları birçok kültüre ev sahipliği yapmış, iç içeliği yaşamış, her gelen bir kültür katmıştır. Palmira'ya çok kültürlü bir ortaklaşmanın mirası da denilebilir.
Palmira; defalarca fetih savaşlarına tanık olmuştur. Zenobia (Zeynobiye) Palmira'da kadın tarihinin bir yanıdır. Palmira Roma İmparatorluğu denetimindeyken o dönemin kent yöneticisi Odaenathus, Sasani’ler tarafında öldürülünce, kent yönetimine eşi Zenobia geçer. Bir süre sonra Zenobia Roma yönetiminden bağımsız örgütlenmeye başlar ve Palmira’nın etki alanını Suriye’nin bazı alanlarından başlayıp, Mısır'ın batı kesimlerine kadar taşıyarak, kısa süren Palmira İmparatorluğu'nu kurar. Daha sonra kısa sürede Anadolu'nun güneyi ve doğusunu, Fırat ve Dicle havzasının bir bölümünü, Suriye, Filistin, Sina yarımadası ve Mısır'ın önemli bir bölümünü yönetimi altına alan imparatorluğu boyunca halkları barış içinde yaşatır. Kültürlerin iç içeliğine önem veren ve şehrin tarihine katkı sunan Zenobia daha sonraları Roma'nın işgaline maruz kalır ve esir alınır. Bir kafeste Roma’ya götürülür.
DAİŞ barbarlığına karşı
birleşmeliyiz
Milattan önce başlayıp günümüze kadar gelen Palmira'nın, Zenobia'nın miraso, şu an insanlıktan nasibini almamış DAİŞ çetelerinin elinde. Ortadoğu mirası son on yılda bir daha telafi edilemeyecek biçimde tümden yok edildi. Toplumların ortak hafızasını, belleğini bu biçimde silmekle en büyük suçu işleyen çeteler, tüm halkların ortak kenti olan Palmira’da yıkıma başladı. Bu tarihi mirası infazları için bir arena gibi kullanıyorlar. İnsanlığa, tarihe ve değerlerine bundan daha büyük bir hakaret olabilir mi? Bu yıkım aynı zamanda barbar DAİŞ çetesinin aciziyeti. Halkların maddi ve manevi değerlerini kendilerine, egemenliklerine karşı tehlike olarak görüyorlar.
İnsanlığa ve değerlerine yönelik bu tehdide, barbarlığa karşı DAİŞ'le mücadele etmek ortak gerekçemiz olmalı. Dünyanın neresinde olursak olalım, bu insanlık düşmanı vahşet çetesine karşı birleşmeli, tavır almalıyız.
Bugün Kürdistan'ın Rojava'sında olduğu gibi gerektiğinde meşru savunmayı geliştirmeli, ne pahasına olursa olsun toplumsal değerlere sahip çıkmalıyız. Kendimizi var etmek, değerlerimizi yaşatmak, tarihimizi korumaktan geçiyor. Tarih olmadan toplumsallığın gelişmesi mümkün değil.