Son günlerde, Batı Kürdistan’daki gelişmeler ve PKK’nin Şemdinli’deki askeri faaliyetleri, birçok insanda “acaba büyük Kürdistan kurulur mu?” sorusu sorduttu. Kurulursa Türkiye Kürtleri nasıl bir tavır takınır? Soruları kafalarına takılan büyük büyük gazeteciler ve politikacılar kendi görüşlerini, Kürtlerin gerçekliğiymiş gibi yazıyorlar. Biraz daha akıllı olanları ise, hiç bir bilimsel değeri olmayan, bilimsel güvenilirliği test edilmemiş, uyduruk araştırmaları, görüşlerinin doğruluğuna kanıt olarak sunuyorlar... Bunlardan bazıları sanki fal bakıyorlar. Hani falcılar söyler ya “bir mi desem, üç mü desem, beş zamana kadar iyi bir haber alacaksınız. İyi bir şey olacak” diye. O bir ya da beş zamanın tanımı yapılmaz. Yani bir günde olabilir beş ayda olabilir, beş yılda olabilir, beş asır da olabilir… O sürenin, o bilinmez zamanın içini falına baktıran kişi doldurur ve iyi sonuçlanacak şeyde zaten fal baktırıcısına neden olan sorunudur. Çok istediği şeyin bir vakte kadar olacağını falcı bilmiştir. Falcının doğruyu söylediğine kendini inandırır. Falcıdan mutlu ayrılır. Falcının propagandasını yapar, “çok iyi falcı diye”. Falcının müşterileri artar ve çark döner.
Türkiye’deki gazeteciler de bu falcılar gibi, bir vakte kadar Kürdistan’ı kuruyorlar. Üstelik bir değil, iki değil, üç Kürdistan kuruyorlar. Bu bazen büyük Kürdistan oluyor. Ancak içinde Kuzey Kürtleri yok. Kuzey Kürtleri Türk devletinden ayrılmak istemiyormuş…
Falcılar, genellikle karşısındakinin duymak istediklerini söylerler. Anlaşılan, çarkın dönmesi için bu falcılar da, Türkler’e duymak istediklerini söylüyorlar. Kısaca fala Kürtler için bakmıyorlar. Amaç çarkın dönmesi…
Neyse onlar fala baka dursun. 
Kürtler ne istediklerini biliyorlar. Fala da ihtiyaçları yok. Kimin neyi istediğini, kimin neyi istemediğini de…
Çok değil, dört ay önce, Güney Kürdistanlı, orta yaşlı bir kadın hastam, tedavisi tamamlanmış son görüşmede ayrılırken, tedaviden memnuniyetini dile getirip teşekkürlerini sunduktan sonra “Birleşik, büyük Kürdistan’da görüşmek dileği ile” veda etmişti. Hastam gittikten sonra, abartısız bir kaç dakika kapının önünde hareketsiz kalmıştım. İlk defa böyle bir temmenni duymuştum. Türkiye’den, Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, Ermenistan’dan, hatta İsrail ve Lübnan’dan, bugüne kadar yüzlerce, binlerce hastam oldu. Özgür Kürdistan’da görüşme umudu ile vedalaşan çok hastam oldu. Bu biraz da benim için artık klişe bir temmenniydi. Ancak ilk defa bir hastam, Birleşik büyük Kürdistan’dan bahsediyordu... Hem de güney Kürdistanlı (hem de dememde ki kasıt, onların haklı olarak öncelliği kendi oluşumlarını korumaya vermiş olmaları). Hem de orta yaşın üzerin de bir kadın… Yani kanın deli aktığı zamanı ve yaşı geride bırakmış biri...
İnsanların hayallerinin olması tabii k ki güzel bir şey… Büyük hayaller, büyük düşünenler de olur...
Birleşik büyük Kürdistan, sadece bir hayal ya da temmeni değildir. Tarihin akisi içinde bir gün mutlaka gerçekleşecek toplumsal bir olgu…(Doğu ve batı Almanya’nın ayrılık tarihine bakın). Bundan kaçış yoktur. Falcıların dediği gibi bir vakte kadar bu olacak... Sadece o vakit bilinmiyor.
Bütün korkulara rağmen… gerçekleşecek bir durum için, kırk takla atmanın pek bir anlamı yok. Şairin dediği gibi, ”güneş balçıkla sıvanmaz”.
Kürdistan’ı işgal edenler de bilirler, bunun bir gün gerçekleşeceğini (gerçi bilmeyenleri var) onlar bu süreyi uzatmak için mücadele eder ve kan dökerler. Kürtlerin özgürlüğünü silahlı ya da silahsız savunanlar da bilir ki o gün  gelecek. Onlar da bu süreyi kısaltmak için mücadele ederler.
Önemli olan, bu işi kan dökülmeden becerebilmek. İnsanı merkezine koyan sistemler bu işi kan dökmeden de çözebilirler. Çözerler ve çözdüler. Çekoslavakya buna iyi bir örnektir… Belçika’yı da böyle bir ayrılık bekliyor...
Bu süreyi uzatmak isteyenlerin en büyük çıkmazı. Süreyi uzatmak için daha çok kan dökmeye ihtiyaçları var. Daha çok dökülen kan, daha kısa sürede ayrılığı getirir.
Paradoksu bundan daha iyi tanımlamak mümkün değil gibi bir şey…
Bu paradoksun farkında olmayan bazı yazarlar da, devlete akıl veriyor… PKK yöneticilerini nokta operasyonu ile yok etmeyi öneriyorlar…
Bu da ahmaklığa en güzel örnek...