Türk devleti yani AKP yeni yıla girmeden önce, bu yılın neler getireceğini “açtı”.
Bülent Arınç, “Kürtler’in tüm haklarını vereceğiz” derken, o konuşmuyor, silah sesi duyuyorum demiştim.
Yanımdaki iki arkadaş beni, karamsarlıkla suçlamışlardı.
Ama umutluydum.
Kürdistan’dakiler’in bu “cılkı çıkmış” sözlere artık inanmadıklarını biliyordum.
Ben de gülerek geçiştirdim. Ve sadece “bekleyelim” demiştim.
Sonra “Roboski katliamı” gerçekleşti.
Türk televizyonları hünerli bir iş yaptılar ve 12 saat boyunca haberi saklamayı “becerdiler”.
Sanki o 12 saat içinde haber verilmiş olsaydı; Türk ordusu o saatler içinde Kürdistan’dan kovulacaktı.
Keşke haberi verseydiler ve Kürdistan o baldırı çıplak sömürgeci güçlerden kurtulsaydı.
Ama bu işin sadece ironisi.
Ama eğer katliamı yapanların “Türkiye” patenli oldukları konusunda şüphe duyulsaydı, AKP Hükümeti, katliamın “geri kalmış Kürt aşiretlerinin boğazlaşması” olarak gösterecekti.
Öyle olmadı.
Ne Türk ordusu ne de AKP katliamın sorumluluğundan kurtulmadılar.
Türk Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanıp Den Haag’da, yani Miloseviç’in yargılandığı mahkemede yargılanmasını gerekmiyor mu?
Uzun yıllardır Ulusal Kurtuluş Hareketleri üzerinde yoğunlaşan bir dostum, bu katliamin hiç te “şuursuz” gerçekleşmediğini belirtiyor.
Fransız orduları, Cezayir’dan çekilmeden önce, bir günde onbinlerce Cezayir’liyi katletmişlerdi.
Sonra yenilmişlerdi…
Roboski katliamının da bir “şuuru” var.
Bana göre en önemli “şuur”u, Kürtler’de korku sınırını tamamen ortadan kaldıracak bir “şuursuzluğa” yol açabileceği…
Bu katliamdan sonra, yeni yılı kutladık.
Sakin bir kutlama.
30 yıldır Berlin’de yaşayan aziz bir arkadaşımın evindeyiz.
Yeni yıla çocuklarla giriyoruz.
“Lorin” (4) ve “Piro” (6).
Saat 24’e gelmeden, çocuklarla nohut büyüklüğündeki pat patları yere atıp, çocukların yeni yıla girmelerine refakat ediyoruz. Birazdan havai fişekleri ateşlemek üzere caddeye çıkacağız.
Çocuklar, nohut büyüklüğündeki patlayıcılardan bıktıklarını söylüyorlar.
Patlayıcıların Çin‘den gelenleri var. Biraz daha büyükçe.
Birlikte ön prova yapıyor ve balkona çıkıyoruz.
Çin malı patlayıcılar daha gür ses çıkarıyorlar.
Piro, naralar atıyor.
Lorin saklanacak yer arıyor.
Piro Kurmanci’yi Lorin’den daha da iyi konuşuyor.
Piro patlayıcıların çıkarttığı duman içinde, sanki küçük bir sokak eylemcisi gibi, bir Çin patlayıcısı daha ateşlemek için sabırsızlanıyor.
Yanımda bulunan bayan arkadaş, Piro’nun babasına: “çok olmuyor mu?” diyor.
Piro’nun babası: “bırak biraz ülke havasına girsinler” diyor.
Ve Berlin Diyarbekir’den en az dörtbin, Roboski köyünden en az 4 bin kilometre uzakta.
Saat 24’de caddelerdeyiz. Ortalık toz duman.
Sonra yukarıya, eve çıkıyoruz.
Piro’nun babası saz çalmasını biliyor. Piro ise iki yıldan beri kemanla Kürt melodileri çalışıyor.
Bu defasında baba saz çalıyor ve Piro melodiyi mırıldıyor; Ciwan Haco’dan: “Diyarbekir mala mina!”