Kavramlar içinde en çok öne çıkan kuşkusuz darbe kavramı oluyor. Malum Türkiye çok fazla askeri darbeye sahne olduğu için bu kavrama dair duyarlılık hepsinden fazla. Yine ABD’nin yönetim tarzında darbelere çok fazla yer verildiği için de darbe kavramı daha çok öne çıkıyor. Diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’deki askeri darbeler de dış müdahale temelinde, yani ABD müdahalesi biçiminde oluyor. 7 Şubat 2011 darbesi ardından şimdi de 17 Aralık darbesinin olduğu belirtiliyor. Ayrıca 28 Şubat 1997 postmodern darbesinin de 17. Yıldönümü yaşanıyor.
Gerçekten 17 Aralık 2013’te yaşanmış bir darbe söz konusu mu? Darbe denir mi, denmez mi pek net değil, ama bir ABD müdahalesinin gerçekleştiği tartışmasız. AKP-Fethullahçı çatışmasını bu temelde değerlendirmek gerekiyor. ABD müdahalesi kuşkusuz Türkiye’nin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü engellemeyi hedefliyor. Bu görevi artık başarıyla yürütemeyen AKP iktidarını ve Türkiye’deki siyasal yapıyı yeniden düzenlemeyi hedefliyor. 7 Şubat ve 17 Aralık darbelerinin paralel devlet tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Böylece Türkiye’de darbelerin artık süreklileştirildiği ifade ediliyor.
Tartışılan diğer bir konu da, paralel devlet kavramını kimin ürettiği ve ilk olarak kimin kullandığı hususu oluyor. Bu konuda çok farklı görüşler var. Başbakan Tayyip Erdoğan şimdi çok kullandığı için ona mal etmeye çalışanlar söz konusu. Halbuki bu kavramı ilk olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kullandığını biz biliyoruz. 2013 Newroz Çağrısı’yla başlatılan yeni demokratik çözüm sürecinin planlamasında bu kavram yer alıyor. Önder Abdullah Öcalan özellikle son yüzyılda gelişen politikaların açıklanmasında “Paralel devlet” diye ifade edilen yapıların rolüne dikkat çekiyor ve AKP Hükümetini ciddi ve hızlı davranmazsa bu yapıların süreci sabote edeceği konusunda uyarıyor.
Önder Abdullah Öcalan’ın “Paralel devlet” tanımlaması kapitalist modernite sistemine dayanan veya bu sistem tarafından örgütlenen milliyetçiliklerin Türkiye’deki devlet politikaları üzerindeki ciddi ve önemli etkisini içeriyor. Fethullah Gülen Cemaati kuşkusuz bunlardan birisi. Yine özellikle ABD ve Avrupa’da örgütlenmiş olan lobiler bu kavram kapsamına giriyor.
Şimdi “Paralel devlet” dense de, geçmişte de benzer yapılar vardı ve bunlara “Derin devlet”, “Lobiler”, “Vesayet rejimi”, “İşbirlikçi veya sağımlı iktidar” denirdi. Kuşkusuz bu kavramlar aynı ve eşit değil, farklı anlamları var. Fakat devlet yönetimine dışarıdan müdahale etme anlamında ortak veya benzer yanları da söz konusu. Bu benzerlikleri bilmek ve hesaba katmakla birlikte, esas olarak bu kavramların doğru ve yeterli tanımlanması da gerekiyor.
Önce eski kavramlardan başlayalım. Derin devlet, devlet içinde resmi ve açık olmayan, ama geriden devlet politikalarını belirleyen gizli bir çekirdek anlamına geliyor. Türkiye gibi ülkelerde bu tür çekirdeğin içinde dış ve iç güçler birlikte yer alıyor. Türkiye’nin NATO ilişkileri çerçevesinde bu çekirdeğin “Gladio” veya “Kontrgerilla” biçiminde adlandırılması da oldu. Bunun içinde istihbarat örgütleri de veya bunun bir istihbarat boyutu da vardı. Son yargılamalar çerçevesinde buna “Ergenekonculuk” da dendi.
Lobiler, esas olarak Avrupa ve Amerika’da oluşan, Türkiye tarihindeki sorunları kullanan ve sermayeye dayanan güç odaklarını ifade ediyor. Lobiler Türkiye yönetimi üzerinde baskı oluşturarak öngördükleri politikaları kabul ettirmeye çalışıyorlar. Dikkat edilirse derin devletten çok farklıdırlar. Vesayet rejimi, devlet yönetimi üzerinde içteki bir güç odağının etkinlik kurması ve bu temelde devlet politikalarını yönlendirmesi anlamına geliyor. Örneğin askeri vesayet veya sermaye vesayeti. Ordu ve TÜSİAD geçmişte bunu etkili bir biçimde uyguluyordu. İşbirlikçi veya bağımlı iktidar ise, dış güçlerle girilen çıkar ilişkileri temelinde devlet politikalarının belirlenmesi demek oluyor.
Paralel devlet, kuşkusuz bunların hepsinden farklı. Devlet ve hükümet politikalarını devlet kurumları içine sızdırıp örgütlediği bir yapıya dayanarak yönlendirme durumu oluyor. Yani devlet içinde devlet, iktidar içinde ikinci iktidar gibi bir şey. Fethullah Gülen Cemaati’nin örgütlenme ve çalışma tarzı tam da bunu ifade ediyor. Geçen on bir yıllık süre içerisinde AKP resmi ve açık bir hükümet olarak işlev görürken, Fethullahçılar başta yargı ve emniyet olmak üzere farklı devlet kurumları içerisine yerleştirdikleri kadrolarıyla kendi yönetim sistemlerini kurmuşlar ve hükümetin politikaları üzerinde etkili olmuşlardır.
Şimdi Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri adeta uykudan uyanırcasına “Paralel devlet var” diyorlar ve adeta her şeyi, tüm olumsuzlukları buna bağlamaya çalışıyorlar. “Derin devleti ve vesayet rejimini nasıl etkisizleştirdiysek, paralel devleti de öyle etkisizleştireceğiz” diyorlar. Buna dayanarak faşizmin “Tek devlet” anlayışını daha da kökleştirmeye çalışıyorlar. Bu konuda CHP ve MHP ile tam bir anlayış birliğine ulaşmış durumdalar. Neredeyse Kanuni Süleyman’ın alternatifsiz yönetim çizgisine gelmiş bulunuyorlar.
Fakat şunu herkes görmeli: Ne AKP’nin tek devleti, ne de Fethullahçıların paralel devleti Türkiye’nin sorunlarını çözecek güçte değil. Tersine çözümsüzlüğü daha da derinleştiriyorlar, sorunları daha çok ağırlaştırıyorlar. Tıpkı geçmişin derin devlet ve vesayet rejimlerinin yaptığı gibi. Şimdi AKP-Fethullahçı çatışması devletçi ve iktidarcı sistemin toplumsal sorunları çözme yeteneğinde olmadığını yeniden ve daha net bir biçimde ortaya koymuş durumda. Bu da demokrasi seçeneğini öne çıkarıyor. Tüm toplumsal sorunların çözümü açısından Demokratik Özerkliğin tek seçenek olduğunu ortaya koyuyor. Demokratik Özerklik sisteminin tek çözümleyici güç olduğunu gösteriyor.
Ancak gerçek bu olmasına rağmen, Demokratik Özerklik çözümünü gerçekleştirecek olan Demokratik Çözüm Sürecini ilerletmemede, onu AKP’nin seçim kazanmasının aracı haline getirme çabasında AKP Hükümeti ısrar ediyor. Halbuki AKP’lilerin çok sık söyledikleri millet hakimiyeti en etkili biçimde gerçek demokratikleşme ile sağlanır. Dış müdahaleyi önleyerek paralel devleti etkisiz kılmanın tek yolu budur.
Eğer AKP Hükümeti paralel devlet tartışmalarını seçim politikasının aracı yapar ve bu temelde çözüm sürecini ilerletmezse, o zaman kendisini de Türkiye’yi de çok ciddi bir tehlike içine sokar. Bu konuda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son uyarıları hem çok ciddi ve hem de ön açıcı niteliktedir. Demokratik çözüm sürecinin yerel seçimlere kurban edilmemesini istemektedir. Derhal müzakerelerin başlatılması önerisinde bulunmaktadır. Çalışmaların yasal statüye kavuşturulmasını ve önerdiği 8 komisyon çalışmalarının başlatılmasını gerekli görmektedir. Bunlarla birlikte İmralı koşullarının değiştirilmesini ve gerektiği kadar heyetlerle görüşebilmesinin sağlanmasını istemektedir.
BDP’nin de katılmakta olduğu bu taleplerin karşılanması zor değildir. Fakat paralel devlet tehlikesinden söz etmesine rağmen, AKP Hükümeti hala çözüm sürecine ciddi yaklaşmamaktadır. Fethullahçılarla yaşanan mücadele Kürdistan’a hiç yansımamaktadır. Kürt sorununu çözecek ve Türkiye’yi demokratikleştirecek ciddi adımlar atacağı yerde, Kürdistan’daki yönetimi hala Fethullahçılarla paylaşmaktadır. Bu da AKP’nin her şeyi kendi iktidar çıkarları çerçevesinde yaptığını açıkça göstermektedir. Böyle giderse Kürtler demokratik özerklik çözümünü kendi güçleriyle gerçekleştirmek zorunda kalacaklardır. Bundan da elbette AKP Hükümeti sorumlu olacaktır.
Eğer doğru yaklaşılsa mevcut paralel devlet tartışmalarından demokratik çözüm sürecini ilerletecek sonuçlar çıkabilir. Fakat AKP böyle yaklaşmamaktadır. AKP’nin paralel devlet tartışmalarından çıkarmak istediği sonuç seçimi kazanmak ve faşist tek devlet zihniyetini daha da hakim kılmak olmaktadır. Böyle bir tartışmanın da demokratikleşme açısından hiçbir sonuç vermeyeceği açıktır. O halde paralel devlet tartışmalarını doğru yapmak, devletçi sistemin çözüm getirmeyeceği görülerek demokratik özerklik çözümü üzerinde yoğunlaşmak gerekir. Tehlikeyi önleyecek ve halkların yararına olacak tek yol budur.
Paralel devlet tartışmaları ve demokratik çözüm süreci
‘Paralel devlet veya yapı” tartışmaları giderek yayılıyor ve derinleşiyor. Bazıları mizah konusu yapmaya çalışsa da, Türkiye’deki siyasal yapılanmayı bu kavramla açıklamak isteyenlerin sayısı sürekli artıyor. Hatta “Paralel devlet” gerçeğinin hukuken soruşturulmasını ve yargılanmasını isteyenler bile var. Tartışma yayıldıkça devlet, iktidar, darbe gibi kavramların tartışılması da gündeme geliyor. Tabi tüm bunlar esas alternatif olarak demokrasi tartışmalarıyla birlikte yürüyor.