• Dîlok’ta tarihi bir konağı müzeye dönüştüren Esat Kaplan, 30 yılda biriktirdiği koleksiyonu ‘Devri Alem Para Müzesi’nde sergiliyor. Paranın turşusunu kurup müze yapan Kaplan kendisini, “Parayı hiç sevmeyen biri” olarak tanımlıyor.

 

Dîlok’ta tarihi bir konağın kapısından içeri adım atanlar, sadece geçmişe değil, dünya sınırlarını aşan iktisadi ve siyasi bir tarihe yolculuk yapıyor. Kendisini “parayı hiç sevmeyen bir adam” olarak tanımlayan 50 yaşındaki Esat Kaplan, 30 yıl boyunca iğneyle kuyu kazar gibi devasa koleksiyon biriktirdi. Kaplan, tarihi bir Antep evini dönüştürerek “Devri Alem Para Müzesi” kurdu ve koleksiyonunu burada sergiliyor. Müzede, 170 farklı ülkeye ait 700 farklı para birimi sergileniyor. Dünyanın dört bir yanından gelen misafirleri ağırlayan Devri Alem Para Müzesi, ziyaretçilerini paranın soğuk yüzüyle değil insanlık tarihinin ortak mirasıyla buluşturuyor.

Dünyanın parasını topladı

Uzun yıllar Hollanda’da yaşadıktan sonra memleketi Dîlok’a dönen Esat Kaplan’ın müze kurma fikri, Antep Ticaret Odası’na yaptığı bir ziyaretle başlıyor. 

Odanın duvarlarının bomboş olduğunu gören Kaplan, o dönem oda başkanı olan Mehmet Aslan’a, “Çocuklar buraya gelsin, hem ticareti öğrensin hem de paranın ne anlama geldiğini kavrasın” diyerek elindeki koleksiyonu gösterir. Resmi kurumların o dönemdeki bürokratik engelleri nedeniyle proje gecikse de Kaplan 2005 yılında müzeyi açmayı başarır. 

"Eğitimin kaçakçılıkla ne alakası var?" diyerek yola koyulan Kaplan, gazeteci Halil Eyüpoğlu ile tanışmasının ardından bugün Dünyanın en önemli para müzelerinden biri olan müzenin açılışını yaptığını aktardı. 

Müzenin en dikkat çekici köşelerinden birini, üzerlerinde farklı ülkelerin bayrakları ve isimleri olan turşu kavanozları oluşturuyor. Esat Kaplan halk arasında sıkça kullanılan "paranın turşusunu kurmak" deyimini sanatsal ve bilimsel bir gerçekliğe dönüştürmüş durumda.

Müzede sergilenen kavanozların felsefesini açıklayan gazeteci Halil Eyüpoğlu, turşunun aslında bir biriktirme ve saklama kültürü olduğunu belirterek, "Biz de burada parayı alıp biriktiren, yani kelimenin tam anlamıyla paranın turşusunu kuran Esat Bey’in bu emeğini, bu metaforu gerçeğe dönüştürerek kavanozlarda sergiledik" dedi. 

Paranın iktisat tarihindeki yeri

Müzede sergilenen her banknot ve madeni para, sadece bir değişim aracı değil basıldığı dönemin ideolojisini, felsefi yapısını ve toplumsal mücadelelerini yansıtan birer tarihi belge niteliğinde. Paraların arka yüzlerindeki tasarımların birer sanat ve mimarlık eseri olduğunu vurgulayan Halil Eyüpoğlu, paranın iktisat tarihindeki yerine dikkat çekti. 

Eyüpoğlu "Burada 1800’lü yıllardan kalma bir paraya baktığınızda, o dönemin ekonomik düzeyini, Sanayi Devrimi sonrası emeğin, sermayenin ve iş gücünün nasıl şekillendiğini görebilirsiniz. Emek ve sermayenin çatışması, kapitalizmin ve ardından buna tepki olarak doğan ideolojilerin, doktrinlerin ortaya çıkışı bu paraların sirkülasyonunda gizlidir” dedi.  

Esat Kaplan, müzede her döneme ait çok dilli ve çok kültürlü bir hafızayı barındırdıklarını söyledi. Tarihi objelerin birleştirici gücüne dikkat çeken Kaplan, depremde koleksiyonundaki en değerli parçaların bir kısmını kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadıklarını söyledi. Kaplan, her şeye rağmen tarihi Antep konağında bu hafızayı diri tutmaya çalıştıklarını ifade etti. EKREM TUNÇOĞLU/MA