• Beş ya da altı yaşlarındaydım. Güneş ışığı üzerine vurduğunda deqin yemyeşil parıldaması zihnime kazınmıştı. Yıllar sonra annemden o deqin hikayesini dinledim…

BARAN DESTAN

Mezopotamya’nın bereketli ovalarından Fırat’ın, Dicle’nin suları akar. Toroslar ve Zagroslar yüzyıllardır halklara yurt olmuş, kimi zaman da onları bir kale gibi korumuştur. Zagros’un sarp yamaçlarında bizinê çiyayê görülür. Dağların eteklerini peryavşan örter, sis bulutlarının arasındaki vadilerde kêwê çiyayê yuva kurar. İlkbaharda yaban nergisleri açar, vadiler spîndarlarla bezenir.

Binlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan Kürtlerin hafızasında doğanın güzelliğinin yanı sıra kuşaktan kuşağa aktarılan acılar da vardır. Sonbaharda dökülen kuru bir yapraktan yazın insanın tepesini kavuran güneşe, geceyi örten kanlı bir yarım aya kadar her şey bu hafızanın parçasıdır. Evladını yitiren anaların, yetim kalan çocukların, toprağından koparılan ailelerin, genç yaşta eşini kaybeden kadınların ve daha nice yaslı insanın hikayesini barındırır bu topraklar.

Acılar, feryatlar ve için için söylenen ağıtlar yalnızca sözlerde kalmaz. Bazen insanın bedenine işlenir, deq olur. Kaderin yalnızca alına değil; çeneye, şakağa ve ellere de yazıldığı kadim bir gelenek. Kimi zaman güzelliğin, kimi zaman aidiyetin, kimi zaman inancın, kimi zaman da yaşanmış bir acının işareti... İnsanın ömrü boyunca bedeninde taşıdığı bir mühür.

Kaybolmanın eşiğinde

Halk arasında deq olarak bilinen bu kadim geleneğin adının Süryanicedeki “dyoqo” sözcüğünden türediği söylenir. Daha az bilinen bir diğer adı ise xaldır. Sözcük, delmek ve iğnelemek anlamlarına gelir. Başta Kürtler ve Êzîdîler olmak üzere Süryani ve Arap topluluklarında da görülür. Erkek deq ustasına deqqak, kadın ustaya deqqake; deq taşıyan erkeğe medquk, kadına ise medquke denilir.

1950’li yıllara kadar Kürtlerin yaşadığı coğrafyada oldukça yaygın olan bu gelenek, bugün giderek kayboluyor. Oysa deqin kökenlerinin İslam ve Hristiyanlık öncesine kadar uzandığı, Antik Mezopotamya’daki dövme ve damgalama pratiklerinde izlerine rastlandığı aktarılıyor. 6’ncı yüzyılda yaşamış Amidalı Aëtius’un eserlerinde de benzer dövme uygulamalarından söz edilir.

Eski uygulamalarda kullanılan malzemeler ve yöntemler bugünkülerden oldukça farklıdır. Çam kabuğu, korozyona uğramış tunç, sakız ve ağaç yağı ezilerek karıştırılır. Başka bir karışımda ise tunç, sirke, pırasa suyu ve su kullanılır. Uygulama yapılacak bölge temizlendikten sonra deri iğnelerle delinerek hazırlanan karışım deri altına işlenir. Bunlar oldukça eski tarif ve teknikler olsa da deq, yüzyıllar boyunca özellikle Bakur ve Rojhilat başta olmak üzere Kürtlerin yaşadığı bölgelerde varlığını korudu. Mêrdîn, Riha ve Amed’de geleneğin izlerine bugün de rastlamak mümkün.

Kadınlarda daha çok çene, alın ve ellerde; erkeklerde ise özellikle şakaklarda görülen deq, estetiğin ötesinde anlamlar taşır. Korunma, aidiyet, aşiret bağı, bereket, nazardan korunma ve güzellik bu anlamlardan bazılarıdır. Motiflerin de kendilerine özgü anlamları vardır. Örneğin güneş, ışık ve yaşama, elmas, güce, “V” biçimindeki motif ise aşiret bağlılığını simgeler.

Modern dövme kültürü ise özellikle 20’nci yüzyılda elektrikli dövme makinelerinin yaygınlaşmasıyla büyük bir dönüşüm geçirdi. Günümüzde dövme mürekkepleri pigmentlerin su, alkol ve gliserin gibi taşıyıcı sıvılarla birleştirilmesiyle hazırlanıyor; geleneksel yöntemlerin yerini daha hızlı ve standart uygulamalar alıyor. Sosyal medya da dövmeyi görünür kılan, yeni motifleri ve eğilimleri hızla dünyanın farklı yerlerine taşıyan araçlardan biri haline geldi. Ancak deqi modern dövmeden ayıran temel noktalardan biri, onun insanın bedenine bir kimliği, inancı, hatırayı ya da yaşanmışlığı işleyen kültürel bir hafıza biçimi olması.

Annemin hatırası

Annemin çok uzun yıllar önce yaptırdığı deqi hatırlıyorum. Beş ya da altı yaşlarındaydım. Güneş ışığı üzerine vurduğunda deqin yemyeşil parıldaması zihnime kazınmıştı. Yıllar sonra annemden o deqin hikayesini bir kez daha dinledim. Çok küçük yaşlardayken ağır bir hastalığa yakalanmış. Anlattığına göre gözlerinin içi ateş gibi yanıyor, gözyaşları durmadan akıyormuş. Gözlerini açmakta bile zorlanıyormuş. Anneannesi mahallede yeni doğum yapmış ve anne sütü bulamadığı için koyun sütü kullanan bir kadından süt almış. Ardından tandır közünden arta kalan ve Kürtçede “tenî” denilen maddeyi sütle karıştırmış. Yaklaşık 20 iğnenin ucunu bir araya getirerek annemin şakağına, nohut tanesi büyüklüğünde bir deq işlemiş. Bunun deqle bir ilgisi var mıydı bilmiyorum ancak annem hastalığının daha sonra geçtiğini anlatıyor.

Bedenden silinen hafıza

Bugün deqe özellikle 60 yaşın altındaki kadınlarda daha az rastlanıyor. Kınanın deqin yerini alması, dini yaklaşımlar, şehirleşme ve geleneğin “eski moda” görülmesi gibi etkenlerle bu kültür giderek unutuluyor.

Bununla birlikte Amed, İzmir ve İstanbul gibi büyük kentlerde deq geleneğini farklı biçimlerde sürdürmeye çalışan uygulayıcılara rastlamak mümkün. Ancak bugünkü uygulamalarda geleneksel deqin yönteminden çok modern dövme estetiği öne çıkıyor. Eski karışımların yerini profesyonel dövme mürekkepleri alırken motifler de daha ince ve modern çizgilerle yorumlanıyor.

Bugün ait olunan yeri, aileyi, inancı, korkuyu veya geçmişte yaşanmış bir olayı anlatan işaretler, onları bedenlerinde taşıyan kuşakla birlikte yavaş yavaş azalıyor.AMED