
EREM KANSOY
Maraş’ın Elbistan kentinde doğan Ali Gül Özbek, 8 çocuklu bir ailenin çocuğu. Alevi Kürt bir ailenin ferdi olan Özbek, 17 yaşına kadar Elbistan’da yaşadı. Devletin Alevi Kürt kimliğini inkar eden asimilasyoncu ve dışlayıcı eğitim sisteminden kaynaklı Özbek, gençlik yıllarına kadar kendisini Türk olarak tanımladı. 1980’lerde Malatya Üniversitesi’nde öğrenciyken kendi kimliği ve devletin Kürt Alevi karşıtı ırkçı politikalarıyla tanışan Özbek’in o günden sonra politik düşünceleri de farklı bir seyir aldı. Askeri cunta yönetiminin zulüm ve cinayetlerinin tavan yaptığı o dönemde, Özbek’in babası ve ağabeyi de cunta tarafından tutuklanır. Malatya’da üniversite eğitimini tamamlayan Özbek, bir süre İstanbul’da bir şirkette çalıştıktan sonra İngiltere’ye göç etti. İngiltere’nin Portsmouth Üniversitesi’nde 3 yıl eczacılık okuyan Özbek, hafta sonları da kebapçıda çalıştı. 2007’den açtığı Med Chem Eczanesi’nde Kürtçe-Türkçe de hizmet veren Özbek, 2013 yılında İşçi Partisi’nden belediye meclis üyesi oldu, Haringey Belediye Başkanlığı da yaptı. Mayıs’ta 1 yıllık görev süresini dolduran Haringey Belediyesi eski başkanı Ali Gül Özbek, sorularımızı yanıtladı.
Londra’ya göç ettiğinizde toplum ne durumdaydı?
Benim İngiltere’ye göçtüğüm yıllarda, özellikle Londra’da birbirine daha da bağlı bir toplum vardı. O dönemler fabrikalar vardı ve toplumumuz buralarda çok ağır koşullarda çalışıyordu. O dönemlerin Halkevi’ni hatırlıyorum da hemen hemen her gün tıklım tıklım dolu olduğunu söyleyebilirim. O dönemler kimsenin kendisine ait iş yeri yoktu.
O zaman en büyük sıkıntı, dil sorunuydu. Bu sorun herkeste de vardı aslında. Derneklerin birçoğunda tercümanlık servisleri bulunuyordu, oralardan faydalanıyordum. Tabii ki ekonomik sorunlarımız da oluyordu.
İngiltere’de eczacılık okudunuz. Eğitiminize nasıl başladınız?
O dönemlerde İngiltere’de Türk Eğitim Birliği vardı. Çok demokrat bir yapıya sahip bir dernekti. Orada Dünya Üniversiteleri Danışma Servisi konferansına katılmıştım. Bu dernek aracılığıyla benim için en uygun olan şeyin orada Eczacılık okumak olduğuna kararı verdim. 1995 yılında üniversiteye başladım, 1999 yılında bitirdim. 1994’de evlendim, evliyken okuyordum ve evimi geçirdirmek için kebap dükkanlarında çalışıyordum. Tabi ütücülük yaptım, bulaşıkçılık yaptım, dönercide de çalıştım. Döneri ince keserim, diğer tarafını görebilirsiniz.
Üniversite sonrasında hayatınızda nasıl bir süreç başladı?
İngiltere’de üniversite biter bitmez hemen eczacı olamıyorsunuz. Eczacı olmak için bazı ön koşullarla stajyer eczacılık yapıp yeterlilik sınavını tamamlamalısınız. Ben bir yıllık meslek içi eğitimle stajımı da tamamladım. Eğitim sürecim bittikten sonra Boots firmasında çalıştım.
Londra’da Kürtçe-Türkçe konuşulan bir eczane fikri nasıl oluştu?
Bence o dönemlerdeki en büyük eksiklikti. Toplumun bu eksikliğini ve büyük ihtiyacını gördüm. İngiltere’deki Tabipler Birliği’nde bunu söyledim. „Her toplum kendi kültürüyle muayene olabilmeli, kendi lisanında sağlık hizmeti alabilmeli“ dedim. Bu fikrin üzerine gittim ve toplumumuzun bu eksikliğini gidermeye çalıştım. Bence ne iş yapacaksanız yapın, eğitimli olun. Bir işin eğitimini alarak yapmak, ufkunuzu açar. Toplumumuzdaysa bu çok eksik. Oysa yatırımın en büyüğü, en yararlısı, eğitime yapılan yatırımdır. Ne kadar zengin olursanız olun, çocuğunuza dört daire bırakacağınıza bir üniversite diploması bırakın, daha iyidir. Benim aldığım eğitim de benim ufkumu açtı ve eczaneyi açtım. Elbette hayatımın en önemli kararlarındandı. Toplumumuzun en yoğun yaşadığı yer olan Haringey bölgesinde eczanemi açtım ve topluma direkt ulaşmaya çalıştım, çünkü bu benim için çok önemliydi topluma kendi dilinde sağlık hizmeti verebilmek.
İngiltere’de son 14 yıl içerisinde 52 genç intihar etti; büyük bir bölümü de Alevi kesimden. İntiharlarla alakalı Alevi kurumlarında çalışmalarda da bulundunuz. Bu konuda ne söyleceksiniz?
Ben yine eğitim diyorum, entegrasyon diyorum. Bu çok önemlidir. Biz burada para saydık, gençlerimizi saymadık; eğitimden çok, maddiyata önem verdik. Toplum olarak bu büyük bir yanılgıdır. Biz parayı değil gençlerimizin eğitimini saymalıydık. Bunun en büyük sebebi budur. Çocuklarımız ile yeterince yakından ilgilenmedik, işe güce verdik kendimizi. Genelde intihar eden gençlerimiz ilgisiz kalan gençlerdir. Baktığınız zaman o gençlerimiz derneklerimize gitse, 2 halay çekmesini öğrense, sosyalleşse güzel çevreler edinse hayatta kalacaktır. Bu konu gerçekten toplumumuzun kanayan yarasıdır. Bu konuya değinmeniz çok önemli teşekkürler. İnanın bu konuda elimizden geleni yapıyoruz, fakat aileler kesinlikle çocuklarıyla ilgilenmelidir çocuklarımız eğitilmeli ve derneklerimize götürülmeliler.
Dernekler bu konuda nasıl bir role sahip olmalı?
Derneklerin daha fazla projeler üretmesi gerekiyor. Böylelikle gençler sosyalleşebilir, toplum bir birine daha yakın olur. Kültürümüze sahip de çıkmış oluruz. Yani dernekler çekim alanı olmalıdır. Yoksa biz, üzülerek söylüyorum çok daha gençleri, aileleri kaybederiz. Toplumumuz da kurumlarına sahip çıkmalıdır. İngiltere’de ve ülkeden uzak her yerde kurumlarına insanlarımız sahip çıkmalıdır. Çünkü kurumlarımız bizleri birbirimizle yaklaştıran ve güçlü kılandır. Bakın düzen ve kültür çatışmaları, kimlik arayışları... Aileler kendilerini nereye yakın görüyorsa çocuklarına oraya götürsün. Gençlerimizi ancak sokaktan kurtaracak olan derneklerimizdir. Kültürümüzü aktarmanın en iyi yolu derneklerimizdir.
Son olarak İngiltere’deki topluma mesajınız nedir?
Şunu vurgulamak istiyorum, yaşadığımız bu ülkede Türkiye ve Kürdistan’da olanlara yönelik duyarlılığı artırmalıyız. Kaç tane İngilize ülkemizde neler olduğunu anlatırsak o kadar kârdayız. Dış toplumlar bilmeliler herşeyi. Çünkü sadece kendi basınlarından duyduklarıyla yetiniyorlar. Bakın yürüyüşlerimizde bile Türkçe slogan atılıyor, hayır İngilizce sloganlar atmalıyız. Entegrasyon, eğitim ve dernekleşmeler çok çok önemli lütfen halkımız bu konularda özenli olmalıdır. Düşünün bizler burada ne kadar çok gelişirsek ülkemizde o kadar faydalı oluruz.