Türk devletinin DAİŞ ile ortaklığı birçok kez belgeleri ile ortaya çıkmıştı. DAİŞ aktif olarak ilk ortaya çıktığı dönemlerde Irak’ta kendisi ile sınırlı bir örgütlenmeydi. El Kaide’ye bağlı varlık gösteriyor ve askeri olarak Afganistan’dan besleniyor, Katar ve Suudilerin ekonomik-diplomatik desteği ile kendisini var ediyordu.
Suriye krizi çıktıktan sonra ise DAİŞ farklı bir zemine taşındı. Özellikle yarattığı korku ve kaotik durumlarla Musul ve Şengal’i işgal etme süreci ile DAİŞ kendisini küresel ölçekte iyice gündemleştirdi. DAİŞ’in eylem alanı Irak’ta merkezi hükümet ve ABD karşıtlığı üzerinden şekillenirken, Suriye’de ise tamamen Kürtleri hedef alan bir örgüte dönüştü.
DAİŞ’in Musul’u işgalinden sonra bütün şiddeti ve enerjisi neredeyse Kürtlerin üzerine yöneldi. Bu DAİŞ’in temel stratejisi değildi. Ama ne oldu ise Musul’dan sonra sistematik olarak DAİŞ hem Irak hem de Suriye’de Kürtleri hedef almaya başladı. Bu durum biraz daha yakından irdelendiğinde DAİŞ’in temel olarak Türk devletinin stratejik siyaseti ile uyuşan ve o doğrulta varlığını sürdüren bir yapı olduğu görülecektir. Çünkü DAİŞ ideolojik ve tarihsel olarak AKP ile aynı kodları taşımaktadır. Ahmet Davutoğlu’nun katliamlar yapan tecavüzcü ordusu DAİŞ’i “sistemden rahatsız olan gençler topluluğu” diye masumane gösteren açıklamaları, MİT’in binlerce TIR’la silahla donatması, dünyanın her yerinden gelen çetelerin Türkiye üzeri DAİŞ’e katılması, DAİŞ çeteleri için Türkiye’de hastaneler ve kamplar açması unutulmaması gereken temel gerçeklerdi.
Türk devletinin DAİŞ’le desteği bununla da sınırlı değildi. Türk devletinin DAİŞ’e en büyük desteği ise çeteleri yenilgiye uğratan Kürdistani güçlere yönelik saldırısıdır. Şengal, Kerkük, Maxmur’da DAİŞ’i yenilgiye uğratan HPG ve Şengal Direniş Birliklerini; Rojava’da YPG ve YPJ güçlerine Türk devletinin saldırıları da Türk devletinin DAİŞ’e en büyük desteğidir. Dikkat edilirse DAİŞ Güney Kürdistan, Rojava ve Suriye’de yenilmeye başladığı 2015 yılı içerisinde iyice zayıf düşecekken, Türk devleti PKK’ye yönelik tarihin en kapsamlı savaş konseptini devreye soktu. Çünkü eğer DAİŞ Irak, Suriye ve Kürdistan’da yenilir ve dağılırsa; Türk devletinin bölgedeki statükocu politikası da tarihin çöp sepetine girecekti.
İşte Türkiye bunu görünce DAİŞ’i kurtarmak için öncelikle PKK’nin öncülük ettiği direniş hareketine Güney Kürdistan, Kuzey Kürdistan ve Rojava Kürdistan’ında saldırıya başladı. Bu saldırılarla DAİŞ’e nefes aldıracağını düşünüyordu. Ancak direniş daha da büyüyünce bu kez de Türkiye DAİŞ’i Avrupa’nın içlerine kadar taşıma planını hayata geçirdi.
Mülteci krizi olarak tanımlanan bu girişimle Türk devleti, Küresel güçlerin DAİŞ karşısında Kürt Özgürlük Hareketine desteğini azaltmayı, Suriye’deki kaosu da Avrupa’nın içine taşımayı amaçlıyordu. Bunu önce Mültecileri Avrupa içlerine taşıyarak yapmak istedi. Bu krizi ekonomik ve siyasal olarak gündemine alan Avrupa Birliği’nin çözüm çabaları biraz sonuç verince bu kez de askeri kaosu devreye soktu. Ankara’daki katliam, Paris’teki katliamlar da bu politikanın sonucuydu. Türk devleti bir yandan kendisini DAİŞ mağduru gösterip diğer taraftan DAİŞ vahşetini Avrupa içlerine taşıyarak kendisini temize çekmek istedi.
G20 Zirvesi öncesinde Paris’te yapılan katliam üzerinden Türk devletinin yarattığı argümanlara yakından bakıldığında Türk devleti ile DAİŞ arasındaki işbirliği daha net bir şekilde görülebilir. “Kolektif terör” organizasyonu diyerek hedefi belirsizleştirmeye çalışan Türk devletinin DAİŞ ile birlikte kaosla sürece dahil olması bir çözüm getiremeyecektir.
Peki durum Türk devletinin istediği gibi mi gelişiyor? Tabii ki hayır... Rusya devlet başkanı Putin’in “G20 içinde DAİŞ’i destekleyen devletler var” demesi ve bunun belgelerini göstermesi Tayyip Erdoğan’ın suratına diplomatik bir tokat olarak yansırken; HPG, YPG, Peşmerge ve YBŞ öncülüklü Kürt direnişinin DAİŞ’i çökertecek hamleler yapması da askeri bir tokat olarak Erdoğan’ın suratında kendisini gösteriyor. Bunlara bir de Silvan, Cizre ve Nusaybin gibi merkezlerdeki halk direnişinin giderek kökleşmesi Türk devletinin AKP üzerinden gerçekleştirmek istediği politikanın çökeceğini gösteriyor...