Fransa ile Türkiye Suriye konusunda stratejik dost ülkelermiş gibi hareket ediyorlar. Bunun için Suriye de ortaya çıkacak sonuçlar her iki ülke için çok önemli olacaktır. Bu Türkiye’nin tercihi ile ulaşılan bir durum olmamıştır. Libya’da kaybedince buna mecbur bırakılmıştır. Bu zoraki dostluk sayesinde Türkiye Suriye’yi aldığında Fransa’nın ekonomik siyasi ve diplomatik çıkarlarını gözetecek. Bunun karşılığında Fransa’da Kürt Özgürlük Hareketine karşı mücadelesinde Türk devletine daha çok destek verecektir. Son üç yılda Fransa Türkiye ilişkilerinde olup bitenler bunu göstermektedir. Paris’te üç Kürt siyasetçinin katledilmesinin ortamı böyle hazırlanmıştır. Göz yumulmuştur. Ya da direkt işin içinde vardır. Ancak Fransa istihbaratının Türk katillerine yataklık etmesi olasılığı çok daha fazladır. Zaten böyle olmazsa Fransa bu cinayetleri en ince ayrıntısına kadar açığa çıkaracaktır.
Katillerin açığa çıkıp çıkmaması Türk devletinin Suriye’yi ele geçirip geçirmeyeceğine de bağlı olacaktır. Her iki devlet bir birine güvenmedikler için daha derinden bu katliamın kendilerine mal olmaması için hazırlık da yapmışlardır. Paris savcısının cinayette dönük açıklamasını Türk devletine “haddini bil, söylediklerimizin dışına çıkma, istediğimiz yap açıklaması“ olarak okunursa daha doğru olacaktır. Fransa Suriye konusunda Türk devletinden aldığı sözlerin yerine getirilmesini istiyor. Kürt siyasetçilerin en son Suriye konulu bir toplantıya katılmak için Fransa’ya giden Adem Uzun’un tutuklanması ve daha da önemlisi üç Kürt kadın devrimcinin bu ülkenin başkentinde katledilmesi Libya işgalinden sonra yaşanan Türkiye Fransa ilişkilerinden kopuk ele alınamaz. Bu konuda dile getirdiklerimiz yapılmış anlaşmalara katılanların bilgilerine dayanmasa da yabana atılır görüşler değildir. Kürt sorununu ve Avrupalıların Kürtlere yaklaşımlarını az çok bilen herkesin varacağı sonuçlardır.
Şimdiki Ortadoğu Lozan’ın Ortadoğu’sudur. Lozan’ın Ortadoğu’su değişmesi gereken Ortadoğu’dur. Lozan’ın Ortadoğu’sunda Suriye Fransa’nındı. Süreçle kimi önemli konularda İran ve Rusya’ya kaptırmıştı. Fransa kaçınılmaz bölgesel değişim sürecinde Suriye’yi Rusya-İran ekseninden kopartarak hareket alanını genişletmek istemektedir. Fransa bu konuya hazırlıklıydı. Daha Ortadoğu bu haliyle gündem olmamışken Suriye’nin en önemli adamlarından Abdulhalim Haddam Fransa’ya kaçmıştı. Bu kişi uluslararası komplo sürecinde Suriye devleti adına Kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan’la görüşen kişidir. Esat ailesinin bazı üyeleri yıllardır Fransa’da yaşamaktadır.
Suriye, tarihsel, toplumsal, ekonomik, askeri sebeplerden kaynaklı batılı kapitalist güçlerin bundan sonraki Ortadoğu’ya yönelik saldırı ve işgalleri için önemlidir. 1999’dan sonra Ortadoğu’da yaşananlardan kapitalist merkezlerin çıkardığı sonuç işgal ve sömürüyü taşeron devletler yoluyla yapmanın daha karlı bir iş olduğudur. Bu sonuç AB ve ABD ile sıkı askeri siyasi ve ekonomik ilişkileri olan Türk devletini taşeron başı yapmıştır. Kırım Yahudisi Ahmet Davutoğlulu Türkiye diplomasisi inşat sektöründe iş arayan taşeronlar gibidir. Bu taşeronluk karşılığında Paris’te görüldüğü gibi dünyanın her yerinde Kürt devrimcilerini katletme hakkı almıştır. Artık Türkiye büyük Ortadoğu projesi içinde kedisini kullandırtırken karşılığında yok saydığı düşman bildiği Kürtleri daha rahat katleden namert katil bir devlettir. Şimdiye kadar ulus devlet politikaları gereği Kürtleri inkar ve imha eden bu ülke, şimdi büyük Ortadoğu projesi içinde taşeron olarak yer alma karşılığında tetikçi, silah kaçakçısı ve kara para aklayan bir devlet olmuştur.
Bu konuda en önemli bir diğer veri de Türk devletinin batı Kürdistan’a Serêkaniyê üzerinden saldırmasıdır. Paris’te katildir. Serêkaniyê’de de katil, silah kaçakçısı ve Arap şehlerinin kara parasını aklayandır. Paris katliamından sonra Türk devletinin özellikle Suriye politikası ekseninde yürüttüğü-yürüteceği diplomasisini yakından izlemek gerektiğini düşünüyorum.
Tüm bu değerlendirmelerden hareketle ileri sürmek istediğim iddiam şudur; Türk devleti, Kürt özgürlük mücadelesine karşı özellikle askeri boyut da yürüttüğü savaşta artık başkalarının tetikçisidir. Türkiye, Kürtlere karşı savaşta 5 Kasım 2007’den bu yana bilinen batılı devletler için çalışmaktadır. AKP böyle bir Türkiye’nin iktidarıdır. Ya da bu çizgiye çekilmiş bir iktidardır. Roboskî’nin altında kalmasının sebebi de budur. Açık bir biçimde ne ben yaptım diyor ne ben yapmadım diyebiliyor. Çünkü ikisi de doğrudur. Türkiye teslim alındıkça Gülen cemaati ve AKP için iktidar alanı olarak Kürtlerin özgürlük mevzilerini geriletmek yapa bilirse ele geçirmek kalıyor. Bunun içinde Kürtlere karşı TC tarihinin en pervasız ve ahlaksız saldırıları AKP döneminde gelişiyor. Kendini pazarlama karşılığında başkalarından Kürtleri daha rahat katletme sözü almamış olsaydı M. Ali Şahin “Almanya’da da benzer cinayetler gelişe bilir” deme cesareti göstermezdi
İkinci iddiam da şudur; Paris katliamından sonra batı Kürdistan’da çetelerin saldırıları yeniden yoğunlaşmış ise bu Türk devletinin Fransa ile vardığı anlaşmalar gereği gelişmektedir. YPG öncülüğünde batı Kürdistan’ın direnişi bu paralı çetelerle varılmak istenen hedefleri boşa çıkarmıştır. Bundan böyle AKP elindeki iki önemli silahını devreye koymayı deneyecektir. Birincisi Hizbi-Kontra yani 1990’larda Kürt yurtseverlerini satırlarla, tabancalarla arkadan yanaşıp infaz eden Allah’ın Partisi üyeleri içindeki katilleri Hizbullah’a resmi parti olma olanağı verme karşılığında kullanmak. İkincisi; Suriye’de şimdilerde Halep alanında hakim olan çoğunluğu Suudi Arabistan ve Katar’a bağlı Selefileri Kürtlere saldırtmak olacaktır. Erdoğan bunun için Katar’a gitmiştir diye düşünüyorum. Bundan sonra Rojava’da sadece Serêkaniyê’de değil diğer bölgelerde de Türk devleti doğrudan ve dolaylı saldıra girişecektir diye düşünüyorum.
Paris katili ve Serêkaniyê işgalcisi